26 Nisan 2017 Çarşamba
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 6°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
ÇOK GEÇMEDEN
Yazı Tarihi: 13 Nisan 2017 Perşembe 07:43

Kendisine tedavisi mümkün bir kanser tanısı konan genç bir anne hastaneden eve dönmüştür ama fiziksel görünümü ve radyasyon tedavisi sonunda dökülen saçları yüzünden kaygılıdır. Mutfaktaki sandalyede oturduktan sonra oğlu mutfak kapısının eşiğinde görünür merakla annesini seyretmektedir.

Gördükleri karşısında paniğe kapılmaması için önceden prova ettiği sözlerine başlar başlamaz, oğlu koşar ve kucağına oturur annesinin.

Başını annesinin göğsüne yaslar ve öylece kalır. Annesi ‘Çok geçmeden eski halime döneceğim ve daha iyi olacağım’ der.

Küçük çocuk düşünceli bir şekilde doğrulur. Altı yaşın açık yürekliliğiyle annesini yanıtlar ‘Saçların değişecek ama yüreğin hep sıcak kalacak değil mi?’

Annesi iyileşmek için çok beklemez. Oğlunun bu sözleri anneye moral verir ve zamanla iyileşir.

 

ANNELİK ÜZERİNE

Annenin sevgisi bir daireye benzer.

Başı da yoktur sonu d. Sürekli büyüyerek döner döner, yoluna her çıkana dokunarak. Hepsini sabah havası gibi içine çekerek, öğle güneşi gibi ısıtarak ve gece gökyüzündeki yıldızlar gibi örterek.

Annenin sevgisi bir daireye benzer, başı da yoktur sonu da.

 

SON NEFESİNDE BİLE HÜMOR

Nasreddin Hoca’nın şairane dehası, son nefesini verirken bile işliyordu.

Yatağının başucunda yaşlı gözleriyle oturan karısına, ‘Hanım, git bayramlık giysilerini giy, saçlarını tara, yüzüne biraz renk ver, kendini güzelleştir ve ondan sonra gel yanıma otur’ dedi.

Karısı ağlamaklı bir sesle ‘Sen böyle hasta yatarken ben nasıl süslenebilirim’ deyince Nasreddin Hoca, ‘Hayır sen git dediğimi yap’ der.

‘O zaman seni bir melek veya tavus kuşu gibi gören Azrail belki beni bırakır da seni alır götürür’

 

ABRAHAM LİNCOLN’DEN

Amerika’nın en büyük üç Cumhurbaşkanından biri olan Abraham Lincoln, oldukça çirkin bir adamdı. Ama o kendi çirkinliğini bile nüktelerine konu yapacak kadar ‘hümor hissi’ne sahipti. Kaybettiği seçimde (1885) rakibi Stephan Douglas’la halk önünde yaptığı çok sayıdaki tartışmalardan birinde şunları söyledi:

Kasabanıza bundan önceki gelişimde otelde soyunurken aynada kendimin cidden çok çirkin bir insan olduğumu üzülerek gördüm. Artık iyiden iyiye emin olmuştum ki dünyanın en çirkin adamı bendim. Bundan böyle, kendimden de çirkin birini gördüğüm vakit onu öldürmeye karar verdim. Ertesi gün (Lincoln dinleyiciler arasındaki avukat arkadaşı Andy’yi işaret ederek) Andy kasabamıza gelmişti. Kendisini ilk defa görür görmez, kendi kendime işte aradığım insan bu dedim ve onu öldürmeye karar verdim.

Acele otele döndüm, tabancamı takındım ve aşağıya inerek köşe başındaki Andy’yi bekledim.

Çok geçmeden Andy göründü. Hemen önünü kestim, tabancamı göstererek ‘Kıpırdama Andy’ dedim.

‘Allah’a son duanı söyle seni öldüreceğim’

‘Niye Mr. Lincoln’ dedi Andy ‘Ben size ne kötülük ettim’

‘Ben kendimden daha çirkin birini gördüğüm vakit onu öldürmeye yemin ettim  ve sen benden daha çirkinsin’

Andy ‘Mr. Lincoln ben gerçekten sizden daha mı çirkinim’ dedi.

‘Evet’ cevabını verdim.

Andy, gözlerini gözlerime dikerek ‘O halde Mr. Lincoln’ dedi. ‘Ben gerçekten sizden daha çirkinsem hiç beklemeyin, tetiği hemen çekin’

 

DEĞİŞİM

İstanbul’da bir hastaneye gitmiştim. Her yerde klasik müzik çalıyordu. Doktoruma sordum: ‘Müziğiniz şahane bir uygulama’ deyince o da bana ‘Dışarıdan bir bakan veya önemli biri geldiği zaman hemen müziğin çeşidini koyuyoruz, senfoni falan. Yalnız müzikte değil, tüm hastanenin temizlik, yerleştirme, kıyafetlerin değişmesi hep o önemli adam için.

İSO var mı? Var. Kalite belgesi var. Kalitesi felaket. Kendinizi kandırırsınız.

Hani Enver Paşa’yı Almanlar en iyi silahlar ve iki-üç bölükle kandırmışlar ve Osmanlı’yı 1. Dünya Savaşı’na sokmamışlar mıydı?

 

PANKART GERİLİMİ!

Şu ülkemin insanlarını anlamak mümkün değil. 72 yaşımdayım. 1960-1980 darbelerini gördüm. Hangisinin haklı, hangisinin haksız olduğunu koca koca yıllar geçse bile anlamış değilim.

Gazetede ‘Pankart Gerilimi’ diye bir haber vardı.

Üzüldüm. 21. Asra girdik hala particilerin birbirlerine olan nefretin, kızgınlığın, tahammülsüzlüğün sınırını çizemedik bir türlü.

Ne var yani, halk istediği pankartı assın. Güya demokrasi var ya! Referandum olacak 16 Nisan’da. Bizi yönetenler hep ‘Hayır’ veya ‘Evet’ çıkmasını istiyor sandıktan.

Evet diyenler de bu ülkenin insanı, Hayır diyenlerde bu ülkenin evladı.

Senin hangi alternatifi kullanacağından kime ne yahu! İstersem Evet istersem Hayır derim. Sen benim düşüncelerimin sahibi misin?

Referanduma az kaldı. Tercihinizi neyden yana kullanacağınızı sakın kimseye söylemeyin. Vatandaş olarak göreviniz oy kullanmak.

Sonuç ne çıkarsa çıksın herkes saygı göstermeli. Ne yani Hayır veya Evet çıkarsa dünyanın sonu değil ya!

Kazananı yüzde 51 olarak kabul edersek kalan yüzde 49 vatandaş bu ülkede yok mu sayılacak yani.

Bence siyasetçi söylediği sözün arkasında durur. Siyasetçi çok konuşmaz, konuştuğu zaman da komşularıyla, diğer ülkelerle dostluğunu bozmaz.

Önümüzdeki Pazar günü Yeni Anayasa’nın kabulü ya da reddi için referandum var. Bırakın halkı, nereye pankart asarsa assın. Ama asılan pankartlarda birliğimizi bozacak sözler olmamak kaydıyla.

                Orta doğuda oynanan oyunlara dikkat! Efendim büyük ülkeler buralara demokrasi getirecekmiş. Geçin onları geçin… Sizler demokrasi aşığı değilsiniz. Sizler petrol ve yeni silahlarınızı test etmek için buralardasınız.

Pankart yırtmanın Lüleburgaz gibi kültürlü insan topluluğunun yaşadığı yerde bu tahammülsüzlüğü esefle kınıyorum.

Sevgili siyasetçi kardeşlerim…

Şu ülkede en önemli unsur demokrasidir. Buna bağlı kalmanın yollarını arayın. İnanın hepimiz yangından cayır cayır yanarız.

 

DOYA DOYA YAĞSA!

Uzun zamandan beri şöyle doya doya bir yağmur yağmadı ilçemize ve çevremize.

Yağmurun sesine hasret kaldık vallahi!

Derelerde göllerde yeteri kadar su yok!

Yüce Rabbim bizleri susuz bırakmasın inşallah!

Bulgaristan’daki buğdayların boyları-renkleri pek iyi değil.

Ama Türkiye’ye girdiğimizde buğdayların iyi oluşu hepimizin gözünden kaçmadı.

İnşallah onların da bizlerin de buğday hasatı iyi olur. Hani bir söz vardır; ‘Komşuda pişer bize de düşer’ Ne olacağı belli olur mu?

Yüce Rabbim bize de versin komşu ülkelere de ve tüm dünya ülkelerine.

Zaten buğday bir yıl, un altı ay, ekmek iki gün dayanırmış. Yalnız ekmeklerin her üçünü de tüketmen gerekir.

Şunu da unutmayın sakın Balkan savaşlarında yeme konusunda ne zahmetler çektiğimizi unutmayın.

 

 

Bu yazı 151 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» KINALI KUZULAR (1)
» HAYAT BİTİNCEYE KADAR ÇALIŞMAK
» İYİCE DÜŞÜNÜN
» ÖNEM VERMEK
» ANZAKLI ÖMER (3)
» ANZAKLI ÖMER (2)
» ANZAKLI ÖMER (1)
» ÖYLE İNTİHAR EDİLMEZ BÖYLE EDİLİR (3)
» ÖYLE İNTİHAR EDİLMEZ BÖYLE EDİLİR (2)
» ÖYLE İNTİHAR EDİLMEZ BÖYLE EDİLİR (1)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter