25 Eylül 2017 Pazartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 20°C
Kapalı
YAZAR DETAYI
Hüseyin GÜN
“CUMHURİYET’İMİZ VE SORUNLARI“
Yazı Tarihi: 13 Haziran 2016 Pazartesi 09:22

Cumhuriyetin ilk yıllarında, Cumhuriyet elitlerinin kasılarak verdikleri fotoğraf görüntüleri, gururla paylaşılıyor. Sanki milyonlarca insanın kendi ataları, dedeleri de öyleymiş gibi pek çok insanımızda ciddi bir yanılsamaya neden oluyor. Asıl gerçeğin ne olduğunu araştırmak ise, kimsenin aklına gelmiyor. 40 bin’in üzerinde köyünde, yüzlerce kasabasında, büyük şehirlerin çeperinde yaşayan yoksulların görüntüleri var mı elimizde? Elit tabakanın görüntülerini övünç kaynağımız olarak gösteriyoruz. Bundan mutlu sonla bitmiş, Türk Film’i izlemiş gibi keyif alıyoruz. Aynı döneme ait üstü başı perişan milyonlarca insanımızın görüntülerini, bunlar da ayıbımız diyerek, yoksulluk nedenlerini anlatabiliyor muyuz? Gerçekçi bir yaklaşımla paylaşıp, sergileyebiliyor muyuz? Hayır yapamıyoruz. Yapanlar, ‘’Ülkemizi kötülüyor.’’ Denilerek, hain ilan ediliyor. 

 

Bu gün nasıl AKP iktidarının ayıbı, ayıbın da ötesinde suçu sayılabilecek uygulamaları gelişmiş basın yayına rağmen, yayınlanıp, duyurulamıyorsa, o gün de devletin ayıbı sayılacak uygulamalarını dile getirmek, duyurmak yasak kapsamındaydı. Burada anlaşılması zor olan milyonlarca insan kendi sefaletini görmeyip, devletin ve ülkenin ileri gelenlerinin yaşamını kendi yaşamıymış gibi görüp, gurur duymaları. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki seçkinlerin fotoğraflarına bakanlar, aynı dönemde kendi ve kendi gibi olanların görüntülerine de bakmalılar ki, (Çoğunun o yıllara ait fotoğrafı bile yoktur.) neyin ne olduğunu anlayabilsinler. Devlet bürokrasisi, ticaret erbabı, çiftlik sahipleri, eşraftan olan bazı insanların batılı burjuva kılığına sokulması, maalesef ilericilik anlamına gelmiyor. Cumhuriyet Tarihi boyunca, Bir avuç ‘’eşraftan’’ diye tanımlanan kesim dışında, milyonlarca yurdum insanı, büyük bir yoksulluk ve sefalet içinde yaşamıştır. 

 

Tek parti dönemi toplum üzerinde kurduğu baskı nedeniyle, tam bir jandarma devletine dönüşmüştür. Karnını doyuramayan milyonlar devletin; ‘’Vergi ver’’ baskısıyla karşılaşmıştır. Modern, ilerlemeci düşüncenin temsilcisiyim diyen o dönemin yönetici elitlerinin, iktidarını kaybettikten sonra, tekrar iktidar olamama nedeni, özü itibarıyla budur; hala unutulamayan, toplum üzerinde kurduğu baskı politikalarıdır. Nazım Hikmet, Sabahattin Ali gibi aydınların başına gelenler, yönetici kadroların aydınlanmaya nasıl baktıklarını göstermektedir. Aydınların, günlük yaşamları takibe alınmış, sudan sebeplerle hapishanelere tıkılmışlardır. Nazım ülkeyi terke zorlanırken, Sabahattin Ali katledilmiştir. Cumhuriyet elitleri belki de taşıdıkları etnik arındırmacı, tekçi (İttihat ve Terakki) ruh nedeniyle demokrasi gibi bir dertleri yoktu. Ülkeyi jakoben bir anlayışla yönetiyorlardı. Jakobenizm, ilerleme ve modernleşmenin devlet eliyle gerçekleşebileceğini esas alan yöntem. Bir nevi, toplum mühendisliği; ‘’Toplum bilmez, onlar için neyin iyi olduğunu biz biliriz.’’ mantığı.  Modernleşme otoriteyle gelirse,  demokrasiyle olan ilişkisi ister istemez sorunlu oluyor. 

 

Çok partili dönem ise, aydın kesimin demokrasi beklentilerini boşa çıkarmış, tek parti dönemini aratan baskı ve şiddet politikalarını kaldığı yerden sürdürmüştür. Her on yılda bir tekrarlanan darbe dönemleri ülke aydınları için tam bir kâbusa dönmüştür. Evet, imparatorluk, 1. Dünya Savaşı sonunda büyük toprak kayıpları vermiş, ağır yenilgiler almış ve bagajında ağır sorunlarla, Anadolu içlerine çekilmek zorunda kalmıştı. Bütün bunlara rağmen, asırlardır birlikte yaşadığı etnik yapılara nefret, düşmanlık ve intikam duygularıyla hareket edilmemeliydi. Birlikte yaşadığımız, farklı kimlikler tekçi anlayışlar nedeniyle baskı altına aldı. Devlet içinde yuvalanmış karanlık güçlerin uyguladığı saldırı ve yağmalarla gayrimüslimlerin büyük çoğunluğu ülkeyi terke zorlanmıştır. Oysa Osmanlı’yı Osmanlı yapan biraz da Bizans’tan kalan, unsurlardı.( Rum, Ermeni ve Yahudiler) Doğu-Batı sentezi (Fransız Rokoko) mimarisiyle inşa ettikleri Dolma Bahçe Sarayı başta olmak üzere, çok sayıda tarihi yapı, Balyanlar diye bilinen ermeni ailesinin bu ülkeye armağanıdır. Balyanlar gibi nice değerli gayrimüslimin bu ülkeden kovulması çok vahim hatalardan biri olmuştur. 

 

Cumhuriyetin tek millet, tek din, tek mezhep, tek kültür gibi daraltılmış toplum yaratma çabaları, iyi sonuç vermemiştir. Bu nedenlerle, çok partili hayata geçseniz bile, siyasi parti, parti lider ve kadroları otoriter eğilimlerini koruyacaktır. Demokrasi, hukuk devleti beklentileri gerçekleşmeyecek, hep bir başka bahara kalacaktır. Bugün hala siyasi rakiplerinin varlığına tahammül edemeyen, tahammülsüzlüğünü küfür ve hakaretle ifade eden, ilkel, özgür düşünceden nasibini almamış, taş kafalı, müzelik olmuş mumyalarla yönetilirsiniz. 

 

Cumhuriyet’in Osmanlı döneminde başlayan aydınlanma ve batılılaşma sürecinin önemli ve büyük bir adımı olduğunu ben de kabul ederim. Aydınlanma yönünde önemli adımlar atıldı. Önemli değişimler yaşandı. Türk Dil Kurumu’nun dilde özleşme, Türk Tarih Kurumu’nun ulus devletin inşa sürecine ciddi katkıları olduğunu herkes kabul eder. Keşke olmasaydı diyebileceğimiz hatalar oldu. Milliyetçilik konusunda ölçünün kaçtığını düşünüyorum. Bu ölçüsüzlük, içimizde yaşayan gayrimüslim vatandaşlarımıza yönelik saldırı ve yağmalar, büyük acılara maruz kalmalarına neden oldu. (1934 Trakya olayları, 15 bin Yahudi canını zor kurtarmıştır. ‘’Atatürk’ün Evi’ne bomba kondu.’’ Yalanıyla, 6-7 Eylül 1955’te özellikle İstanbul’da gayrimüslim vatandaşlarımızın ev ve iş yerleri saldırıya uğramış, kadın ve kızlarına yönelik taciz,  tecavüzler de ayıbımız ve utancımız olmuştur. 

 

Din konusunda da örneği olmayan Türkiye Cumhuriyeti’ne has bir devlet laisizmi uygulandı. Devlet dini akımları kendi denetiminde tutmayı amaçladı. Oysa gerçek laisizmde devlet kendini dinden tamamen arındırmalıydı. Din, inanç gruplarının kendilerine bırakmalıydı. Devletin dini olmaz kavramı gerçek laisizmin ruhunu ifade eder. Devlet bütün inançlara özgürlük tanır. Bütün inançlara eşit mesafededir. Ama öyle olmamıştır. Bu vahim hatalar, yaşadığımız sorunların temel kaynağını oluşturmuştur. Prof. Dr. Baskın Oran ironi olarak devletin bu anlayışını, ‘’LAHASÜMÜT’’ olarak nitelemiştir. Açılımı: ‘’laik, Hanefi, Sünni, Müslüman, Türk’’ Tam da Cumhuriyetimizin tekçi anlayışını ifade etmektedir. Çözüm, tekçi anlayışları terk etmektir. Bütün inançlara, etnik yapılara, kültürlere serbestlik ve saygı göstermektir. Hatta kovduğumuz, mallarına el koyduğumuz bu toprakların kadim halklarını, dedelerimizin komşularını geri çağırıp, vatandaşlığa davet etmeliyiz. İnanın hiçbir şey kaybetmeyeceğimiz gibi çok şey kazanacağımızdan emin olun. ‘’Farklılığımız zenginliğimizdir.’’ diyebilmeliyiz. Farklı inanç ve kültürlere, farklı olana saygı gösterdiğimizde, kardeşçe yaşamamızın önünde hiçbir engel yoktur. Yaşasın halkların kardeşliği.

                                                                                                                        

Bu yazı 1045 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» “EMEKLİLER HAFTASI VE DÜNYA EMEKLİLER GÜNÜ…”
» ‘SOSYAL DEVLET’  
» ‘’YURTDIŞINDA YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZA’’
» “ÇALIŞ SENİN DE OLUR…”
» “CUMHURİYET’İMİZ VE SORUNLARI“
» “KIŞKIRTILMIŞ ERKEKLİK, BASTIRILMIŞ KADINLIK”
» EGEMEN’İN KÜLTÜRÜ
» ERGENE VE TRAKYA’DA TALANA SON!
» ERGENE VE TRAKYA’DA TALANA SON!
» DÜNYA BİTSE UTANÇ BİTMEZ
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter