23 Temmuz 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 31°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
MUSTAFA KEMAL NASIL ‘ATATÜRK’ OLDU?
Yazı Tarihi: 23 Haziran 2017 Cuma 07:08

Mustafa, Mustafa Kemal olmakla kalmadı...

Sonraki yıllarda yeni adlar almayı, yeni şanlar kazanmayı sürdürdü.

Çanakkale Savaşı’ndan sonra rütbesini paşalığa yükseltince, adı Mustafa Kemal Paşa oldu.

Kısaca, Kemal Paşa diye anılmaya başladı.

Sarı paşa diyenler de oldu.

Sakarya Savaşı’ndan sonra TBMM ona “GAZİ” rütbesini verdi.

Adı, Gazi Mustafa Kemal Paşa oldu.

Bu unvan o kadar çok benimsendi ki, herkes ondan kısaca “Gazi Paşa” diye söz etmeye başladı.

21 Haziran 1934’te “Soyadı” yasası çıkınca, herkesin aklına doğal olarak, ille o geldi:

Gazi Mustafa Kemal’in soyadı ne olacaktı? Gazi kendine nasıl bir soyadı bulacaktı?

Meclis’te, gazetelerde her gün ortaya yüzlerce öneri atıldı.

Konuşuldu, tartışıldı ama bir karara varılamadı.

Günler, haftalar geçti...

Sonunda, herkesin merakını gideren, üzerinde anlaştığı öneri, Saffet ARIKAN’dan geldi:

Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı da yapacak olan Saffet ARIKAN,  “ATATÜRK” soyadının nasıl çıktığını şöyle anlatır:

“1934 yılı Dil Kongresi’nde, Dil Tetkik Cemiyeti Başkanlığı’na getirildi. Kongreden bir süre sonra, 26 Eylül tarihi dil bayramıydı.

Bunun için bir söylev hazırlamam gerekiyordu.

Bu söylev, karalamada görüldüğü gibi, “Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk!” diye başlıyordu.

Atatürk o zamana kadar, soyadı yasası çıktığı halde henüz soyadı almamıştı.

Söylevi kendisine gösterdim. “Atatürk” sözcüğünü görür görmez, üzerinde durdu.

Birçok kez bu sözcüğü yineledi. “Çok güzel bir buluş ama, çok iddialı” dedi.

Ancak, karalamada düzeltiler yaptığı halde, Atatürk’e dokunmadı, karalamanın sonlarında, bir de “Türk Atası” diye bir tamlama kullanmıştım. Bunu daha çok iddialı bularak “Atatürk” olarak düzeltilmesini buyurdu.

Başka bir şey söylemedi. Ben söylevimi verdikten epey sonra, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü soyadı olarak aldı.

 

KADIN GİBİ KADIN OL

 

Bazı kadınlar, kadın gibi görünüyorlar ama erkek gibi davranıyorlar.

Erkek karısına sormalı: “Sen kocana karşı cilveli bir kadın mısın?”

Kadının bu soruya şöyle cevap vereceğinden eminim: Hayır değilim, öyle olmak gerektiğini de düşünmüyorum.

Günümüzde ne yazık ki kadınların büyük çoğunluğu zekasını kendini mutsuz etmek için kullanıyor.

Beyinlerine sızdırılmış erkekle mücadele fikrinden bir türlü kurtulup eşiyle mutlu olabilmeyi başaramıyor.

Kadın, kadın olmaktan kaçıyor.

Peki kadın olmaktan kaçış mümkün mü?

Bununla ilgili bir fıkra yazacağım size!

“Mahkumun biri cezaevinde hastalanmış. Adamı hastaneye göndermişler, ayağının biri kesilmiş tek ayakla dönmüş. Bir daha hastalanmış bu kez gittiğinde adamın bir kolu kesilmiş,  tek kolla dönmüş.

Adam bir kez daha hastalanınca cezaevi müdürü kızmış. “Bana bak gözüm üzerinde. Parça parça cezaevinden kaçtığını fark etmiyorum zannetme!” demiş.

Kadınlar da parça parça kadınlıktan kaçıyorlar, fark edilmiyor zannedilmesin.

-Dışarıdan fark ediliyorsunuz ama siz kadınlar fark etmiyor.

-Kadın erkek gibi davrandıkça erkekle hiç bitmeyen bir çatışmanın içine giriyor.

Erkek de, elindeki gücün kaybolmaması için direndikçe direniyor.

Derken ikisi de mutsuz oluyor.

Oysa her ikisini de mutlu edecek başka bir yol var. Örnek olarak Hürrem Sultan...

Hürrem Kanuni’yi nasıl etkiledi?

İstediklerini yapmak için eşiyle mücadele etti mi?

Karşısına dikildi mi? Benim de haklarım var diye diklendi mi?

Yoksa başka yolları mı kullandı?

Hürrem Sultan’dan alınacak dersler var olduğuna inanıyorum.

Hadi bakalım Kanuni-Hürrem aşkını dinleyin benden;

Ne zaman mı? Yarını bekleyin.

 

EŞİNE SAYGILI OL

 

Kadınların en zoruna giden nedir bilir misiniz?

Erkeği’nin arkasında bir adım geri olmakmış.

Peygamber Efendimiz sevgili kızı Fatıma’yı evlendirirken kızına şöyle öğüt vermiş; “Kızım sen kocana cariye ol ki; o da sana köle olsun” Şimdiki kadınlar ise cariye olmadan, köle kocalara sahip olmak istiyorlar.

Ne dediğimi anladınız herhalde. Şunu küçük bir fıkra ile süsleyeyim... O zaman konunun ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar.

“Ağa’nın biri oğullarını alarak camiye gitmiş. İmam namaz kıldırırken, olması gerektiği gibi en önde durup namazı kıldırmış.

Ağa’nın oğullarının bu duruma canı sıkılmış. Namazdan sonra hocayı bir süre takip etmişler, ıssız bir sokağa gelince hocanın karşısına dikilmişler.

-Vaayy, sen nasıl ağa babamızın önünde durursun, diye hocayı tartaklamışlar.

Ertesi gün hoca ağanın yanına gitmiş.

-Senin oğlanlar  “Sen nasıl ağa babamızın önünde durursun” diyorlar. Namazda hoca herkesten önde durmaz mı? diyerek ağaya durumu anlatmış.

Ağa biraz düşünmüş.

-Hoca efendi, iyi diyorsun, iyi diyorsun ama oğlanlar haklı.

-Eeee, sen de çok ilerde duruyorsun, demiş.

Bu hikayeden sonra “İmam’ın arkasında kalmak istemeyen ağalar camiye gitmesin, kocasının bir adım gerisinde durmayı bilmeyen kızlar da kocaya gitmesin.

 

YENİ HÜKÜMET BİNASINA GİTTİM...

Minibüse bindim ve Hükümet binasına yol almaya başlayınca trafiğin ne kadar zor aktığını, cadde ve sokakların her iki kaldırımına yakın motorlu taşıtların park ettiğini fark ettim.

Karşıdan gelen başka bir motorluya yol vermek için şoförler bence biraz değil epey zorlanıyorlar.

Yani anlayacağınız sevgili Lüleburgazlılar, Lüleburgaz’da sayısı 50 binleri bulan motorlu taşıtları park etmede epey zorlanacağız gibi geliyor bana...

Hadi, yolun her iki tarafına park ediyorsunuz; tamam be kardeşim, neden kaldırıma da arabanı park ediyorsun?

İsmi kaldırım ve oralar insanlar için yapılmış.

Benim oturduğum sokakta bile elin oğlu apartmanımızın dış kapısının önüne çekmiş; ne içeri girebiliyorsun ne de dışarı çıkabiliyorsun.

Hani Allah korusun deprem, yangın, hastalık olsa inanın yandık vallahi... Bir kaç parça malımızı kurtaramayacağız.

 

FIKRA

 

Evliliğinde sorunlar yaşayan adam, evini terk ederek annesinin evine gitmiş.

Annesi ona öğüt vermiş:

“Git eşinin söylediklerini dinle demiş.”

Adam evine dönmüş, eşinin söylediklerini dinlemiş, yeniden annesinin yanına gelmiş. Annesi yeniden öğüt vermiş:

“Şimdi evine git ve eşinin sana söyleyemediği her sözcüğü dinle.

Çünkü sevgiye ulaşan yolun anahtarı sevdiğini kulaklarınla değil kalbinle dinlemektir.”

 

 

 

Bu yazı 175 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» YAŞADIĞIMIZ HER GÜN ÖZELDİR (2)
» YAŞADIĞIMIZ HER GÜN ÖZELDİR
» SAKAL
» DÜNYANIN EN BÜYÜK SIRRI
» ÖLÜM (2)
» ÖLÜM (1)
» KADIN GİBİ KADIN OL  (3)
» KADIN GİBİ KADIN OL (2)
» MUSTAFA KEMAL NASIL ‘ATATÜRK’ OLDU?
» AZMİN GÜCÜ (2)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter