20 Nisan 2019 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Mustafa SARIOĞLU
NASIL KANDIRILIYORUZ?
Yazı Tarihi: 08 Kasım 2014 Cumartesi 10:55

 

YAZI TAHTASI

 

BİRAZ DÜŞÜNELİM!

Yazı yazmak kalemi eline alıp başlamayla gerçekleşmiyor. Kimilerine göre bunun böyle olduğu sanılsa da… Yıllar önce yazmaya başladığımda şunu söylemiştim: Okumak ve öğrenmek bir barajın arkasında biriken su gibidir. Gün gelir bu birikimi boşaltacak yöntem bulamazsanız baraj patlar.

Gerçek olan şudur: Birikim bir yerlere akmak zorundadır. Kişi güzel konuşur bildiklerini konferans, seminer, sempozyum gibi toplumsal etkinliklerde değerlendirir. Veya kalemi ile paylaşır.

Günümüzde paylaşım yolları çoğalmış, paylaşılanlar değişmiş gibi görünüyor.

Sanal ortam denilen bilgisayar kullanımı değişik uygulamalarla birçok insanımız için çok ilgi çekici görünüyor. Ben yazılarımı hala beyaz kağıt ve kalem kullanarak yazıyorum. Sanırım benim yaşlarımda birçok insan da aynı yöntemi sürdürmekte.

Teknolojiye ve bilimselliğe sıcak bakmama karşın bilgisayara bir türlü ısınamadım. Benim komutlarımla çalıştığını bildiğim halde ondan korkuyorum. Şuur altımda hep benden bir şeyleri çaldığı şüphesi yatıyor. Sevemiyorum ve ısınamıyorum.

Evet belki tanır ve bilirsem diye açılan kurslara katıldım. Belgeler aldım lakin o makineye bir türlü ısınamadım.

Aslında yazıya korkularımı anlatmak için başlamıştım. Amacım insan özentilerinden söz etmekti. Çünkü benim kullandığım araçla çevremde gördüklerim birbirine  hiç benzemiyorlar.

Cep telefonu –mobil telefon- ülkemize ilk girdiğinde salt haberleşme amaçlıydı. Yani başınız darda kaldığında yardım istemek veya darda olanlardanhaberdar olup yardım ulaştırmak yönündeydi.

Günümüzde bu aletin yapmadığı iş kalmadı.

Kalmaması belki iyi de her önüne gelen arkadaşı aldı, falanca kullanıyor diye gereksinim duymadığı bir alete binlerce lira ödemesi akıl karı değil.

Sadece telefon dediğimiz alet değil yaşantımızın birçok alanında aynı yanlışları yapıyoruz.

Emperyalizmin en sevdiği insan türü; tüketici olan insandır. Zira o pompaladığı her nesneyi yutabilecek türden toplumlar ister. Ve ne yazık seksen sornasında Türk Ulusu olarak bizler çok hızlı istediği kıvama geldik.

Küçük şişman yöneticimiz: “Avrupalı çikita muz yiyorsa bizim halkımız niye yemesin?” derken çok önemli bir düzenin temellerini atıyordu. Bugün sömürgeci ulusların beklediklerinin çok ötesindeyiz. Umdukları noktayı çoktan aştık.

Köylümüz tarlasını satıp otomobl alıyor. Tarlasını satıp evini dayayıp döşüyor. Buğdayı satıp iki yüz seksen gramlık ekmeği satın alıyor.

Şunu akıl etmiyor. Sattığı her üründen aldığı her maldan değişik adlar altında bir sürü “DOLAYLI VERGİ” ödüyor.

Köylümüz kentte yaşamaya özendiriliyor. Kente gittiğinde karnını doyurmak için ucuz iş gücü olacağını hiç hesaplamıyor. Emeğinin sömürüldüğünü düşünmüyor. Sütünü seksen kuruşa pazarlayıp yoğurdu dört liradan satın alıyor. Bunun ne demek olduğunu da düşündürülmüyor, düşünmüyor.

Yazmaktan başladım her zaman derdim olan köylünün topraksızlaştırılmasına, tembelleştirilmesine ve sömürülmesine geldim. Çünkü köylü kardeşlerim traktörüne koyduğu mazota, tarlaya attığı gübreye, hayvanına verdiği yeme KDV, ÖTV, bilmem ne adıyla bir sürü vergi öderken; tanımadığı adını duyduğu ama ömründe hiç göremeyeceği pırlanta ve benzeri ziynet eşyalarının sıfır vergi ile satılışını bir türlü anlamayacak, anlayamayacaktır.

Bu yazı 2130 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» YARDIM-ÖTEKİLEŞTİRME
» BİRAZ NE?
» NEVRUZ
» KORKUYORUM!
» YAZI TAHTASI YAŞAMAK VE MUTLULUK
» UTANIYORUM
» SEVSEM Mİ, SEVMESEM Mİ?
» NEVRUZ, GÖBEL, ÖZLEMLERİM.
» ESKİ LÜLEBURGAZ BENDE DEĞİL Kİ
» İSTEMİYORUM
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter