23 Temmuz 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 31°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
ATATÜRK VE ULUSAL BİLİNÇ
Yazı Tarihi: 20 Haziran 2017 Salı 07:27

 Şemsettin Günaltay, Türk Dil Kurumu’nca Ankara’da 1951’de düzenlenen Olağanüstü Türk Dil Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, Atatürk’e ait şu konuşmasını anlattı;

Manen büyük Atatürk’ün büyüklüklerini, her şeye karşın ve herkese karşı savunmayı görev edinmiş insanlarız. Özellikle benden Atatürk bu güvenceyi defalarca istedi. Dedi ki; “Hocasın, profesörsün. İsterim ki, her zaman korumak konusunda çalışasınız.’

Atatürk’ün ana ülküsü, Türk toplumunu, gelişmiş bir ulus olarak, uluslar arasındaki onurlu yerine layık olacak bir hale getirmektir. Türk ulusunun bu aşamaya gelmesi için, onun düşünüşüne göre, önce imparatorluk devrinin, bize mirası olan aşağılık duygusunu yıkmak ve Türk ulusunda her türlü ilerleme ve gelişme yeteneği olduğunu ortaya koymak ve buna bütün Türk çocuklarını inandırmak birinci hedefti. Ondan önce, imparatorluk devrinde, Türk çocuklarının aklı fen işine ermez, şimendiferlerde biletçilik bile edemezler.” denilirdi. Yetenekler tanınmıyordu. Atatürk; “Türk çocuklarında bu yetenek, her ulusunkinden üstündür.” diyordu.

Onlar bu üstünlüğü nereden alır? Onlar bu üstünlüğü, bir inanç halinde birleştirmek için, her şeyi yapabilmek güç yeteneğini Türk çocuklarının kendisinde görmesi için, Türk tarihinin meydana konması zorunluluğuna inandı. Bu inançlardır ki Atatürk, ilk önce Türk tarihinin çıkarılması yolunda çalışmaya başladı. O zamana değin Türk tarihi, Selçuklular ve Osmanlılardan oluşuyordu. İş genişledikçe, Türk tarihinin genişliği anlaşıldı. Atatürk; Türk yetenek ve gücünün tarihteki başarıları ortaya çıktıkça, büsbütün Türk çocukları kendileri için gereken atak kaynağını o tarihte bulabileceklerdir.’ dedi. Türk tarihine verilen önemin nedeni de budur. Yine Atatürk: ‘Bu tarihten Türk çocuklarını, bağımsızlık fikrini kazanacaklar; o büyük başarıları düşünecekler; harikalar yaratan adamları öğrenecekler; kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu yetenekle kimseye yük olamayacaklardır (Boyun eğmeyeceklerdir)” dedi.

 EN YÜCE, EN ACINACAK, EN ACIMASIZ EN ZAVALLI YARATIKLAR

En yüce varlık: İnsan, inanıyorum ki, kainatı bile fethedebilir, bir gün.

En acımasız varlık: İnsan… Bile bile her türlü vahşeti yapar.

En acınacak varlık: İnsan… Ay tutulmuştu, komşu amca sokakta tabanca atıyordu. Beni görünce; “Ayın önünü haramiler (haydutlar)  kapadı. Onları korkutup kaçırmak için ateş ediyorum.”dedi. Ayın önünü haramilerin kapadığına inanması bir dereceye kadar kabul edilebilir. Ama, tabanca sesinin, ayın önündeki haramilere kadar ulaşacağına inanan bu adamın, hayvanlardan daha zavallı olduğunu kabul etmemek mümkün mü?

BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR

25 Ağustos 1925 Salı günü Atatürk Mareşal üniformasını giymiş, göğsüne İstiklal madalyasını takmış olarak; yanında Kastamonu milletvekilleri Ali Rıza ve Mehmet Fuat, Çankırı milletvekilleri Talat ve Ziya, Kütahya milletvekili Nuri, Rize milletvekili Fuat beyler, paşaları ve yaverleriyle Kastamonu kışlasına giderek askeri denetlemişti.

Denetimde asker ve subaylara verdiği savaş görevlerinin iyi yapılmasından hoşnut olan Atatürk: ”Gördüklerimden hoşnudum: iyi çalışmışsınız. Subaylar da çalışmış, hepinize teşekkür ederim” dedi. Bu arada, askerin ambar ve koğuşlarını gezdi. Koğuş gezisinde tank ve uçak modellerini gören Atatürk, yanına iki asker çağırıp: “ Serbest dur, konuşalım.” Diyerek tank ve uçaklarla ilgili sorular sordu ve bu arada koğuş çıkışında “ Bir Türk on düşmana bedeldir.” Tabelasını görünce, oradaki subayı çağırıp: “Öyle mi?” diye sordu. “ Evet paşam ”! Atatürk, kaşını dikleştirerek: “Hayır bence öyle değildir.” dedi. “Bir Türk dünyaya bedeldir.”

 

BULGARİSTAN’IN PLEVNE’SİNDEYDİK!

Geçtiğimiz Cuma günü Lüleburgaz Veteranlar Futbol Takımı turnuvaya katılmak için Bulgaristan’ın Plevne şehrine gittik.

Balkanların yeşil bitki örtüsü bir başka oluyor. Cuma sabahı tüm futbolcularımızı 5 taksiye bölüp Edirne Hamzabeyli sınır kapısına vardık. Tarlalardaki ayçiçekleri ve buğdayları görünce “Allah’ım ne olur, çiftçimizin mahsulünü ambarına kadar götürmesini ve iyi bir fiyatla satmasını nasip et.” diye dualar etmek bizleri rahatlatıyor.

Arabanın şoförü Recep ÇAMDERELİ ve beden eğitimi öğretmeni İlhan Rodop var. 5 taksi arka arkaya yola devam ettik. Tabii koskoca motosikleti ile eski Lüleburgazsporlu Hüseyin KIRCIOĞLU ile birlikte... Cuma sabahı 6’da çıktık yola hemen hemen akşamüstü bu saate yakın bir zamanda ise Plevne’ye vardık. Hemen bizleri ovanın en büyük oteline “BALKAN HOTEL”e (13 katlı) yerleştirdiler. Bu arada giderken bir sürü yerde birer saat konakladık... Başkanımız Soner EMEK bu yönde epey becerikli. Akşam yemeğini çok güzel bir yerde yedik. İnanın o gece ve ertesi gece yemek masasında tabir-i caizse bir kuş sütü eksikti. Maçlarımızı 20 bin kişilik statta oynadık. Epey seyirci vardı. İlk maçımızı komşu bir takımla 15 dakikalık 2 devre oynadık ve kaçırdığımız 3 mutlak gol sonunda 2-1 yenildik ama inanın çok daha iyi oynardık.

İkinci maçımızı ise ev sahibi takımla oynadık ve maç 0-0 berabere bitti. Akşam yemeğinde her üç takımın futbolcuları, yöneticileri çok güzel bir salonda buluştuk, kupa töreni oldu. Babaeskispor’da futbolcu (kaleci) Ufuk arkadaşımız en iyi kaleci unvanını kazandı. En büyük sevincimiz de bu oldu.

Kupa töreninde Plevne başkanının şu konuşması bizim için iftihar vesilesi oldu; Lüleburgaz’da olduğu gibi şimdiye kadar hiçbir yerde bu kadar güzel, bu kadar candan bir yerde karşılanmadık. Sizlere teşekkür ederiz.”

Maçlarımızdan sonra Pazar günü tüm taksiler ve motosikletli Hüseyin KIRCIOĞLU Lüleburgaz’a hareket ettik. Edirne gümrük kapısında ise gerek girişte, gerek çıkışta 10 km’yi bulan TIR kuyruğunda bekletilen insanlarımıza da inanın çok acıdık. Çare üretin çare!

Babaeski’yi biraz geçtikten sonra hayatımda bu kadar şiddetli yağan yağmur inanın görmedim ve görmedik. Kırıkköy sapağına kadar bu kadar şiddetli yağmur… Üçümüz de dualara başladık. Otomobiller ise yolun sağ tarafında durmuş, yağmurun dinmesini bekliyorlardı. Ama bizim usta şoförümüz Recep ÇAMDERELİ’ye yol, yağmur bir şey dayanabilir mi? Çok şükür çok güzel gittik ve güzelce evlerimize kavuştuk.

Bu yazı 178 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» YAŞADIĞIMIZ HER GÜN ÖZELDİR (2)
» YAŞADIĞIMIZ HER GÜN ÖZELDİR
» SAKAL
» DÜNYANIN EN BÜYÜK SIRRI
» ÖLÜM (2)
» ÖLÜM (1)
» KADIN GİBİ KADIN OL  (3)
» KADIN GİBİ KADIN OL (2)
» MUSTAFA KEMAL NASIL ‘ATATÜRK’ OLDU?
» AZMİN GÜCÜ (2)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter