19 Eylül 2021 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
MARİO VE ANSELMO (1)
Yazı Tarihi: 21 Ekim 2014 Salı 11:38

Güney İtalya’da birbirini çok seven Mario ve Anselmo adında iki arkadaş yaşardı. Mario, zengin bir çiftlik sahibinin oğluydu. Kendinden emin ve oldukça akıllı bir çocuktu. Sadık dostu Anselmo  ise fakir bir kundura tamircisinin oğluydu.

Ve Mario ile kıyaslandığında, ne çok zeki sayılırdı ne de çok çalışkan.

Bu iki arkadaş gün boyu kırlarda dolaşır, birbirlerine hayallerini ve gelecekte ne olmak istediklerine dair içlerinde barındırdıkları arzuları anlatırlardı. En çok konuşan hep Mario olurdu.

Anselmo da onu hayran hayran dinlerdi. Mario’nun en büyük ideali güçlü bir hatip iyi bir vaiz olmaktı.

Bir gün güneş ışıklarıyla parıldayan yamacın eteklerindeki üzüm kütükleri arasında yatarlarken Mario;

‘Gerçekten güçlü bir hatip ve iyi bir vaiz olmam için çok çalışmam gerekecek’ dedi.

Anselmo arkadaşına sevgi dolu gözlerle bakarak:

-Dilediğin şeye kavuşman için her gün dua edeceğim’ diye cevap verdi.

Onun bu sözü Mario’yu kahkahalarla güldürdü:

‘Ah çok teşekkür ederim sevgili dostum. Keşke bu kadarı yetse. Benim hitabet çalışmam lazım’ dedi.

Bir süre sonra Mario kasabanın yakınındaki manastıra girdi.

Anselmo ise birkaç ay kasabada avare avare dolaştı.

Sonra bu ayrılığa dayanamayarak, o da manastıra gitti.

Öğrenci olarak kabul edilemeyeceğini bildiği için hizmetkar oldu.

Gerçi, seviye farkları, iki arkadaşı ayrı kalmak zorunda bırakıyordu, fakat Anselmo hiç olmazsa Mario ile aynı çatı altındaydı ve orada çalışırken sevgili arkadaşıyla bir iki kelime konuşmağa arada bir de olsa fırsat buluyordu.

Zaman çabuk geçti ve Mario mesleğinde başarılı oldu.

İlk dini hitabesini yapacağı Paskalya’da kiliseye girerken yanında bir gölge gibi beliren Anselmo;

‘Şansın açık olsun Mario… Senin için dua edeceğim ‘ dedi.

DEVAMI YARIN-

 

DOSTLUK

İskoçya’da yoksul mu yoksul bir çiftçi yaşardı. Adı Fleming’di. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı beline kadar bataklığa batmış bir çocuk kurtulmak için çırpınıp duruyor.

Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı.

Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi.

Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini.

-Oğlumu kurtardınız size bunun karşılığını vermek istiyorum dedi.

Yoksul ve onurlu Fleming kabul edemem diyerek ödülü çevirdi.

Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü.

-Bu senin oğlun mu diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla EVET deyince aristokrat devam etti.

-Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver; iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri de sona benzerse ileride gurur duyacağın bir kişi olur.

Bu konuşmalar sırasında Fleming’in oğlu Londra’daki ST. MARY’S HOSPİTAL Tıp Fakültesinden mezun oldu ve tüm dünyaya adını Penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu.

Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı.

Onu ne mi kurtardı?

Penisilin!

Aristokratın adı: Lord Randolph Churchill

Oğlunun adı: Sir Winston Churchill

Aristokratın oğlunu kurtaran doktor ise: Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming

 

 

HEPİNİZİ BOĞAZLATABİLİRİM

Acımasız, zalim ve çılgın bir kimse olan Kuligula, bir gün içki içerken aniden gülmeye başladı. Yanında bulunan senatörler neden güldüğünü sorduklarında şöyle cevap verdi:

-Bir sözümle burada bulunan hepinizi boğazlatmak elimde olduğu için ona gülüyorum.

 

 

20 EKİM 1980-20 EKİM 2014

Ayaklarım otobüsün ön tamponunun çökmesi ile sıkışmıştı. Kendi kendime sıkışan ayaklarımı kurtarmak istiyorum ama nafile…

Sağ kaşımın hemen üzeri delinmiş su gibi kan akıyor. Yalnız buradan değil ki? Her tarafımdan akıyor.

Kurtarın beni! Kurtarın beni! diye bağırıyorum. Futbolcuların hepsi kurtulmuş ama ben otobüste kurtulma naraları atıyorum.

Neyse futbolcular ön tamponu hep beraber çekerek ayağımı sıkıştığı yerden çıkardı.

Onlarca taksi geçiyor yanımızdan hızlı hızlı. Kim uğraşacak bizim gibi yaralılarla. Zorla bir taksiyi durdurdular. İsa-Musa Gabralı, ben ve şoförler cemiyetinden emekli kardeşim Semih çevrilen ve adeta zaptedilen bir taksiye bindik. Üsküdar’daki Numune Hastanesi’ne yol almaya başladık. Benden akan kan ayaklarımın altını vıcık vıcık kan gölü haline getirdi.

Ne uzak yolmuş! Bir türlü hastaneye gelemedik. Kan kaybından üşümeye başladım. Zangır zangır titriyorum.

Nihayet hastane göründü. Hemen acile aldılar bizleri. Oh!

Acil ağzına kadar dolu. Hemen beni sedyeye yatırdılar. Başımda iki doktor ha bire iğneyi batırıyorlar derime. Dikip duruyorlar. Onar iğneyi batırıyor ben can havliyle ‘Oh anam oh’ deyip duruyorum.

 

Beni diken doktor durmadan adımı, soyadımı ne iş yaptığımı sorup duruyor. Daha sonra niçin sorduklarını öğrendim. ‘Bilincimin kapanıp kapanmadığını’ anlamak içinmiş.

İki parmağımı da dikerken:

-Tutarsa tutar, tutmazsa deriden çeker parmakları alırız deyince ‘eyvah 10 parmaklı Necati 8 parmaklı mı olacak?’ diye içimden geçirdim.

Bu arada Kaptan Naci’nin başında çok hafif kan var.

Başucumda doktorlara yalvarıyor.

-Doktorum iki çocuğum var lütfen çok kötüyse bu akşam müşahede altında kalayım deyip durunca:

-Of be Naci, bana 90 tane oldu dikiş atıyorlar, ben bile burada kalmak istemiyorum, sen ise ufacık bir kan için neler istiyorsun?

O akşam Numune Hastanesi’nde kalacağımız belli oldu. Bu arada beni bir yatağa yatırdılar, bembeyaz çarşaf vardı.

O çarşaf ki 10 dakika içinde kanımdan kırmızıya boyandı.

Bu arada avukat Yılmaz Dedeoğlu çarptı gözüme.

Kazayı duymuş hastaneye gelmiş. Günler sonra bana söyledi:

Hastanede doktoruma sormuş, yaralılarımızın durumu nedir? diye.

Doktor: Antrenörleri olan arkadaşın yerinde başkası olsaydı kan kaybından ölmüştü. Ama çok kuvvetli bünyesi varmış demiş.

Ertesi günü yönetim kurulumuz üçümüzü de Vatan Hastanesi’ne sevk ettiler.

DEVAMI YARIN…

 

Bu yazı 892 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ
» AKILLI KÖYLÜ
» BİR BARDAK SU
» KEMAL ERGÜN VEFAT ETTİ
» ANNE DUASI
» İNSANLARIN ACELECİ HASTALIĞI
» HALKIMIZA NE OLDU BÖYLE?
» LALELER
» HÜSAMETTİN İKİZLER VEFAT ETTİ
» SON DAKİKA
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter