24 Eylül 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 16°C
Açık
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
Karıncanın yükü emek ve sevgiymiş
Yazı Tarihi: 18 Temmuz 2017 Salı 07:41

  Karıncalar bir ağacın dallarındaki bütün yaprakları bir gecede koparıp yuvalarına taşıyabiliyorlar. Bununla da kalmayıp, o taşıdıkları yaprakları mayalayıp mantar üretiyorlar. Bu güzel ve örnek alınacak canlılar için ilgimi çeken bilgiler toplamaya başladım. Karıncalar ağaç yapraklarını yuvalarına taşıyorlardı. Bu günlük hayatta da sıkça karşılaştığım bir durum olmasına rağmen hiç bu kadar dikkatimi çekmemişti. Zira yaprak taşıyan bir karıncayı takip edip, yaptıklarını gözlemlememiştim. Çocukluğumdan beri karıncaların müthiş bir organizasyon ile yaptıkları o yaprak taşıma işini gördüğüm halde merak etmemiştim. Karıncalar organize bir şekilde yaprak taşıyorlardı. Bir gurup karınca ağaçta görevliydi. Çünkü bu karınca gurubunun yaprak kesebilen, çinko kaplı makasları vardı. Onlar sadece yaprakları kesmekle görevliydiler. Bir diğer grup ise kesilen yaprakları yuvaya taşımakla görevliydi. Bu gurup birlikte çalışan ikili karıncalardan oluşuyordu. İki karıncadan biri yaprağı dik bir şekilde sırtlıyor, diğeri ise yaprağın üstüne çıkarak yukardan gelebilecek saldırılara karşı onu koruyordu. Yani bir karınca kendi vücut ağırlığının birkaç katı olan yaprağı taşımanın yanı sıra, ortalama ağırlığı kendisi kadar olan arkadaşını da taşıyordu.  Ve sayıları çok fazla olmasına rağmen, çalışma boyunca birbirleri ile hiç çarpışmadılar. Yollarına her hangi bir şey düştüğünde ise yol yardımında görevli karıncalar anında olay yerine gelir ve yolu kullanılır hale getiriyorlardı. Yapraklar yuvanın içine ulaştığında ise onları orda bekleyen öğütücü karıncalar vardı. Bu karınca gurubu öğütücülerden sonraki gurup ise öğütülmüş yaprakları mayalamakla yükümlü gruptu.

  Karıncaların hayatı böyle bir çalışma düzenindeydi. Biri diğerinin emrinde çalışmazdı ya da biri diğerinin patronu değildi. Her kes harcayabildiği kadar emek harcıyordu. Hiç biri çalışma gücünün bir kısmını gizlemiyordu ve kaytarmıyordu. Herkes var gücüyle çalışıyordu. Emeklerinin karşılığı olan ürünü de,  işi paylaştıkları gibi paylaşıyorlardı. Milyonlarca karınca hep beraber bir yuvada yaşıyorlardı. Şimdi doğadaki diğer canlılara bakalım. Benzer gayret, emek ve süreklilikle çalışan birde arılar var. Ve geriye kalan hayvanlardan çoğunda ise bir av geleneği vardır. Biri diğerinin avıdır. Biz insanlar için ise gücümüzün yettiği birçok hayvan bizim için birer avdır. İnsanlık kendini dünyanın en üstün, saygı değer varlığı olarak kabul eder. İnsan olmanın gerekleri yerine getirildiğinde bu şüphesiz böyledir. Ama çoğu zaman bu gereklerin yanından bile geçemiyoruz. Örneğin, sadece beynimiz birkaç milyon karınca ağırlığında ama karıncalar kadar birbirimize karşı saygılı olamıyoruz. Karıncalarınki kadar iyi işleyen bir düzenimiz yok. Hep birbirimizin sırtından geçinmeye çalışırız ve buna kurnaz olmak, zeki olmak deriz. Oysa zeki olmak demek üretebilmektir, harcamak, tüketmek değildir. Var olmak, kendini bir işe yarar hissetmektir, tembellik yapmamaktır. İnsanın yaşamından ve yediğinden zevk alması da paylaşmasıyla doğru orantılıdır. Karıncalar bu yüzden kendi arlarında savaşmıyorlar ve yüz yıllardır durmadan çalışmaktan hiç yorulmuyorlar. Karıncaların yaşamından örnek alacağımız çok dersler var.

 

Bu yazı 254 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Başarı ve Değişim
» Eylül’ün Sıcacık Sevgisi
» UNUTULAN DEĞERLERİMİZ
» Bırak Güneş İçeri Girsin
» Teknoloji ve Eğitim
» Çocuklar da şeker yiyebilsin
» Futboldan Beklenenler
» EKİP ÇALIŞMASI
» Acılarımızın Değişimi
» Karıncanın yükü emek ve sevgiymiş
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter