23 Temmuz 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 25°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
ATLAR MANZARA SEVER Mİ? (2)
Yazı Tarihi: 19 Mayıs 2017 Cuma 09:20

Mustafa Kemal, denize karşı rakı kadehi kaldırmaktan hoşlandığı gibi, yüzmeyi de sevmektedir. Gazi Paşa, deniz sevgisini tüm ulusa aşılamaya çalışır. Özellikler İstanbul’da olduğu zamanlarda Moda koyuda yelken ve kürek yarışlarını izlemekten büyük keyif almaktadır.

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nda yapılan yarışlar Atatürk tarafından izlendiği için sporcular daha büyük bir şevkle yarışmışlardır.

Atatürk İstanbul’a geldiği zamanlarda 1936 yılında tamamlanan Florya Deniz Köşkü’nde de vakit geçirir.

Paşa’nın kollarını sıvayıp kürek çektiği fotoğraf, zamanda asılı durur. Fotoğraf Florya açıklarında çekilmiştir.

İsmet İnönü’nün yüzmeyi öğrenmesi de Atatürk sayesinde olur.

Başbakan İnönü, Florya’da yüzmekte olan Atatürk’ü izlerken gafil avlanır.

Mustafa Kemal ona denizden seslenir:

‘Haydi İsmet gel yarışalım’

İnönü yüzünü buruşturup kollarını açar:

‘Paşam, maalesef ben yüzme bilmiyorum’

Mustafa Kemal bu cevap karşısında çok şaşırsa da bozuntuya vermez.

O bir devrimcidir, ses tonu emir niteliği taşır:

‘O zaman sana bir hafta süre…’

İnönü’nün kabusu olduğu günler başlar. Soluğu Heybeliada’da alır. Askeri Lise Sınıf Subayı Ulvi Tekeş’e durumu anlatır. Bir hafta içerisinde yüzmeyi öğrenmek zorunda olduğu için onun yardımını ister.

Böylece aynı gün motorla Heybeliada açıklarına giderler.

Ulvi Tekeş, kısa süren teorik eğitimin ardından eylem zamanının geldiğini bildirir:

‘Paşam atlayın lütfen!’

İnönü’nün, belli etmemeye çalışsa da bir hayli tedirgin olduğu gözlenir.

‘Nasıl atlayacağım?’

‘Çivileme Paşam, bacaklarınızı hiç kırmadan, çelik gibi suya gireceksiniz’

İnönü, kendisini aynı Tekeş’in dediği gibi bıraksa da suyla yüzleşince çırpınmaya başlar.

Ardından da kendisiyle birlikte suya atlayan subaya can havliyle sarılır.

Kaynak: %100 İstanbul Yazar: Erk Acarer S. 17-18 DEVAMI YARIN…

 

 

İMAN VE AMEL

İbn-ül Emin Mahmut Kemal Bey, Türk diline Divan-ı Lügat-üt Türk’ü kazandıran Ali Emiri Efendi ile iyi görüşürdü. Ali Emiri Efendi, temizliği külfet sayanlardan biri olduğu için nadiren hamama giderdi.

Ali Emiri Efendi hastalanır, ölüm döşeğine yatar. Mahmut Kemal Bey ziyaret eder. Odaya girer girmez üzerleri bir gazete ile örtülmüş yedi sekiz oturaktan çıkan taaffünle midesi bulanır, fakat sohbet eder.

Ali Emiri Efendi, ‘Ah mirim!’ der. ‘Vakit saat geldi. Çok şükür imanımı kurtardım fakat amelde kusurum var’ der.

Mahmut Kemal Bey nihayet dayanamaz ‘İlahi efendi’ der ‘Amelde kusurun var da bu oturaklar nedir?’

 

İNANÇ

Bir zamanlar Amerika’nın Havai adalarındaki Çinliler, ölülerini ziyaret ettikleri zaman mezara pirinç serpiştiriyorlardı.

Bir gün bir Amerikalı, kendi ölüsünün mezarına koymak için çiçek götürürken Çinli’nin yaptığını gördü ve alay edercesine:

‘Arkadaşın pilavı ne zaman kalkıp yiyecek?’

Çinli cevap verdi:

‘Senin arkadaşın kalkıp çiçekleri kokladığı zaman’

 

GÜNÜN SÖZÜ: Felaketin iyi bir yanı varsa o da bize gerçek dostlarımızın kimler olduğunu göstermesidir.

GÜNÜN İNCİSİ: Mutsuzluklarımızın dışarıdan geldiğini sanırız. Aslında mutsuzluklarımız bizden kaynaklanır.

LAFA BAK: ‘İyi’ ve ‘Kötü’nün yüzü aynıdır. Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır.

DİLİMİN UCU: Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!

Gerçek mutluluk gördüğün şeyle değil, asıl görünmeyen yerdedir.

Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil, yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir.

 

LYFA’YA DURAK YERİ

Bundan evvel belediyemizin spor tesisi olan LYFA’ya gitmek kolay da gelirken bir vasıtaya binmek için karşıya geçtiğimizde yağmur-soğuk-rüzgar altında, durak olmadığı için mecburen ayakta bekliyoruz diye yazmıştım.

Oralı bile olmadınız…

Ama oraya gelenlerin en büyük şikayetleri Lüleburgaz’a gitmek için araç beklerken durak olmaması.

Sahi o kadar zor mu oraya bir durak yeri yapmak? Lüleburgaz’da öyle duraklar var ki yalnızlıktan canı sıkılıyor. İşte bunlardan birisini oraya koyabilirsiniz.

Hadi bakalım bu sorunu en kısa zamanda halledin.

 

TRAFİĞE KAPALI ALANLARDA YOĞUNLUK!

Geçtiğimiz Çarşamba günü Edirne’ye gittik. Kimlerle mi? Araştırmacı-Yazar sayın Bahri Berberoğulları, eski PTT teknisyeni sayın Recep Döşler ile…

Saat öğle 12:00… Dükkanlar bomboş. Esnaf dükkanının önünde müşteri bekliyor. Ver herkesin yüzü asık!

Trafiğe kapalı alanlarda gezdik öğle üzeri en aşağı iki saat..

Be kardeşim o alanlarda ne bir bisiklet, ne de bir motosiklet görebildim…

Eğer trafiğe kapalı alan oluşturmuşsan, belli saatten sonra bu motosikletlerin, bisikletçilerin ne işi var burada.

Lüleburgaz’da kapalı alanlara masa sandalye koydukları için ilk evvela belediyeye, daha sonra ise dükkan sahiplerine kızıyor halkımız.

Oysa Edirne’de her lokantanın, her pastanenin ve her bu tip iş yapanların dükkanının önü masa ve sandalyeler ile dolup taşıyor.

**          **          **         

Eski Edirnespor lokaline gittik. Garsonu çağırıp yanımıza: ‘Şu anda eski Edirnesporlu futbolcu var mı?’ diye sordum.

-Var abi. Karşıki masada oturan Özkan abi’ dedi.

Ben de masaya yaklaştım ve Özkan’a ‘Merhaba’ dedim.

-Yanılmıyorsam siz eskiden Edirnespor’da, daha sonra da Tekirdağspor’da futbol oynadınız değil mi?

-Evet dedi. Dediğiniz gibi oynadım.

Bu sefer ben de ‘Lüleburgazsporlu Necatiyim’ dedim.

Ohh! Hoş geldin! Otur bakalım, ne içersin dedi.

Lüleburgazspor, 1971-1972 yılında yalnız Türkiye’de değil tüm Avrupa liglerinde hiç yenilgisi olmayan bir takımdı. Tekirdağspor ile Tekirdağ’da maçımız vardı. Özkan, 1-0 yenildiğimiz maçta, yenilmezlik unvanımızı kaybedince maç sonunda tam santra çizgisinin ortasına bir sandalyeye oturup traş olmuştu. Daha evvel bu mizanseni hazırlamışlar herhalde. Saha kenarından berber de geldi. Beyaz örtüyü güzelce boynuna sardı ve Özkan’u traş sabunuyla güzelce fırçaladı. Ve daha sonra traş etti.

Tabii bizler çok kızdık. Ama Tekirdağlılar o zamanki olayı hala anlatıp dururlar.

Bunu Özkan’a anlatınca etrafta gülüşmeler oldu.

Aradan tam 45 yıl geçti ve bu olay ne Tekirdağlıların ne de Lüleburgazlıların hafızalarından silinmedi.

‘Damat Traşı’ hala dillerde!

 

 

Bu yazı 282 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» YAŞADIĞIMIZ HER GÜN ÖZELDİR (2)
» YAŞADIĞIMIZ HER GÜN ÖZELDİR
» SAKAL
» DÜNYANIN EN BÜYÜK SIRRI
» ÖLÜM (2)
» ÖLÜM (1)
» KADIN GİBİ KADIN OL  (3)
» KADIN GİBİ KADIN OL (2)
» MUSTAFA KEMAL NASIL ‘ATATÜRK’ OLDU?
» AZMİN GÜCÜ (2)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter