19 Ağustos 2017 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 30°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
ANZAKLI ÖMER (1)
Yazı Tarihi: 19 Nisan 2017 Çarşamba 07:39

Çanakkale Savaşı’nda yaşanan hikayenin gerçek kahramanının ağzından anlatılan bir öykü.

1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD’ye giden doktor Ömer Musluoğlu, görev yaptığı hastanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:

Amerika’ya ilk gittiğimde (1957) lisanım pek o kadar iyi değil. New York’ta Medical Center Hospital adlı bir hastanede görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektro kardiyografi çekmek gibi işlerdi. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum.

Bir hastaya gittim. Yaşlı bir adam. Tahminen 75 yaşlarında. İngilizce konuşuyorum. ‘Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız?’ Çünkü adam kanser hastası, üstelik kansız. Elimde kan torbası da var tabii ki, pazısını açtım. Baktım pazısında dövme şeklinde Türk bayrağı var. Çok ilgimi çekti. Kendisine sormadan edemedim. ‘Siz Türk müsünüz?’

Kaşlarını yukarıya kaldırarak ‘Hayır’ manasında işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum.

‘Peki bu kolundaki Türk bayrağı nedir?’

‘Aldırma işte öylesine bir şey’ dedi. Ben yine ısrarla dedim ki:
‘Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım. Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltıyla sordu:

‘Siz Türk müsünüz?’

‘Evet, Türk’üm’

İhtiyar gözlerime bakarak tanıdık bir göz arıyor gibiydi. Anlatmaya başladı:

‘Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale’de bir yer var. Türkiye’de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak’tım. Avustralya Anzaklarından. İngilizler bizi toplayıp dediler ki …

Yarını bekleyin. İngilizler neler demişler şaşıracaksınız…

 

 

YETENEK

1538 yılında Osmanlı’nın Karaboğdan Seferi’nde ordusunun Prut Nehri’ni geçmesi için köprü gerekir. Günlerce uğraşılmasına rağmen, bataklık alana köprü kurulamaz. Kanuni’nin veziri Damat Çelebi Rüştü Paşa, 1533 yılında İran Seferi sırasında iki haftada üç kadırga yapıp donatarak Van Gölü’nün aşılmasını sağlayan becerikli yeniçeriyi hatırlar ve yanına çağırtır.

Köprüyü onun yapmasını ister. Bataklığın aşılacağı köprüyü 10 günde inşa eden genç adam daha sonra Selimiye ve Süleymaniye gibi yüzlerce müthiş esere imza atar. Sinan’dır adı.

Aslında iş yerinde yapacağımız en temel uygulama yetenekleri bulma ve doğru yönetmektir.

Türkiye’de yapılacak olan üniversitelerde, meslek liselerindeki yetenekleri bulmak ve onları yeni buluşlarla organize etmek.

Atalarımızın teknolojinin o kadar geri olduğu bir dönemde bu kadar geniş bir imparatorluğu nasıl bunca yıl yönetmesinin asıl sebebi ‘Yetenek Yönetimi’dir.

Türkiye’de 50 bin öğrenci yurt dışında okuyor. Bunların beş yıllık eğitim masrafları 7,5 milyar dolarmış. Bu öğrencilerin 30 bini Türkiye’ye geri dönmüyormuş.

Amerika, dünyada bir numaralı ‘beyin avcısı’.

Hiç unutmuyorum, bundan 6-8 yıl evvel Öğretmen Evi’nin önünde Kırklareli’ye tayin olan bir sürü üniversiteli öğretmen adayı vardı.

Onlarla sohbet ederken bir öğretmene sormuştum:

-Hangi fakülteyi bitirdiniz?

-Atom ile ilgili fizik bölümünü demişti.

-Ya sizler, ne mezunusunuz?

Biri kimya, diğeri ekonomi vs. falan. Hepsi ilkokul öğretmeni olmak için tayin yerine gelmişler.

Oysa üniversitede okuyanlara şöyle diyebilirsiniz:

‘Bize girişimcilik fikirleriyle gelin. Eğer fikrinizi hayata geçirirsek size şu kadar para verelim’

Yurt dışına çıkan öğrencilerimize ‘Bir fikrin var mı?’ diye şimdiye kadar hiç sordunuz mu?

Yurt dışına ülkenin parasıyla öğrenime giden öğrencilere ‘Okul bittiğinde hemen ülkene gel işin hazır’ demek lazım.

 

PAZARTESİ PAZARINDAYIM

Minibüsle henüz geldim ve pazarın ana kapısından içeri gireceğim iki bayan hemen tanıdılar beni ve;

‘Necati bey siz gazetecisiniz!’

 Daha pazara girmeden kapının yanındaki tavukları ve civcivleri gösterip:

-Bu tavuklar ve civcivler burada mı satılır? Pazarın ayrı bir yerinde bunlara bir yer açılamaz mı? dedi ve ekledi:

-Bu kokuyu çekmek mecburiyetinde miyiz?

**           **           **          

Pazarın dışında tırlar vardı ve kamyonlar. Ağzına kadar dolu sebze-meyve-patates vs. satılıyor. Ve Pazar içindeki esnaf:

-Biz buraya dünyanın ödemelerini yapıyoruz, oysa dışarıda satanlar beş kuruş ödemeden satışlarını yapıyorlar dedi…

**           **           **          

Pazarda fiyatlar geçen günlere bakarak daha ucuzdu. Patlıcan 2 TL, Biber 4 TL, Patates 1,50 TL, çilek 5 TL, soğan 75 kuruş- 1TL arası. Elma 1,50 TL-2 TL arası.

Marul 1 TL-2 TL arası, elma 1,50-2 TL arası…

Ispanak 1-1,50 TL arası, Kabak 2 TL, Semiz otu 2 TL…

**           **           **          

Tuvaletlerden herkes memnun… Çünkü kötü olsaydı beni görenler daha önceki gibi şikayet ederlerdi.

**           **           **          

Bu da otobüs terminalinin pisliği hakkında…

Sabah saat 11:00’de minibüsle geçerken çimlendirilmiş alanların üzerine bembeyaz kağıtlarla ve sigara izmaritleri ile dolu.

**           **           **          

Bu da en önemli gözlemim… Pazar boştu… Alıcı yok!

 

BİR REFERANDUM DAHA BİTTİ

Aylardır konuşulan ve Türk vatandaşlarını ikiye bölen konuşmalar sonunda bitti… Referandumun sonucu belli oldu.

Türkiye’ye geçmiş olsun… Öyle öldürücü-yaralayıcı olaylar olmadı. Benim için önemli olan buydu. Bu referandum herhangi bir partinin seçim kazanıp kazanmaması meselesi değildi. Anayasanın değişimi için yapılan bir oylamaydı.

Ve kazanan 3 puanlık bir yüzde ile ipi göğüsledi.

Anayasanın değişmesini isteyenlerle istemeyenler arasında büyük bir fark olmadığı da kesin.

Şimdi yapılacak iş, sonuçlara bakmadan halkımızın tek vatan, tek bayrak, tek ulus etrafında dimdik ayakta durmasını sağlamak, ayrıca vatandaşlara herhangi bir ayırım yapmadan, ülkemizin üzerinde bulunan iç ve dış mihrakların planlarının uygulanmasını engel olmak.

Yeni Anayasa uygulanma üzere halktan izini aldı. Bundan sonra fazla konuşmadan Türkiye’nin dertleriyle uğraşın…

 

23 DERECEDEN 6 DERECEYE DÜŞMEK

Bundan çok değil, 5-6 gün evvel hava sıcaklığı 23 dereceydi. Şu işe bakın dün (Salı günü) hava sıcaklığı 6 dereceye kadar düştü.

Tam havalar bundan sonra iyi olacak derken birden bire bu kadar soğuk olması herkese ‘Kış geri geldi’ dedirtti.

Ama en büyük kazanımımız yağmurların yağmasıydı. Çok şükür buna. Buğdaylara zaten yağmur lazımdı.  

Yüce Rabbim kullarına daima şefkatli davranır.

 

 

 

Bu yazı 300 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» 18 YAŞINDAN KÜÇÜKLER GİREMEZ (2)
» 18 YAŞINDAN KÜÇÜKLER GİREMEZ! (1)
» İSTANBUL’UN TAKSİM PROJESİ (2)
» İSTANBUL ‘ UN TAKSİM PROJESİ 1912 (1)
» ANLAŞTIK!
» ANLAŞTIK!
» AKILBABA KENDİNİ NASIL BULMUŞ
» O AĞACIN ALTI (3)
» O AĞACIN ALTI (2)
» O AĞACIN ALTI  (1)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter