20 Eylül 2017 Çarşamba
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 25°C
Açık
YAZAR DETAYI
Derya BALLI
YAŞAMAK…
Yazı Tarihi: 22 Mart 2017 Çarşamba 10:58

 Yaşamın bir otoyol olduğunu düşünelim. Her araba bir hayat, kimimizinki kırmızı kimimizinki beyaz, mavi… Kimimizin hayatı daha küçük arabalardan, kimimizinki büyük ve heybetli olanlardan. Arabaların direksiyonunda ise biz varız. Yaşamdaki her birey, farklı arabalarda direksiyon başında. Yalnız her arabada sadece bir kişi var, çünkü yaşamlarımız sadece bize ait. Başkasına değil. Yanımızda, arkamızda, önümüzdekiler bizim eşimiz, çocuğumuz, annemiz veyahut babamız olabilir. Ama onlar bizim direksiyonumuza erişemezler. Yani sağa, sola, ileri ya da geri gidiyor olmamız sadece bizim kendi kararımız. Öneriler, baskılar, diğer arabadan kafasını çıkarıp  ‘Sağa, sağa...’ diye bağıranlar yok mu? Elbette var.

   Kendi arabasıyla bizi sıkıştıranlar, arabamıza vurmaya çalışanlar hatta vuranlar da var. Aldığımız her darbe insanların bizim hayatımızda bıraktığı yalanlar, iftiralar, acılar… En önde giden arabanın büyükanneniz olduğunu düşünün, benzini bitmiş ve yolun sonuna gelmiş olsun. Yani yaşamı sona ermiş. Arkasından gelen arabalar da ona çarpıyor ve zincirleme kaza oluyor. İşte bir insanın yaşamı bittiğinde en yakınlarından başlamak üzere diğerlerinin hayatında da acı yaratıyor ve istemesek de elbette izler bırakıyor.

   Evet, kendi hayatımız sadece kendimizi ilgilendirir. Ama verdiğimiz kararların dokunacağı başka yaşamlar, etkileyeceği başka anılar da var. Bu durumda kendi yaşam sorumluluğumuzu almak aslında diğerlerine zarar vermeden karar almak oluyor. Direksiyonu sağa ya da sola kırarken yanımızdaki araba uçurumdan düşer mi ya da o hayati bir hasar alır mı bunu da düşünmemiz gerekiyor. Eğer kimseye zarar vermiyorsa ve eğer yandaki yaşam bizimkini tehdit ediyorsa o zaman kendi kararlarımızı gönül rahatlığıyla verebiliriz.

   Trafikte yol almaya çalışan aceleci arabalarız. Yolun sonunun bizi kendi sonumuza götüreceğini bilmemize rağmen hızlanıyoruz. Birbirimizin yanından acele acele geçip gidiyoruz. Ne camdan şahane göl manzarasına bakmayı biliyoruz bazen, ne de yanımızdaki lastiği patlamış araba sahibine yardım etmeyi istiyoruz. Sadece at gözlüğümüzü takıp kendi önümüze bakıyoruz. Ne selam var ne sabah… Oysa yaşam tadını çıkarmamak için çok kısa. İlerlerken geçtiğimiz yollar her zaman düz değil, tümsekler ve çukurlar var. Hem yaşamın genel zorlukları var, hem de kişisel zorluklarımız. Böyle zamanlarda ne kadar desteğe ihtiyacımız olduğunu düşünüp diğer bireylere el uzatmalı, onlara tek bir gülümsemeyle bile yardım edebileceğimizin farkına varmalıyız.

   Mutlu olmak kişiye göre göreceli bir kavram, belki de mutlu olmak yok mutlu olmayı seçmek var. Yaşamda yol alırken bazen radyodaki bir şarkı, bazen camdan gördüğümüz bir manzara ya da dost gülümsemesi bizi aydınlatabilir; kendi yaşamımızdaki güneşi doğdurabilir. Yeter ki o radyoyu ya da camı açmayı bilelim. Önce kendimizi tanıyıp sevelim, sonra diğerlerini. Önce sevmeyi bilelim ki sevilmeyi isteyebilelim. Önce kendi yolumuzu çizelim ki, o yoldaki acılara da mutluluklara da katlanmayı bilelim. Unutmayın, çabaladığımız sürece zafer her zaman en yakınımızdadır.

   Ne demiş üstat: ‘Yaşamak yaralanmaktır. Yaralanmak da güzel…’

 

Bu yazı 471 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ÖFKE KONTROLÜ
» OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU
» ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ
»   KURBAN BAYRAMI PSİKOLOJİSİ
»  ARADIĞIMIZ İLİŞKİ
»  KAYGIMIZI ÖNLEMEK
» ÇOCUKLARA ÖLÜMÜ ANLATMAK
»     ALZHEIMER OLAN KİŞİYE YARDIM ETMEK
» ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK 2
» ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter