21 Ekim 2017 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 12°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
FES BAŞIMA (2)
Yazı Tarihi: 11 Nisan 2017 Salı 07:28

Terzinin söküğünü dikemediği gibi boyacıların da ayakkabıları cilasızdır. Elbette püskül tarayıcıların feslerindeki püsküller de dağınık olacaktır.

Fesin kullanımı ilginç adetlerin gelişmesine de olanak verir. Kan almak, sülük yapıştırmak ve diş çekmekte hünerli Lütfü beyin fesine, o zamanlarda cerrahların simgesi olan kerpeten takma izni verilecektir. Bugün koca bir semte adını veren Feshane, geçmişte İstanbul sokakların kırmızı bir deniz gibi boyanmasına neden olmuştur.

Fesin kullanımı 2. Mahmut dönemine denk düşse de Türklerin asırlar önce de fes kullandığına dair şaşırtıcı tarihi kayıtlar bulunmaktadır.

13. yüzyılda Aslan yürekli Richard’ın ordularıyla Haçlı Seferlerine katılan Fransız şair Ambroise, Türklerin, kırmızı başlıklarıyla olgun kiraz ağaçlarına benzediklerini aktarmaktadır.

Fesle ilgili son derece ilginç bir olay da 2. Murat döneminde yaşanır.

Murat dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yozlaşmaya başladığı dönem olarak tarihe damgasını vuracaktır.

Murat’la birlikte Manisa’dan gelen şeyh Şuca, çocuk doğurmayan saray kadınlarına muska yazmakla ünlenecektir.

2. Murat’ın himayesindeki şeyh, adını İstanbul’daki türlü rezaletlere yıldızlı harflerle yazdıracaktır.

Çuca, genç oğlanlara düşkün kişilere hizmet veren meyhane ve kahvehaneler zinciri kurarak, büyük bir servet sahibi olacaktır.

Kazandıklarının haracı düzenli olarak padişaha göndermeyi de ihmal etmez.

Duruma tanık olan Peçevi gördüğünü aynen kaleme almıştır. ‘Şeyh Çuca’ padişahla her buluştuğunda kazandığı hasılattan birer ikişer kere flori getirdi’

Şeyh Çuca’nın önemli icatlarından biri de maymunlara yönelik bir fetva çıkarmak olur. Maymunlar insana benzediği için başlarına bir şey giydirilmesine karar verir. Böylece İstanbul’daki iki yüz maymuna birer kırmızı takke giydirilir. İlginçtir ki ahlak yoksunu Çuca hiç bilmeden Darwin Teorisi’ne yakınlaşmıştır. Sonuç olarak hem fesle olan ilişkilerimiz hem de maymunluk tarihimiz eskidir.

Ne derler ‘Bizim kız bizden kaçar, başını kapar, gözünü açar’

Kaynak: %100 İstanbul. Yazan. Erk Acarer. Sahife 129-130

 

 

BİZ VE DANİMARKALILAR

Danimarka’da kişi başına milli gelir Türkiye’dekinin on katından fazla.

26 bin 500 dolar. Ama sokaklarda Türkiye’deki görüntüler yok. Her adım başında bir ‘Mercedes 600’ yok. Her köşe başında bir lüks villa yok. Gösteriş merakı yok.

İstanbul’un sonradan görme zenginlerinden biri, bayramda memleketine gitmiş. Tam köyüne yaklaşırken otomobiline bir traktör çarpmış. Zengin başlamış bağırmaya.

‘Kör müsün bak 600 Mercedes’i ne hale getirdin! Ful aksesuar otomobile çarptın. İçinde radyo TV, buzdolabı var. Tam 12 silindirli’

Traktördeki fakir köylü ‘Beyim’ demiş. ‘Sol kolun koptu. Seni hemen hastaneye yetiştirelim’

Yeni zengin sesini daha yükseltmiş ‘Desene benim milyarlık Rolex saat da gitti’

 

 

ACI ÇEKMEK

Plutarch, karısından boşanmak isteyen bit Romalı’dan bahseder. Adamın arkadaşları sordular: Karın sadık değil miydi? Güzel değil miydi?

Adam ayağından ayakkabısını çıkararak arkadaşların ayakkabıya dikkatle bakmalarını ve sağlam olup olmadığını söylemelerini istedi.

Onlar ‘Evet sağlam’ cevabını verince adam dedi ki:

‘Ama hiçbiriniz onun ayağımı nereden sıktığını bilemezsiniz’

 

 

MİCHELANGELO

Michelangelo belki de dünyanın en büyük ressamı ve heykeltıraşıydı. Aynı zamanda uygulamalı psikolojiyi en iyi kullananlardan biriydi. Başlangıçta kendi nesli ona önem vermedi ve tepeden baktı. Michelangelo, mamafih kendi yeteneklerine güvendiğinden, kendisini acımasızca tenkit edenler üzerinde psikoloji kullanmaya karar verdi. Onların harabeleri kazarak, paha biçilmez dedikleri eski sanat eserlerini nasıl heyecanla çıkardıklarını bildiğinden, kendi şaheserlerinden biri üzerinde biraz oynadıktan sonra, eski eser kazıcılarının bulmakta güçlük çekmeyecekleri bir yere gömdü.

Bulanlar, onun son derece değerli bir tarihi eser olduğunu övmeye başladılar. San Giorgio Kardinali, eserin öylesine derin tesiri altında kaldı ki, çok büyük bir meblağ ödeyerek satın aldı. Ardından Michelangelo’nun bir dahi sanatkar olduğunu söylediler. Bu hadiseden sonra önemli bir iş Michelangelo’nun uhdesine verildi.

 

 

KAYBOLAN İNGİLİZ ALAYI (2)

Bir süre sonra askerlerin sonuncusu da görünmez olunca bulut sanki yükünü almışçasına yerden yükseldi. Herhangi bir bulut gibi yukarıda duran diğerlerine ulaşıncaya kadar yavaş yavaş havalandı. Bu ana kadar yukarıdaki bulutlar yerlerinde duruyorlardı. Yerdeki butlu yükselip ayni hizaya gelir gelmez birden kuzeye doğru uzaklaşmaya başladılar.

Trakya istikametine doğru gittiler. Bir saat içinde de gözden kayboldular. Savaş sonunda bu tabur kayıp veya yok edilmiş sayıldı. Anzak çıkarmasının 50. yılında geç de olsa aşağıda imzası olan bizler, anlattığımız bu olayın kelimesi kelimesine doğru olduğunu beyan ederiz.

İstihkam eri 13/416 künyeli D. Nevnes. 157 King Street Cambridge.

J.L. Newman 75. Freyberg Street Octumoctai Tauranga.

İstihkam eri 14/165 künyeli F. Reichardt. Malata Bay of Plenty.

İngiliz Komutanı General Hamilton, bu olayın vuku bulduğu günü, korkunç itirafı yine bir gün sonra günlüğüne şöyle geçirir:

’22 Ağustos 1915 günü çalılık arazi inde cereyan eden karşılıklı düello korkunç bir şekilde hükmünü sürdürdü. Sis ve topçu ateşi yönünden Tanrı Türklerden yanaydı’.

Savaştan sonra 1918 yılında İngiltere hükümeti Türkiye’ye resmi bir yazı gönderir ve kaybolan alayın akıbetini sorar. Türkiye şöyle cevap verir:

‘Türkiye onları ne esir etmiştir ne de  ölüm kayıtları vardır. Hiçbir şekilde bu askerlerle ilgili bir bilgiye sahip değildir’

Not: Bu olayın görgü tanıkları olan üç Yeni Zelandalı asker savaştan tam 50 yıl sonra basın önünde bu itirafta bulunmuşlardır.

 

 

KOCA ÇINAR DEVRİLDİ

87 Yaşında.

3 kızı vardı.

Karagümrük’te, Adaletspor’da, Yeşilovaspor’da futbol oynadı.

Daha sonra Lüleburgazspor’da alt yapı antrenörlüğü,

Daha sonra Lüleburgazspor’da teknik antrenörlüğe başladı.

Lüleburgaz’da bir sürü futbolcu yetiştirdi.

Profesyonel Lig’de kupa maçlarında büyük takımların tozunu dumanını attı.

Türkiye’de haklı bir şekilde şöhrete kavuştu.

Ama hayat acımasızdı. Yaşadıkça yaşlanıyordu.

Daha sonra bastonuyla dolaşmaya başladı.

Sonra da yürüyemez oldu, eve bağlı kaldı.

Ve bir gün Acil Servis’e kaldırıldığını duyduk.

Ama birkaç gün sonra yeni bir haber geldi.

Gözlerini açmış, damadı ile konuşmuş.

İnşallah! İnşallah! dedik. Uyanır inşallah!

Sonra ebediyen gözlerini yumdu büyük teknik direktör.

Lüleburgaz’ı Türkiye’de ve Dünyada sporda tek yapmıştı.

Devlere kafa tutmuştu.

O artık Lüleburgazspor’un efsane adamıydı.

Ve onu sevenleri gözyaşlarına boğarak cennete gitti.

Koca çınar devrildi.

Bu yazı 339 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter