23 Temmuz 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 25°C
Açık
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
Ön Yargılarımız
Yazı Tarihi: 16 Mayıs 2017 Salı 07:33

  Bazen çevrede kilerimizi istemeden kırabiliyoruz. Günümüzde sorunları daha da artan kişiler, karşısındakileri fazla düşünmeden verdiği cevaplarla üzebiliyor. Dertleri karşısında bunalan kişi, çabucak bir yakınını verdiği cevaplarla tersleyebiliyor. Daha sonra hatasını anlayanlar kırdıkları dostlarını arayıp bir özür dileme konusun dada yetersiz kalabiliyorlar. Özür dilemek kırdığımız, yaraladığımız kişiyi, ilişkiyi iyileştirmek için çok gerekli bir davranıştır. Ancak bizler bu konuda ne kadar başarılıyız? Gerçekten özür dilemenin inceliklerini ve geç kalmadan zamanında yapılmasını biliyor muyuz? Bu konuda yaşanılan sorun nerden başlayacağımızı ve nasıl af dileceğimizi bilmemekten kaynaklanmaktadır.       Küçük hatalarımız için belki kusura bakma sözcüğü yeterli olabilir.  Açtığımız daha büyük yaralar için etkili kelimelerden daha fazlasına ihtiyaç bulunmaktadır. Eğer bunları tam zamanında ve gerektiği gibi yapmazsak, incittiğimiz insanlar bize güvenmemeğe devam edeceklerdir. Tüm bu olumsuzlukların oluşmasında bizde oluşan ön yargılarımızın suçu oldukça büyüktür. Bu yaptığımız hatalar konusunda ön yargılarımız bizleri hep yanlış yorumlamalara sürüklemiştir. Çoğumuz bu ön yargılarımızın etkisinden kurtulamamış, yanlışlar denizinde boğulmuştur. “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur…” Albert Einstein’ın bu güzel sözü bu konudaki zorlukları çok güzel anlatıyor.

  Siddhartha Gautama, öğretisini yaydığı yıllarda öğrencilerine şöyle bir öykü anlattı: Genç yaşında dul kalan bir baba, yaşamını biricik oğluna adamıştı. 
Yavrusunu evde bırakıp köy dışına işe gittiği bir gün, haydutlar köyü bastılar, tüm evleri yaktılar ve küçük oğlunu kaçırdılar. Dönüşünde bir harabe yığınıyla karşılaşan baba, umutsuzca çocuğunu aradı. Dumanları tüten köyde bir çocuğun yanmış cesedini bulunca, oğlunun kalıntıları sandı. Usulünce bir cenaze töreni hazırladı. Bitmeyecek bir yasa girmişti. Oysa oğlu yaşıyordu ve bir gün haydutların elinden kaçmayı başardı. Günlerce yürüyerek köyün yolunu buldu. Bir gece geç vakit, babasının yıkılanın yerine yaptığı yeni evin kapısını çaldı. 

Baba sordu: 
- Kim o? 
- Benim, oğlun. Kapıyı aç baba! 
Oğlu sandığı çocuğun küllerini yanından hiç ayırmayan mutsuz baba, sefil biri kendisiyle alay ediyor sandı. 
- Defol, diye bağırdı. 
Çocuğu defalarca kapıya vurdu ve babasını açmaya, kendisiyle konuşmaya çağırdı. Ama hep aynı yanıtı alıyordu: Defol! 
Umudunu yitiren oğul, sonunda bir daha dönmemek üzere gitti. 
Budha Siddhartha, öyküyü bitirince başını önüne eğdi. Bir an sustu. Sonra başını kaldırıp öğrencilerine baktı ve ağır ağır:
“Eğer bir fikre, mutlak gerçekmiş gibi sarılırsanız; gerçeğin ta kendisi gelip kapınıza vurduğunda, o kapıyı açmak ve gerçekle yüzleşmek yeteneğiniz kalmaz.”

Peşinen verilen hükümlerin sonucunda oluşan ön yargılarımız, bizleri sonradan nedenini araştırdığımızda mutsuzluk dolu bir yaşama gönderir.

 

Bu yazı 340 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Karıncanın yükü emek ve sevgiymiş
» Arkadaşlıklar
» EN ÇOK BİLDİĞİM
» Kitap Okumak
» Doğamız
» OKUMANIN KEYFİ
» Zeytin Ağacı
» Şimdi Uçurtma Zamanı
» Yaşadığımız Çocukluğumuz
» Ön Yargılarımız
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter