25 Haziran 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 21°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
ATATÜRK’ÜN TARİH ÖĞRETMENLERİYLE BİR SOHBETİ!
Yazı Tarihi: 19 Haziran 2017 Pazartesi 07:26

Öğretmenimiz Mim Kazım (Kızıltuğ) anlatıyor.

Kış aylarının kasvetli günlerinden biriydi. Okulda yatılı öğrenciydik. Dersimiz tarihti. Değerli öğretmenimiz Cemal Bey:

‘Çocuklar size başımdan geçen, yaşamımda asla unutamayacağım bir anıyı anlatacağım’ dedi ve sözünü şöyle sürdürdü:
‘1930’da yine böyle yatılı bir okulun Tarih öğretmeniydim. Dersimiz Yeni Çağlar’dı. Ben ateşli bir şekilde konuyu anlatıyor, örnekler vererek öğrencileri bilgilendiriyordum. Birden kapı açıldı. İçeriye okul müdürüyle Büyük Gazi girdi. Heyecanlanmış, şaşırmıştım. Dersi keserek yanına gittim’

‘Hoş geldiniz Paşam’ dedim.

Bana ve öğrencilere gülümsemeyle karşılık vererek:

‘Hocam dersinizi sürdürün’ dedi.

Dersten sonra müdürün odasında toplandık. Gazi, tarih öğretmenlerine hitaben dedi ki:
‘Sizler üzerinize büyük bir sorumluluk almışsınız. Genç beyinler, ancak sizlerden esin alacak ve kurtulan yurdu bayındır kılacaklardır. Kimyadan belki bir madeni anımsayamaz. Fakat efendiler, bir öğrenci tarihini asla unutmamalıdır. Ona tarihi unutturulmamalıdır. O öğrenci şanlı tarihinin bir sayfasını unuttuğu gün memleket uçuruma yuvarlanıyor demektir. İşte değerli tarih öğretmeni efendilerden istediğim şudur ki, verdikleri derslerin sorumluluğunu kavrayıp ona göre ellerine teslim edilen genç beyinlere gerçekleri işlesinler. Bu yapıldığı gün tarih öğretmenleri memlekette en az kanını tarih için dökmüş kahramanlar kadar hizmet etmiş olurlar. Yoksa suç, tarihini bilmeyen gençte değil öğretmendedir. Bunu asla bağışlamam’

 

ARTIK KENDİMİ SEVİYORUM

Bir çocuğun kendisi hakkında düşüncelerinin iyiye gitmeye başladığını gördüğünüzde başarılarının da arttığını fark edeceksiniz. Ancak daha da önemlisi hayattan daha çok zevk aldığını’

Gençlerin artık konu başlığından daha fazlasını ihtiyaç duyduğunu anladığımdan beri kendimi daha rahat hissediyorum.

Matematiği çok iyi biliyorum ve öğretiyorum. Eskiden bunun yeterli olduğunu düşünürdüm. Artık çocuklara yalnızca öğretiyorum, bunun matematik olması gerekmiyor. Bu alanda öğrencilerin yalnız bir kısmında başarılı olabileceğimin farkındayım. Bütün cevapları bilmediğim zamanlarda bile, uzman olmaya çalıştığım zamandan daha fazlasına yanıtım olduğunu fark ediyorum. Bunu anlamamı sağlayan kişi ise Eddie oldu. Ona bir gün geçen seneye göre daha başarılı olmasının sebebinin ne olduğunu sordum. Yeni bakış açıma anlam kazandıracak bir cevap verdi. Bana; ‘Sizin yanınızdayken kendimi daha çok seviyorum’ dedi.

 

EŞİN BİR NUMARA OLSUN!

Kadın kocasına ‘hayatımda bir numara sensin’ mesajını her durumda vermesi gerekiyor.

Aynen öyle. Karısının gözünde bir numara olmak istemeyecek erkek yoktur. Bu Nasreddin Hoca olsa bile.

Evet, haftanın fıkrasını şöyle bir okuyun bakalım.

Nasreddin Hoca’yı gözleri şehladır diye överek, şaşı bir kadınla evlendirmişler. Akşam olmuş. Hoca bir tabak kaymak getirip sofraya koymuş.

Kadın şaşı olduğu için:

‘Hoca efendi neden iki tabak aldınız, bir tabak yeterdi’ demiş.

Nasreddin Hoca; ‘Evde bir yemeği iki görmesinde bir ziyan yok!’ diyerek yemeğe başlarken, karısı bu sefer; ‘Hocaefendi, yanındaki adam da kim? İlk akşamımızda bir yabancı ile mi sofraya oturacağız?’ deyince Hoca ‘Yoooo! Hanım bak bu olmadı. Her şeyi iki görebilirsin ama kocanı bir görmelisin!’

 

AKILBABA NELERE İMRENİRMİŞ?

Bir gün Akılbaba’ya ‘Şu dünyada en çok nelere imrenirsin?’ diye sormuşlar.

Akılbaba şu cevabı vermiş: ‘Her yere eviyle giden ve gittiği yerlerde yiyeceklerini hazır bulan kaplumbağaya imrenirim. Şaka bir yana; mucitlere (icat buluş yapanlara) imrendiğim kadar hiçbir şeye imrenmedim’

 

MEVLİT

Sultanahmet Camisi’ndeki büyük ilgiden birkaç gün sonra Atatürk beni çağırtıp; ‘Sultanahmet Camisi’ndeki dinsel tören çok güzel olmuş. Halk da çok ilgi göstermiş. Bunu daha büyük bir camide yapıp (radyo ile) bütün ülkeye dinletelim ne dersiniz?’ dedi.

‘Emredersiniz Paşam!’dedim.

Hemen buyruk verip hazırlıkları başlattı.

Ben de 1932 yılı Ramazanının 26. Kadir Gecesi’nde o zaman cami olan Ayasofya’da yapılacak mevlit için hazırlıklara başladım. Altı kişilik hafızlar grubunu, Hafız Yaşar Okuyan, Hafız Burhan, Beşiktaşlı Hafız Rıza, Beylerbeyili Hafız Fahri, Muallim Hafız Nuri, Sultan Selimli Rıza olarak seçtim. Ayrıca yirmi hafız daha seçerek kadroyu tamamladım.

O gün akşam namazından sonra camide okunup radyoda yayınlanacak mevlit nedeniyle cami içinde ve dışında mahşeri bir kalabalık vardı. Bu mevlit, İslam dünyasında ilk kez radyoyla yayınlanacaktı.

Hele yirmi hafızın okuduğu mevlit pek güzel olmuş, halk neredeyse bu coşkulu ve yüksek sesle kendisinden geçmiş, sanki sarhoş olmuştu.

Atatürk bu güzel mevlidi radyo başından dinlemiş, bütün hafızları ertesi akşam iftar yemeğine çağırmıştı.

Ertesi gün bütün hafızlar toplanıp Dolmabahçe Sarayı’na gittik. Sarayın üst katında kusursuz bir iftar sofrası hazırlanmıştı. Atatürk de bizimle birlikte sofraya oturdu. Birlikte yemek yedik.

Paşa bütün hafızlara teker teker övgüde bulundu. Sonra da:
‘Dünkü dinsel töreni ben de radyodan dinledim. Olağanüstü hoşnut oldum. Hepiniz ayrı ayrı büyük başarı gösterdiniz. Teşekkür ederim’ dedi.

Yemek sonrasında bütün hafızlara tek tek Kur’an okutup dinledi. Sonra hafızları baş yaverin odasına götürdüm. Her birine, ayrı ayrı zarflara konmuş yirmişer lira para verildi ve geç saatlerde otomobillerle evlerimize gönderildik.

(Hafız Yaşar Okuyan)

 

ROMANTİZM

Sayın okurlarım sizler miras meselesi yüzünden ağlayan adamın hikayesini bilir misiniz?

-Adamın birini, miras meselesi yüzünden çıkan tartışmada akrabaları biraz dövmüşler. Adam dava açmaya karar vermiş.

Dilekçe yazdırmak için arzuhalcinin yanına gitmiş.

‘Akrabalarım beni dövdü, dava açmak istiyorum’ demiş.

Arzuhalci:
‘Öğleden sonra gel ben sana iyi bir dilekçe yazarım’ demiş.

Adam öğleden sonra gittiğinde arzuhalci birkaç sayfalık dilekçeyi göstermiş.

‘Dilekçe tamam, ben okuyayım sen bir dinle sonra altına imzanı atarsın’ demiş.

Adam dilekçeyi dinlerken ağlamaya başlamış. Arzuhalci şaşırmış ‘Sen niye ağlıyorsun?’ diye sormuş. Adam ‘Uyyy bana neler yapmışlar da haberim olmamış’ demiş.

Not: Televizyon sayesinde kadınlar da biz neler kaçırmışız, neler yaşayamamışız diye kendi hallerine ağlayıp duruyorlar.

 

Bu yazı 131 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» KADIN GİBİ KADIN OL (2)
» MUSTAFA KEMAL NASIL ‘ATATÜRK’ OLDU?
» AZMİN GÜCÜ (2)
» AZMİN GÜCÜ
» ATATÜRK VE ULUSAL BİLİNÇ
» ATATÜRK’ÜN TARİH ÖĞRETMENLERİYLE BİR SOHBETİ!
» GERÇEK AŞK
» ZITLIK ŞEHRİ (3)
» ZITLIKLAR ŞEHRİ (2)
» ZITLIKLAR ŞEHRİ (1)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter