26 Haziran 2022 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Mustafa SARIOĞLU
NEREDEN NEREYE?
Yazı Tarihi: 25 Ekim 2014 Cumartesi 10:41

Şarbonun halk arasındaki adı ‘karayanıktır’

Kızıl bir yara ve üzerinde kapkara kapkara bir kabuk tutar.

Bu yüzden adına karayanık demişler. Bulaşıcı bir hastalıktır aslında. Daha çok hayvancılık yapan, mesleği kasaplık olanlarda görülürdü.

Ölümcül bir hastalık olmasına karşın belki de insanlar sakındıkları için sık rastlanmazdı. Tedavisi zor bir hastalık olarak bilinirdi eskiden.

Halk arasında ilkel bir tedavi yöntemi vardı. Hasta kişinin yaralarının üzerinde içine su doldurulmuş bir susak- su kabağı- konurdu.

Ateşte kızarıncaya kadar ısıtılan çeki zevlesi (ağaç arabalarda boyunduruğu arışa bağlayan kalın demir çubuk)  suya daldırılır su hastanın dayanabileceği sıcaklığa kadar ısıtılırdı.

Bu uygulama ilkel bir yöntemdi. Doktora ulaşma olanağı az olan insanımızın umudu olan bir tedavi yöntemiydi.

Günümüzde tüm sağlık ocaklarında bulunan kuduz aşısı çocukluğumda birkaç merkezde uygulanıyordu.

Trakya’daki hastaların gidebileceği Çemberlitaş Kuduz Hastanesi’ydi.

Bu hastanede tedavi gören bir hastaydım altmış yıl önce.

Kuduz da şarbon gibi aşı veya diğer tıbbi yöntemlerle değil ilkel yollarla tedavi edilirdi.

O yıllarda yaygın tedavi yöntemi dil altının kesilmesiydi.

Bu işi en iyi yapan kişi ise Yulaflı’da yaşıyordu.

Kuduz şüphesi ile ısırılmaların tedavisi hastanede değil Yulaflı’da yapılırdı.

Zira hastaneye gitmek zorluğunun yanında; en kısa tedavi süresi o yıllarda iki hafta idi.

Yol harcamalarının yanında zaman kaybı da önemliydi.

Öğretmen olmağa hazırlandığımız okulun son yılında meslek derslerimizin yanında bir de ‘sağlık’ adlı dersimiz vardı.

Bu dersimizin öğretmeni okul doktorumuz olan ‘dahiliye Mütehassısı Dr. İsmet Özmat’tı’

Köylerde sık karşılaşacağımız hastalıkları anlatırdı bizlere.

Ayrıca notlar tuttururdu.

Hastalığı tanıttıktan sonra bulaşma yollarını, kuluçka süresini, belirtilerini ve sağaltım yöntemlerini anlatırdı.

O yılların korkulacak hastalıkları, Verem, Sıtma, Çiçek, Kızamık, Boğmaca- ki çocuklarda sık görüldüğünden üzerinde çok durulan hastalıklardandı- Kazıklı Humma, Tetanoz, Şarbon, Dizanteri vb.

Bu gün bu hastalıklardan kimse korkmuyor. Çünkü dünyayı tehdit eden daha tehlikeli, çabuk öldüren hastalıklar ortaya çıktı.

Ulaşımın olmadığı, zor olduğu günlerde insanlar ilkel yöntemlere başvurup umut yaratmağa çalışıyorlardı.

Dünyanın bir ucundan diğer ucuna kolayca ulaştığımız günümüzde hastalıkları da rahatça yayabiliyoruz.

AİDS, Ebola, MERS, Kuş Gribi, Domuz Gribi gibi orijinal hastalıklar türedi.

Yapaylıkla yaşamaya alışan insanlığımız beraberinde korkularını da yarattı.

Dün olanaksızlıklarından umut yaratan insanlık. Bugün rahatından huzursuzluk, tehlike ve korku yaratıyor.

Sağlık çok değerli zenginliğimizdir. Kişinin sağlığını koruma sorumluluğu kadar daha çok devletin sorumluluğu vardır. Gelin görün ki her gün devlet halkının sağlık sorumluluğundan vazgeçmede ‘katkı payı’ denilen akçalı ödemelerle yaşama hakkını parası olanlara tanımaktadır.

Devletimiz kendi kendine bu hale gelmedi. Onu oylarımızla biz böyle yaptık. Devlet değil, erki elinde bulunduranlar yaşantımızı yönlendiriyorlar. Böyle olmasını isteyen onları sandıktan çıkaran bizleriz.

Sağlıklı günleriniz olsun…

 

Bu yazı 1744 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Eski Bir Borç
» YARDIM-ÖTEKİLEŞTİRME
» BİRAZ NE?
» NEVRUZ
» KORKUYORUM!
» YAZI TAHTASI YAŞAMAK VE MUTLULUK
» UTANIYORUM
» SEVSEM Mİ, SEVMESEM Mİ?
» NEVRUZ, GÖBEL, ÖZLEMLERİM.
» ESKİ LÜLEBURGAZ BENDE DEĞİL Kİ
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter