24 Eylül 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 16°C
Açık
YAZAR DETAYI
Hüseyin GÜN
DÜNYA BİTSE UTANÇ BİTMEZ
Yazı Tarihi: 14 Mart 2016 Pazartesi 07:10

1983 yılında Pakistan’ın en fakir bölgelerinden biri olan Müdrike’de dünyaya gelen İkbal Mesih,   4 yaşına geldiğinde diğer tüm akranları gibi 600 rupi (yaklaşık 16 dolar) karşılığında bir halı dokuma fabrikasına işçi olarak satıldı... Haftanın 7 günü günde 14 saat çalıştırılan İkbal 10 yaşında sadece 27 kg ağırlığında ve 6 yaşında gibi görünüyordu. Tesadüfen çocuk işçiliğinin yasak olduğunu öğrendiğinde fabrikadan kaçtı; kısa sürede polis tarafından yakalanıp tekrar fabrikaya gönderildi. Fakat o kaderine boyun eğmemekte kararlıydı tekrar kaçtı; bu sefer beraberinde 3.000 çocuğu da götürdü. İkbal Mesih’in çocuk işçiliğine ve köleliğe karşı verdiği mücadele dünya çapında ses getirince, 1995 yılında 12 yaşında bir suikastla katledildi.

İbn Haldun, ''Coğrafya kaderdir.'' demişti. İçine doğduğunuz kültür, din, gelenek, görenek, sanat dalları (yazılı-sözlü edebiyat, resim, müzik, folklor) olduğu kadar, coğrafya da, (çevre koşulları) kişiliğimizi, dünya görüşümüzü belirlemektedir. Almanya'da Alman ailede doğan çocuklar yüzde yüze yakın hıristiyan olur. Alman gibi davranır. Arabistan’da doğanlar yüzde yüze yakın bir oranda müslüman olur. Arap gibi davranır; yani inancımız ve kültürümüz bizim özellikle beğenerek, seçerek, kendi marifetimizle elde ettiğimiz bir özellik değildir. İkbal Mesih'in bebeklikten kurtulur kurtulmaz alınıp satılıyor olması, 12'sinde kendisini ölüme götüren acıklı yaşam öyküsü tek bir örnek değildir; ama en kötülerden biri olduğu kesin. Pakistan büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülke. Peki İslam Dini, ''O ülkede ne işe yarıyor.'' diye sormayacak mıyız? Dünya'nın geri kalmış pek çok ülkesinde çocuk işgücünden yararlanma, taciz tecavüz de dahil, çocuk istismarı var. İslam coğrafyasında çocuk dramının, çocuk istismarının daha yaygın olduğuna ilişkin bir kanı var. Ne yazık ki, bunu doğrulayacak örnekler de az değildir. 

İslam dini de dahil bütün dinler, köleci toplumun sürdürülmesi yönünde tutum almıştır. Köleliği kaldırmak gibi bir düşünce hiçbir dinden gelmemiştir. Alt sınıfların kendileri gibi çocukları da köledir. Yaşamları istisnasız dramatiktir. Oysa üst sınıfların çocukları el bebek, gül bebek büyütülür. Hıristiyan Rönesans’ı ve 1789 Fransız Devrimi insanlığın şimdiye kadar görmediği olağanüstü bir döneme yol açarken, köleci topluma ve köleliğe son verir. Köleci toplumun sürdürücüsü olan aristokrasi (asiller) sınıfı da tasfiye olur. Radikal İslamcıların Fransa'ya saldırıları biraz da bundandır. İslamcılara sorulan kölelikle ilgili sorulara net cevaplar verilmez, geçiştirilir; ama onların geçiştirdikleri sorulara IŞİT uygulamaları ile net bir cevap vermiştir. Binlerce insanı vahşice yöntemlerle katletmiş; on binlerce insanı köleleştirmiş, özellikle genç kız ve kadınları, Orta Çağ’dakine benzer şekilde köle pazarlarında satışa çıkarmıştır. Hem de içinde yaşadığımız şu günlerde. IŞİT gerçek İslam’ı temsil ettiğini dile getirmektedir. ‘’İslam üç aşağı, beş yukarı böyle bir şeydir.’’ diyenlerin sayısı da az değildir. Son derece acımasız, ceza yöntemleri olduğunu cümle alem gördü. Hiç kimse ne kendini ne de başkalarını aldatmamalıdır. Pek çok kişinin hoşuna gitmeyebilir; ama ne yazık ki karşı karşıya olduğumuz gerçek bu! Bu arada saygın, samimi olarak inanan, ait olduğu inancın ritüellerini (ibadetini) yerine getiren iyilik timsali mütedeyyin insanları ayrı tutmak lazım.

İslamın ilk yıllarında, 4 halifeden 3’ü hançerlenerek katledilmiştir. Peygamber’in torunu Hasan zehirlenmiş, Hüseyin Kerbela’da vahşice katledilmiştir. 12 imamdan 3’ü zehirlenerek, 7’si hançerlenerek katledilmiştir. Bunlar şiddetin ve kıyıcılığın başından beri var olduğunu göstermektedir. Bu arada dinler bütünüyle kötüdür demek doğru olmaz. Baskıcı yönetimlere karşı devrimci tutum aldıkları olmuştur. İnsanlığın gündemine geldikleri ilk dönemlerde, adaletsiz, acımasız, barbar topluluklara karşı mücadele ettikleri, savaştıkları söylenebilir. Ancak mutlak iktidarını sağladıklarında, kendileri de baskı ve şiddeti yönetme aracı olarak kullanmışlardır.

Asırlar boyu, özellikle Orta Çağda, milyonlarca insanın temel ihtiyacı durumuna getirilmiş olan dinler, baskıcı yönlerinden arındırılarak, iyi yönleri öne çıkarılabilir. İslam ülkelerinin, Batı'dakine benzer demokratik bir anlayışa doğru evrimi sağlanabilir. Böylelikle, en azından eşitlikçi, özgürlükçü demokratik bir toplum yaratmanın önü açılabilir. Bunun adı, ‘’İslam Rönesans’ı’’ olacaktır. Bu gün buna İslam coğrafyasında yaşayan insanların her şeyden daha fazla ihtiyacı vardır. Bu dönüşümü sağlayabilecek reformist, aydın din adamları da vardır; düşün hayatımıza verecekleri katkı, bu uğurda verilecek çaba, sonuçsuz kalmayacak; insanlığın yüz yıllardır süren dramına son verecektir.

 

Bu yazı 1054 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» “EMEKLİLER HAFTASI VE DÜNYA EMEKLİLER GÜNÜ…”
» ‘SOSYAL DEVLET’  
» ‘’YURTDIŞINDA YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZA’’
» “ÇALIŞ SENİN DE OLUR…”
» “CUMHURİYET’İMİZ VE SORUNLARI“
» “KIŞKIRTILMIŞ ERKEKLİK, BASTIRILMIŞ KADINLIK”
» EGEMEN’İN KÜLTÜRÜ
» ERGENE VE TRAKYA’DA TALANA SON!
» ERGENE VE TRAKYA’DA TALANA SON!
» DÜNYA BİTSE UTANÇ BİTMEZ
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter