11 Ağustos 2020 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
HABER DETAYI
Tırdan vazgeçip bisiklete bindi!
Lüleburgaz # 13 Temmuz 2020 Pazartesi 07:33

42 antik kenti bisikletiyle gezdi…

“Bize en çok saygı gösterenler kamyon ve tır şoförleri”

80’li yılların sonunda tır şoförlüğü yaparken Ürdün’de tur bisikletçileriyle karşılaşan Atıf Aral, 2011 yılında çarşıda otomobiline park yeri bulamayınca bisiklet kullanmaya karar verdi. O günden bu yana bisikletin üzerinden inmeyen ve Lüleburgaz Bisiklet Motosiklet Gençlik Spor Kulübü Derneği Başkanlığını da yapan Atıf Aral, 20 yıl tır şoförlüğü yaptıktan sonra kendini tur bisikletçiliğine götüren olaylar silsilesini Görünüm Gazetesi’yle paylaştı.

Tansu Edip GÖKBUDAK

Lüleburgaz Bisiklet Motosiklet Gençlik Spor Kulübü Derneği Başkanı Atıf Aral, 80’li yıllarda tır şoförüyken yolda rastladığı ve imrenerek baktığı bisikletçilerin arasına 2011 yılında Lüleburgaz’da yaşadığı bir olay üzerine katıldı.

O günden bu yana bisikletin üzerinden inmeyen Aral, hayalini gerçekleştirmesine sebep olan olayın Lüleburgaz’da park yeri bulamaması olduğunu söyledi.

Arkeoloji merakından dolayı bisikletiyle Ege’de 42 antik şehir gezen Aral, yaşam deneyimlerini Görünüm’le paylaştı.

BABA MESLEĞİ KAMYON ŞOFÖRLÜĞÜ

İlk sorum. Atıf Aral kimdir nerede, ne zaman dünyaya geldi?

Ben 1967’de Lüleburgaz’da doğdum. Ailecek doğma büyüme Lüleburgazlıyız. Çiftçiliğin yanı sıra bizim baba mesleğimiz kamyonculuktu. Ben derslerim olduğu halde top sevdasına okulu bıraktım. Sanayide çıraklık yaptım. Oradan sonra askere gittim. Baba mesleği kamyonculuk çiftçilik derken uzun yol şoförlüğü yaptım. 20 yıl uzun yol tır şoförlüğü yaptım.

“ARKEOLOG OLMAYI ÇOK İSTİYORDUM”

Çocukken bisiklet hayaliniz var mıydı?

Benim herhangi bir bisiklet hayalim yoktu. Ama tır şoförlüğü dersen babadan kalma meslek olduğu için seçtik. Çocukken hep görüyordum babamı çünkü. Fakat benim şoförlükten ziyade kafamda okumak vardı. Arkeolog olmayı çok istiyordum. Okulu bırakınca hiçbir şey olamadım. Öyle bir geçiş dönemi yaşadıktan sonra yurtdışında çalışmaya başladım. Yurt dışında çalışırken yollarda tur bisikletçilerini görüyordum.

Hangi yıllar?

1987-94 arası. O zamanlar hep görüyordum. Bir gün “Ne kadar keyifli iş. Bir gün ben de yapacağım” dedim.

 

Uzun yol şoförleri sabırlı olmak zorunda. Tur bisikletçileri de sabırlı olmak zorunda. Aslında uzun yol tır şoförleri ile bisikletçiler arasında ortak yön var.

 

Çok enteresan bir durum var. İnsanlar şunu bilmez. Kamyon ve tır şoförlerine ayrı gözle bakıyorlar. Katil gibi bakıyorlar. Toplumun bir kısmının şunu bilmesi gerekiyor. Kamyon ve tır şoförleri olmasa yemeye ekmek bulamazlar.

 

“BİSİKLETÇİYE EN FAZLA SAYGIYI ONLAR GÖSTERİYOR”

 

Ben şunu duymuştum. Yıllar önce röportaj yaptığım bir motosiklet eğitmeni motosiklet ve bisikletlilere en fazla dikkat edenin tır şoförleri olduğunu söylemişti.

 

Biz bunu Pınarhisar’daki dar bir yolda görüyoruz. Orada bize en fazla saygı gösteren araç sürücüleri kamyon ve tır şoförleri. Kamyon ve tır şoförleri çok sabırlı olmak zorunda. Yükleri var. Yeri geliyor aylarca yolda oluyorlar. Bisikletle uğraşım da yolda gördüğüm bisikletçiler sayesinde oldu. 

 

İlk kez nerede gördünüz hayatınızı değiştiren bisikletçileri?

 

İlk kez Ürdün’de gördüm.

 

NATİONAL GEOGRAPHİC EDİTÖRÜYLE KARŞILAŞMASI

 

Dipnot olarak sormak istiyorum. Tır şoförü olarak hangi ülkelere gittiniz?

 

Birkaç Avrupa ülkesi, Arap Yarımadası’nın tamamını gezdim. Rusya’ya gittim. Benim çok büyük merakım vardır. Gittiğim ülkelerde antik şehirleri gezerim. Şu an İran’a gitsem antik kentlere giderim. Semerkand’a giderim, Tebriz’e giderim. Ürdün’de ünlü Petra Antik Kenti’ne gittim. Tırı park alanına bıraktım. Minibüslerle antik şehre gittim. O zaman yıkılmamıştı orası. Gittiğim bölgelerde ne varsa oraya gidiyorum. Belli bir geçişten sonra imkan bulunca hep değerlendirdim. Böyle başladım. Tur bisikletçileriyle karşılaştıktan sonra, onlarla konuştuktan sonra şu dikkatimi çekti: Hayat anlayışları farklı. Tur bisikletçiliği yapanların belli bir hayat anlayışı var ve bir de belli bir eğitim seviyesinde insan hepsi. Eğitimi tamamlamamış dahi olsa dünya görüşü çok farklı insanlar. Ben burada senelerdir (Bisiklet Akademisi’ni kastediyor) insanları görüyorum. Isra Koffman diye bir arkadaş geldi. Sonra ahbap olduk onunla. Isra’ya şunu sordum; Ne iş yapıyorsun sen? diye. Basit bir gazeteci olduğunu söyledi. Bir-iki gün kaldı burada. Bende art niyet sezmedikten sonra samimiyetini artırdı. Açtım Isra’yı biraz.  Benim dil bilgim belli bir seviyeye kadar. İnanç Zorlutuna sağ olsun bana bu konularda çok yardımcı oluyor. Çok iyi yabancı dil konuşuyor. Bu işin belli bir maliyeti olduğunu söyledim ona. Ben yola çıktım demekle tur bisikletçiliği olmuyor. Bunun belli bir maliyeti var. O da 3 yıldır gezdiğini ve 2 yıl daha gezeceğini söyledi bana. Bu bütçeyi oluşturmak ciddi bir iş dedim. O da “Ben 30 bin Avro ayırdım” dedi. Şu anda 210 bin TL para yapıyor. Bu birikimi nasıl sağladığını sordum. O da sonunda, “Ben Brezilya’da National Geographic Dergisi’nin editörlüğünü yapıyorum” dedi. Ve bana dünyada böyle bir yer görmediğini söyledi. Ben de bir vesileyle eski başkan Emin Halebak’a bu konuyu dile getirdim. Bir taslak proje yaptık. Bizim derneğimizin eski yeri vardı. Burada değildik biz. Böyle başladı. Tur bisikletçisinin ilk aradığı şey tuvalet ve sudur.

 

PARK YERİ BULAMAYINCA…

 

Kronolojiyi bozmak istiyorum. Bisiklet hayalini tur bisikletçilerini görünce kurmuşsunuz. Bisiklet için ilk adımı ne zaman attınız?

 

O da çok enteresan. Çarşıda dükkanım vardı o zaman. Ticaretle uğraşıyordum. 2011 yılı falandı. 2011’de evden geldim, atladım arabaya. Oraya park et, buraya park et derken arabayı taş köprünün ilerisinde sanayiye park ettim. Ben arabayı park ettim. Yürü yürü yürü derken “Neden bisiklet gibi bir şeyle gelmedim de böyle park yeri aradım” dedim kendi kendime. Evde de benim yeğenimin bisikleti var. Bu bisikleti toplatıp işlerimi bisikletle halletmeye karar verdim. Çarşıya bisikletle gidip gelmeye başlarken aylak olduğum zamanlarda Turgutbey’e, İstasyon’a çay içmeye bisikletle gitmeye başladım. En sonunda bir baktım sağ olsun Zekeriya Ünlüer abi vardı. O da bana gel, “Ayvalı’ya baraja gidelim” dedi. Sonra o Ayvalı bir gün Tekirdağ’a köfte yemek oldu, Kırklareli’ye gezmeye gitmek oldu. En sonunda ben “Abi gel Ege’ye bisikletle tur yapalım” dedim. Bunun bana rahatlığını veren de kamyonla uzun yollarda o yaşam tarzını bilmemdi. Biz o sene Mayıs ayının 15’inde yola çıkacağız diye sözleştik. Ondan sonra ayın 14’ünde Zekeriya Abi, “Yengen salmıyor. Kusura bakma Atıf” dedi. Ben de “Tamam” dedim.

 

“TUR BİSİKLETÇİSİNİN HEDEFİ YOKTUR”

 

O zaman siz tek başınıza mı çıktınız yola?

 

Ben çıkmayı kararlaştırdığım gün tek başıma çıktım yola. Uzunköprü’yü geçtim yattım. Çanakkale’yi geçtim yattım. O güzergahı güzelce tamamladım. Benim için ekstra bir şey yok şu ana kadar. Beni zorlayacak herhangi bir şey yok. Bisiklete de gücüm alıştı artık. Bunun belli bir standardı olduğunu öğrendim. Standart herkese göre değişiyor. Sen keyif yapmaya çıkıyorsan, gücünü yıpratmadığın şekilde pedal basarsan kalıcı olursun. İnsanların anlamadığı şu; İnsanlar hedef koyuyor. Tur bisikletçisinin hedefi yoktur. Tur bisikletçisi gider, bünyesi nereye kadar devam ediyorsa… Bunun standardı 60-70 kilometredir. Tur bisikletçisinin en fazla aradığı şey sudur.

 

“BİSİKLETÇİLERİ ÇATLAK SANIYORLAR”

 

Bu olay sizin için resmen başlangıç olmuş. Hayatınızda önemli bir kilometre taşı oluşturuyor. Yola çıktığınız dönemde unutamadığınız anı var mı?

 

Unutulmayacak hiçbir anıyla karşılaşmadım. O hayata nasıl baktığınla alakalı. Şunu unutmadım mesela. Bodrum civarlarında bir köye girdim. Oturdum çay içiyordum. Oradaki insanlar da kanola ekmişler. Ben de çay söyledim. Dedim, “Siz nasıl yapıyorsunuz yem işini” dedim. Bunlar şimdi bu tür insanlara alışıklar. “Sen ne iş yapıyorsun?” dediler. Ben çiftçilik yaptığımı söyledim. Onlar inanmadı ilk başta. “Çiftçi adam nasıl gezecek böyle” dediler. İnanmadılar. Ondan sonra sohbete başladık. Hayvanların ne kadar yem aldığından tarlanın sürülmesine kadar konuşunca, “Ya hakikaten sen çiftçiymişsin” dediler. Esas olan bizim insanımızı bu işi herkesin yapabileceğine inandırabilmek. Adamlar benim çiftçilik yaptığımı anlayınca evlerine misafir ettiler. Onlar tur bisikletçisini kafadan çatlak, zengin bir insan olarak görüyor. Türkiye’de bisikletin bu kadar popüler olması 2016’da falan başladı.

 

O yıldan beri pedal çeviriyorsunuz. Hiç ara verdiğiniz dönem oldu mu?

Ben bisikletten 2011’den bu tarafa hiç inmedim.

 

Peki şu an ne yapıyorsunuz? Tır şoförlüğü dev am ediyor mu?

 

Hayır. Tır şoförlüğünü bıraktım. Çiftçilikle uğraşıyorum.

 

“BİSİKLET İNSANIN DOĞAYLA MÜCADELESİDİR”

 

Bisiklette şu vardır. Özgür olduğumu hissediyorum ben. Siz bisiklete binince neler hissediyorsunuz?

 

Bisiklette gerçekten bir özgürlük var. Bir kere benim bisiklet için tanımlamam var. Bisiklet insanın doğayla mücadelesidir. Çünkü başka bir araçla bu kadar mücadele etmezsiniz. Gittiğimiz yollar düz yollar değil. Tur bisikletçisinin aynı zamanda sırtında evi var. Bu da ona belli bir ağırlık kazandırıyor. Evini yanında taşıyor. O yüzden tur bisikletçisi çok fazla lüks aramaz. Bisiklet sana şunu katıyor: tamamen doğayla alakalısın. Sana bisiklet çek sunmuyor. Ne olacağını bilmiyorsun. İki tekerlekl üzerinde gidiyorsun. Dikkatli olmak zorundasın. Karşında bir rampa var. Ne yiyeceğini kontrol etmek zorundasın. Nerede barınman gerektiğini düşünmelisin. Sana hep bir kontrol sağlıyor. Seni dış dünyadan soyutluyor desem yeri var.

 

“47 ANTİK KENTİN 42’SİNİ GEZDİM”

 

Bisikletle nerelere gittiniz en fazla?

 

Ben Türkiye’yi aracımla gezdim hemen hemen. Türkiye’ye gayet hakimim. Ne kadar yer varsa Türkiye’yi kamyonculuk yaparken gezdim. Fakat bisikletle çok meraklı olduğum antik şehirler olayı var. Ben Ege Bölgesi’ndeki 47 antik şehirden 42’sini gezdim. Bu da aşağı yukarı benim 8-9 yılımı aldı. Zaten Türkiye’yi bisikletle gezmek için ömür yetmez. Bu coğrafya çok ilginç bir coğrafya. Başka bir örneği yok. Geçiş bölgesi olan Lüleburgaz’ın bile yerleşimi 6-7 bin yıllık. Bu sene mayıs ayında planım vardı. Buradan Didim’den başlayacaktım. Ama koronavirüs nedeniyle bu sene çıkamadım. Bir de şöyle bir şey var; Didim’den başlayıp Göbeklitepe’ye gitmeyi planlıyordum. Zaman geçtikçe sınırlarını da biliyorsun tabi. Ne kadar kilometre gitmen gerektiğini biliyorsun. Vücudun sana söylüyor.

 

Gelelim bisiklet derneğinin kuruluşuna…

 

Biz gezerken Gökhan Erdoğan kardeşimiz sağ olsun Lüleburgaz Bisiklet Kulübü adında kulüp kurmuştu. Onlar bu işi götürüyorlar. Sosyal belediyecilik anlayışından faydalanmak için içlerinde heves vardı. Ama gittiklerinde kamu kurumlarından ret alıyorlardı. Aslında bunların kıvılcımı buraya getirdi bizleri. Ben yokum daha o zaman. Onlar bir şey yapmaya çalışıyordu. Biz de geziyorduk. O çocuklar bir şeyi kavramışlardı. Birlikte olmanın bir insan topluluğuna güç vereceğinin farkındalardı. Belli bir şekilden sonra insan belli hayat tecrübesine sahip oluyor. Bu işin nasıl olmasının gerektiğini söyledik. Velhasıl Kırklareli’nde bisiklet yarışı düzenlemişler. Yaşlı tayfayı aldık Kırklareli’ne gittik. Şimdi kendi kulüplerinin formaları var. Bir firmanın formasını giydik. Bu böyle olmaz dedik. Siz zaten yeni kulüpsünüz. Kendi kulübünüzü tanıtacağınıza başka firmayı tanıtıyorsunuz dedik. Orada bir fikir ayrılığı oldu. Verdikleri emek çok güzeldi. Uğraşıyorlardı. Biz bize devredilmesini söyledik onlara. Onlar kabul etmedi. Onlar bize derneği vermek istemedi. Biz de derneği açtık. İnsanlar çok heyecanlı her şeyin bir kerede olacağını sanıyor. Bu işin temelde her şeyin basamağı olduğunu anlatmak çok zor. Bizim 2013’ten bu yana yavaş yavaş ilerlememizin sebebi bu. Velhasıl bizim bisiklet kulübümüz Gökhanların, birkaç arkadaşın kıvılcımıyla yürüyen bir şey oldu. Onlar sonradan bize hak verdiler. Sağ olsun o dönem Çanakkale’de yatan ne kadar Lüleburgazlı şehit ve gazi varsa onlarla ilgili dosya hazırladım. Onları Emin Halebak’a sundum. Ona, “Biz Çanakkale’ye tur düzenlemek istiyoruz. Araca ihtiyacımız var” dedim. O da bize, “Olmaz” dedi. Sonra ben de elimdeki dosyayı kızgınlıkla önüne attım. Niye Çanakkale’ye gitmek istediğimizi gösterdim. O da açtı dosyayı. İnceledikten sonra, “Gidin her şeyinizi yapın” dedi. Bize, “Kaç yıllık belediye başkanıyım, bana ilk kez böyle dosyayla talepte bulunan STK geldi” dedi. Sağ olsun o zaman bize ön ayak oldu. O cesaretle biz dernekçiliği buraya kadar getirdik. Şimdi kafa yapımızı değiştirdik. Bu yıl ilk kez cebimizden para çıkmadan yarışlara gidecektik. Ama koronavirüsten dolayı iptal oldu yarışlar. Bir sponsorluk firması bulduk. Bu sponsorluk firması Koray Kimya’ydı, inanılmaz yardımcı oldu. Onlara gittiğimizde ne istediğimizi sordular. Biz de, yarışlarda çok fazla gider kalemimizin olduğunu, yarışta bize bunun bir tarafından destek olacak bir şey istiyoruz dedik. Bana 50 litre mazot verseler şapkamı havaya atacağım. Sonra saydığım bütün kalemlerin hepsini karşılayacaklarını söylediler. Başka ne istediğimi sordular. Durdum şimdi. Ardından ben, “Sen tilkinin hikayesini bilir misin?” dedim. O kişi de, “Ne tilkisi” dedi. Ben de, “Tilkiye sormuşlar ‘Tavuk sever misin’ diye. Tilki de sırt üstü yatmış gülmekten cevap verememiş” ben de o durumda olduğumu söyledim. Arkanızda belli şekilde güvence olduğunda sistem de değişiyor. Şimdi federasyonun harcırah sistemi var. Bizim o dönemde yeni kurulmuş takımımız harcırah sistemine giremiyor. Hep ben cepten destek veriyordum.

 

Peki değişen mantaliteyle birlikte hayaliniz nedir?

 

Şimdi işimiz bizim bu çocukları 4-5 yıl içinde Lüleburgaz’a yapabilirsek bir kıta takımı oluşturmak. Bisikletin hayali o zaten. Bir futbol takımı nasıl şampiyonlar liginde olursa kıta takımı da ikinci lig gibi. Kıta takımı World takımın bir alt kategorisi. World takım Fransa, İtalya turu koşuyor. Belli yüksek seviyeli yarışlar koşuyor. Kıta takımları da bisikletin ikinci ligi. Bu yapıda bu sene ilk kez bir yarışa götürdük çocukları. Orada çocukların ufku değişti. Bizim niyetimiz Lüleburgaz’daki gençlerin sporla ilgilenmesi, bisiklet sporunu ciddi anlamda öğrenmesidir. Bireyin kişiliğini değiştirmektir aslında. Biz burada çocuklarla konuşurken dahi bir şeyler öğrenmesi adına çabalıyoruz.

 

Bu işin aslında eğiticiliği de var.

Bana hoca diyorlar da hocalık, öğretmenlik çok kutsal bir şey. Ben onu kabul etmiyorum.

 

Eğitici derken hayatı öğreniyorlar kısmını kastediyorum.

 

Zaten hayatı öğrenirse insanlar bir şey başarır. Bu çocuğa nasıl diyalog kurabileceğini öğretebilirsen oluyor. Bu çocukların hepsi kendi normal yaşıtlarından iki basamak öndeler. Kendi yaşıtlarının göremeyeceği şekilde Türkiye’de en az 20 şehir gördüler. Yabancı bir coğrafyada ne isteyeceğini biliyor. Bu çocuklarla amacımız toplumu geliştirmek. Bizim esas amacımız bu. Çok da fazla bir şey istemiyoruz.

 

 

Bu haber 2185 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER HABERLER
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter