11 Ağustos 2020 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
HABER DETAYI
Nükleer santralin yaratacağı iki risk!
İğneada için su kirliliği uyarısı…
Lüleburgaz # 08 Temmuz 2020 Çarşamba 07:32

Çınar TÜRKMEN

Enerji politikaları üzerine bilimsel çalışmalar yürüten Dr. Emrah Akyüz, “Çevre Sorunlarında Bilinmeyen 100 Bilimsel Gerçek” isimli yeni kitabında Türkiye’de yapılması planlanan üç nükleer santralden bir tanesi olması planlanan İğneada Nükleer Santrali için su kirliliği uyarısında bulundu.

Akyüz’e göre, su kaynakları açısından zengin bir ekolojiye sahip olan Trakya Bölgesi, nükleer santralin neden olduğu su kirliliği sorunu ile karşı karşıya kalabilir.

2030 yılına kadar kullanıma hazır olacağı tahmin edilen İğneada Nükleer Santrali’nin nükleer enerjinin çevreye olan etkileri nedeniyle tartışma konusu olmaya devam ettiğini belirten Akyüz; “Nükleer enerji hem avantajları hem de dezavantajları olan bir enerji kaynağıdır. Doğrudan karbondioksit salınımına neden olmaması nedeniyle küresel ısınmaya karşı bir çözüm aracı olarak sunulan nükleer enerji, aynı zamanda çevre için önemli riskler teşkil etmektedir. Bu risklerin başında ise radyoaktif kirlenme ve nükleer atık tehlikesi gelmektedir. Olası bir kaza durumunda Çernobil ve Fukuşima gibi radyoaktif kirlenme sorunu ile karşı karşıya kalma riski bulunan İğneada bölgesini bekleyen bir diğer risk ise su kirliliğidir. Nükleer enerjinin tartışılmayan ve çok az kesim tarafından bilinen önemli çevresel etkilerinden bir tanesini su kirliliği riski oluşturmaktadır” dedi.

İKİ RİSK: SU TÜKETİMİ VE TERMAL SU KİRLİLİĞİ

Enerji politikaları üzerine bilimsel çalışmalar yürüten Dr. Emrah Akyüz, “Çevre Sorunlarında Bilinmeyen 100 Bilimsel Gerçek” isimli kitabında nükleer enerji santrallerinin çok az bilinen risklerinden bir tanesine açıklık getirdi.

İğneada Nükleer Santrali’nin su kaynakları üzerinde önemli riskler oluşturabileceğini belirten Dr. Akyüz, su kirliliği riskine dikkat çekti.

Akyüz, su kaynaklarının karşı karşıya olduğu riskler konusunda şu görüşleri savundu; “Nükleer enerji santralleri iki nedenden dolayı su kaynaklarının yanı başına inşa edilmektedir. Birincisi, nükleer santrallerde su ile buhar elde edilerek enerji üretir. Bu enerji, nükleer santrallerin kendi içerisinde kullanılır. İkincisi, nükleer santrallerin soğutulması için yüksek miktarda suya ihtiyaç duyulduğu için nükleer santraller su kaynaklarının yanı başına inşa edilirler. Bu yüzden, nükleer santrallerinden bir tanesinin inşası için Karadeniz kıyılarında bulunan ve su kaynakları açısından zengin bir coğrafya olan İğneada bölgesi seçilmiştir.  Ortalama büyüklükte bir nükleer santral yılda 13-24 milyar litre ve günde 35-65 milyon litre su tüketimine neden olmaktadır. Bu kullanılan sular ise tekrardan su kaynaklarına deşarj edilerek su kirliliğini tetiklemektedir. Nükleer santrallerde kullanılan suların, çevresinde bulunan su kaynaklarını kirletmesinin iki nedeni bulunmaktadır. Birincisi, nükleer santraller için hem elektrik üretmek hem de santrali soğutmak amacıyla büyük pompalarla vakumlanarak su kaynaklarından yüksek miktarda su çekilir. Kontrolsüz bir şekilde gerçekleştirilen bu işlem sırasında su canlıları da suyla beraber vakumlanır. Vakumlanan suyun içerisinde kalarak ölen su canlıları, su kaynaklarında biyoçeşitliliğin zarar görmesine neden olur. Su kaynaklarında milyarlarca canlı yaşamını sürdürmektedir. Bu kaynaklarda yaşayan canlıların korunması, ekosistemin varlığını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi hayati öneme sahiptir. Bu nedenle, İğneada Nükleer Santrali su kaynaklarında canlı popülasyonunun azalmasına neden olarak yüzlerce balık türüne ev sahipliği yapan İğneada bölgesinde ekolojik dengenin zarar görmesini tetikleyebilir”

“SICAKLIK DOĞAL SINIRIN ÜSTÜNE ÇIKAR”

“Nükleer santrallerin su kaynaklarını zarar görmesinin ikinci nedeni ise, nükleer santrallerde kullanılan soğutma suyunun su kaynaklarına deşarjı sonrasında suyun yüzeyinde sıcaklık artışı meydana gelmesi ile oluşan termal su kirliliğidir. Su kaynaklarına nükleer santrallerden deşarj edilen kullanılmış suyun ortalama sıcaklığı 30-40°C’dir. Bunun bir neticesi olarak, deşarj işlemi sonrası su yüzeyince sıcaklık doğal sınırın üstüne çıkar. Su kaynağında yaşanan ani sıcaklık değişimi buralarda yaşayan canlıların yaşamları riske sokar çünkü sıcak suyun su kaynaklarına deşarj edilmesiyle, su kaynaklarında oksijen azalır ve suyun pH değeri yükselmeye başlar. Bunun bir neticesi olarak, su kaynaklarında hipoksik ölü bölgeler oluşur ve böyle yerlerde canlı yaşamı tehlike altında girer. İğneada Nükleer Santrali su kaynaklarında sıcaklığın artmasına neden olarak Trakya bölgesinde hipoksik ölü bölgeler meydana gelmesine neden olabilir ve bu durum ekolojik dengenin bozulması riski ortaya çıkarabilir”

“YER SEÇİMİNDE EKOLOJİK DENGE ÖNCELİĞE KONULMALI”

Nükleer santrallerin su kaynaklarına zarar vermesinden dolayı zengin ekolojik değere sahip olan İğneada ve çevresinin su kirliliği riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirten bilim insanı Dr. Akyüz,  yer seçiminde ekolojik dengenin önceliğe konularak daha rasyonel politikaların hayata geçirilmesi tavsiyesinde bulundu.

 

Bu haber 4096 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER HABERLER
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter