17 Ekim 2017 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 9°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
GÜVEN DUYGUSU ÇOK HASSASTIR
Yazı Tarihi: 13 Mayıs 2017 Cumartesi 07:32

           Anlatılanlara göre İngiltere’de yargıçların maaşı yokmuş. Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defteri varmış. Bir gün hakimin biri bir bankaya gidip 1.000.000 Pound’la bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. Tabii ortalık birbirine girmiş.

Banka yöneticileri en üst makamdan onay olmadan bu kadar parayı veremeyeceklerini söyleyip hemen İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlığa telefon etmişler. Ancak aradıkları yerden gelen cevap ayrıymış ‘ödeyin.’

Gel gelelim bankada o kadar nakit yokmuş. Hakimden ertesi gün gelmesi rica edilmiş. Ertesi gün para bir bavul içinde hazırmış. Aradan birkaç gün geçmiş. Hakim çıkagelmiş. Parayı bankaya geri vermek istiyormuş. Banka yönetimi şaşırıp kalmış. Hemen Adalet Bakanlığı’nı aramışlar. Derhal bakanlık müfettişleri devreye girmiş ve hakime hareketinin sebebini sormuşlar

Hakim:

‘Kraliçenin hükümeti bize gerçekten güveniyor mu? Onu sınadım’ cevabını vermiş.

Raporlar Bakanlığa iletilmiş ve aynı gün hakim azledilmiş. Adalet Bakanlığı hakime gönderdiği yazıda gerekçeyi şöyle açıklamış:

‘Kraliçenin hükümetinin saygın bir hakimi, devletine güvenmiyor ve onu sınıyorsa, devlet ona asla güvenmez’

Güven çok ince çizgidir. Onu kalınlaştırarak kırılmasını engelleyen tek şey, iki taraflı olmasıdır.

 

O DA GERÇEK

Nereye gittiğini bilen insana yol vermek için durup durup kenara çekilir ve ona yol verir.

-

Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde “Doğuştan kör” yazılıymış. Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş.

Bir reklamcı bunu görmüş. Tabelayı almış, arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış. Ne olduysa olmuş... Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya para atmaya. Bir cümle onca kişiyi etkilemeye yetmiş. Dilencini şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına sebep olan cümle ne mi dersiniz?

“Güzel bir bahar günü... Ama ben baharı görmüyorum...”

 

GÜNÜN SÖZÜ: Her zaman en çok eski dostlara güvenilir.

Tıpkı eski kılıçlara olduğu gibi.

 

GÜNÜN İNCİSİ: Eğer paranız varsa, ahmağın biri bile olsanız, insanlar size saygıda kusur etmez.

 

LAFA BAK: Bilmeden yapılan hata yanlışlıktır, bilerek yapılan hata ise ihanettir.

 

DİLİMİN UCU: En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır. Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.

 

EN İYİ KADIN

Bir gün bilgeye: “Sence en iyi kadının meziyetleri nelerdir?” diye sormuşlar. Manalı bir gülümseyişle “Bence, kadın; üzüntülerini güler yüzlülüğü ile bastırabilmeli, gülerek konuşmalı; şafakta kalkıp ailemin günlük işlerine başlama alışkanlığı olmalı; aile topluluğunun, komşularının ve hısım akrabalarının saygılarını kazanmış olmalı; mevsiminin bütün yiyeceklerinden ne gibi yemekler yapıldığını ve hangi yemeklerin bir arada yapılacağını bilmeli; üzüntülerin, anlaşmazlıkların, aile fertleriyle birlikte halledilmesi usulünü kullanmayı becerebilmeli; aile şerefinin korunması mesuliyetini aile fertlerine kabul ettirmeyi başarmalı; ekmeğini yediği kocasını kapıda karşılamalı, uğurlamalı ve onun hizmetlerini bizzat kendisi yapmalı; evinde boş kaldığında kendisini oyalayacak hüneri (müzik aleti çalmak, türkü söylemek, okumak, bir şeyler yazmak, biçki – dikiş yapmak... gibi) evinde çekici giyinmeyi becermeli. Başka söyleyeceğim, yoktur.” demiş.

 

 

AÇ (Fıkra)

Papaz kilisede Pazar vaazı veriyordu. Konu çetindi. Günahı anlatıyordu. Söze de Adem ile Havva’dan girmişti. Şu soruya kadar geldi: “Havva neden bunu yaptı? Neden Adem’i yasak meyveyi yemeye sürükledi?” Cemaatten biri atıldı:

“Ee canım, zaten çıplaktılar. Bir de aç mı kalsınlar yani?

 

 

DALLARIMIZI KIRDILAR!

Malum... Mevsim ilkbahar. Erikler ağaçlarda yavaş yavaş büyüyorlar. Ama tam olarak büyümediler.

Evimin bahçesinin hemen hemen 4 erik ağacı var. Üzerinde erikler var. Ama henüz ekşi... Yolumuz öğrencilerin okullarına giderken – gelirken eriklere bakıp “ Nasıl koparıp yeriz?” düşüncesi içerisinde olduklarını biliyorum... Ehh! Bizler de çocukluk zamanımızı yaşadık; bizler de bahçelerdeki meyvelerin üzerindeydik o zamanlar.

Erik pıtrak ağaçlarda... İsteyen istediği kadar yesin... Gözü olanın gözü çıksın...

Ama be kardeşim; insan gibi kopar istediğin kadar ye... Peki koca dalları koparmak, kırmak da neyin nesi. İnanın iki tane kocaman ağaçtan kocaman dalları kırmışlar...

Neden kırıyorsun be oğlum! Buyur bahçeye istediğin kadar kopar adam gibi ye!

Ne söyleyeyim sizlere! İnanın söyleyecek söz bulamıyorum.

 

ATATÜRK OLMASAYDI

Yusuf Hashacib, Kutadgu Bilig’inde der ki; “Hastalıklar ve kötülükler hep cehaletten doğar. Fakat tedavi ile hastalara şifa verilebilir; terbiye ile kötüler iyi edilebilir ve okutmak davetiyle de, bilgisizlere bilgi verilmiş olur.”

Pekiyi, bilgisiz oldukları halde, bir-iki bilgi kırıntısı ile hiçbir şey bilmedikleri konusunda bilgi geçinmeye çalışan “Bilgisizler” nasıl bilgilendirilecek.

Türkiye’nin en büyük dertlerinden biri, sağdan soldan kaptıkları yalan yanlış, yarım-yamalak bilgi kırıntıları ile pek çok profesör geçinen kendilerini “bilgin” olarak gören yüzlerce insan var.

Geçen gün TV’de Atatürk’e olur olmaz iftiralar atan sözde bilgin geçinen iki-üç kişiye ne demeli!

Yapmayın sevgili kardeşlerim, ağabeylerim, bilgin geçinen sevgili çok bilmişler. Atatürk yıkılan-parçalanan bir yurdu bağımsızlığa kavuşturdu. O Türkiye’ye olan borcunu ödedi. Onunla ve onunla bu yurdu düşmanlardan koruyan bir çok silah arkadaşlarına olmayacak çirkin iftiralar atan kendini bilgin insan sanan cahiller lütfen Atatürk’e biraz saygı, biraz sevgi gösterin.

Eski Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel Diyor ki;

“Atatürk’e toz kondurmayız. O’na toz kondurmak namertlik

olur. Benim milletim kadirşinastır. Bu ülkeyi kuran, vatanın dört bir yanındaki düşmanları denize döken Atatürk’ün kadrini bilir ve bilecektir.

Hey Atatürk’e saldıranlar, şunu iyi bilsinler ki o olmasaydı, ne istiklal harbini kazanabilirdik, ne de bugün camilerimizden ezan sesini duyabilirdik. Şuna inanın, İstiklal Harbi’mizden önce, Türk Milletine ve onun giriştiği ölüm kalım mücadelesinin başarılı olacağına Atatürk kadar inanmış ve bu inancını her fırsatta belirtmiş başka bir tek kimseyi, evet tek bir kimseyi gösteremezsiniz.

Sivas’ta Amerikan generali Harbur’un “Milletiniz, tasavvur ettiğiniz bütün fedakarlıklara katlanmasına rağmen muvaffak olamazsa, o zaman ne yapacaksınız?” sorusuna şu cevabı vermiştir.(22 Eylül 1919’da)

“Bir millet, haysiyet ve istiklali için yapılması gerekeni yapabilirse muvaffak olur. Ya muvaffak olmazsa demek o milletin peşinen ölmüş olduğuna hükmetmek demektir. Türk milleti ise vardır ve hayattadır’

 

Bu yazı 321 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter