21 Ekim 2017 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 12°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
TAHTAKALE YANGINI
Yazı Tarihi: 07 Ağustos 2017 Pazartesi 07:49

     Ben, Hamza oğlu Mustafa. Muhafız Alayı İkinci Tabur Üçüncü Bölük’te, 1929’da askerlik görevimi yapıyordum.
     O Yılı Ankara’ da çok büyük bir yangın oldu. Tahtakale Yangını... Bu yangınla o zaman ki Ankara’nın büyük bir kısmı yanmış, yüzlerce kişi evsiz kalmıştı.
     Bu yangın kısmen söndürülmüş kısmen de sürerken, hem güvenlik açısından hem de herhangi bir yağma olmasın diye yangın yerini askeri birlikler 8-10 metre arayla çevre güvenliği almıştı. İçeriye kimsenin sokulmaması için kesin buyruk verilmişti.
     Aynı günün gecesi sabaha karşı, şimdiki Numune Hastanesi yönünden, arkasında birkaç atlıyla birisi geldi. Ben, uzaktan onları fark ettim. Onlara doğru:
   ‘‘ Yangın yerine yaklaşmak yasak! Yaklaşmayın! ‘’ diye bağırdım. Onlar, hiç aldırmadan bize doğru ilerleyince, süngülü tüfeğini çıkarıp yeniden bağırdım:
   ‘‘ Yaklaşmayın, yasaktır! ‘’
    O zaman öndeki atlı:
   ‘‘ Peki, peki evladım.’’ Deyip atını Abidin Paşa yönüne yönelip gittiler. O sırada, yanımdaki er bana bağırdı:
   ‘‘ Ne yaptın hemşerim? Gelen, Gazi Paşa’ydı, baksana!’’ dedi.
   Ben de yandan bakınca Ata’yı karanlıkta tanıdım. Fakat olan olmuştu. O zaman gazeteler az, televizyon zaten yok. Bizler de Gazi Paşa’yı duyuyoruz ama nereden tanıyalım? Hele karanlıkta tanımamız olanaksızdı.
     Beni bir korku aldı. Kendi kendime:
   ‘‘Ulan, yarın bizi kurşuna dizerler!‘’ diye düşünerek elim ayağım titriyordu.
     Nöbetim bittikten sonra, koğuşa gidip yattım. Fakat sabaha kadar uyuyamadım. Yanımdaki arkadaşlar da önlerine gelene olayı anlatıyorlardı. Saklamam, inkar etmem olanaksızdı. Öğleye doğru:
     Not: Yarını bekleyin. Bakın bakalım neler olacak?


ÜZÜNTÜNÜZÜN HAYATINIZI MAHVETMESİNE İZİN VERMEYİN
* Kafanızı yapıcı düşüncelerle meşgul tutunuz, üzüntünüz orada kendisine yer bulamaz.
* Ufak şeylere önem vermeyiniz. Tatarcılıklarla sivri sineklerin hayatınızı berbat etmesine ve hayatı yapan o iyi ve önemli şeylerden sizi uzaklaştırmasına izin vermeyin.
* Ortalamalar kanuni ile üzüntüyü yeniniz: bunun olması veya olmamasının yüzde kaç ihtimali vardır?
* Değiştirilmeyecek şeyleri kabul etmeyi öğreniniz. Önlenemeyecek ve değiştirilmeyecek şeyler üzülmeye değer olmayan şeylerdir.


SEVGİNİN SICAKLIĞI
     Franklin Roosevelt, Amerika’ da ilk başkanlık seçimini kazanmasını çok az kişinin anladığı, kendisinin bile ancak yarısını anlayabildiği siyasi programından çok, bir çocuğun başını okşarken çektirdiği fotoğrafa borçludur.

CESARET
     Girişimciliğin sihirli ve gizli bir yanı yoktur. Katılımsal bir yetenek de değildir. O, öğrenilebilecek bir disiplindir. Mükemmelliği başaranlar beyinlerinin en becerikli kısımlarına ulaşarak ondan yararlanmada usta olanlardır, onları diğerlerinden farklı kılan da budur.

BİR TEK KELİME...
     Ünlü psikolog William James, başarının tarifini bir tek kelime ile yapması istendiğinde şöyle cevap vermiş:
‘‘ Çok zor bir şey fakat madem ki ısrar ediyorsunuz söyleyeyim: ‘‘ Cesaret!..’’

UNUTTUĞUNUZ BİR SEBEP DAHA VAR
     1864’te Mobile Körfezi’nde cesaretini sergilemesiyle tanınan Amiral David Farragut, donanmasını Charleston Limanı’ndan çıkaramayan ve savaşı kaybetme mazeretlerini bir bir sıralayan Amiral Samuel Dupont’u dinliyordu. Dupont hikayesini ve açıklamasını bitirdiği zaman Amiral Farragut şöyle dedi:
   ‘‘ Unuttuğunuz bir sebep daha var Amiral! Siz yapabileceğinize inanmamışsınız...’’

FIKRA-1
     Temel hastalanmış, hastaneye yatırmışlar. Doktorlar, milyonda bir rastlanan bir hastalığa yakalandığını tespit etmişler. Temel’in Hocası, hemen öğrencilerini etrafına toplamış ve bu ender rastlanan hastalığın özelliklerini saymaya başlamış:
   ‘‘Bakın çocuklar bu hastalıkta hastanın yüzü tanınmayacak kadar çirkinleşir, gözler çukurlaşır, burun ve çene normalden çok fazla uzar, vücut sarı, siyah karışımı kötü bir renk alır ‘’ demiş. Temel’i göstererek ‘‘Söylediklerimin hepsini hastada görüyorsunuz değil mi?’ diyerek konuşmasını tamamlamış.
     Temel dayanamamış, yattığı yerden zorla doğrularak doktora dönmüş ve ‘‘Sen sanki dünya cüzelisun’’ demiş.

FIKRA-2
     Ne demiş şair yüzyıllar önce?
   ‘‘ Olursa ol kişinin bahtı kavi, talihi yar,
      Talihi yar olanın anında kehlesi dahi işe yarar...
‘‘ Kehle‘‘ bit demek
     Dönemin ünlü vezirlerinden biri kızını evlendirecek ama damat adaylarından hiçbirini diğerinden ayıramıyor. Adayların hepsi yakışıklı, zengin ve soylu. Talipleri gizlice gelin adayına da gösteriyorlar. O da tercih yapamıyor ve ‘‘Paşa babam ne emrederse kabulümdür.’’ diyor.
     Yine her zamanki gibi hala yetişiyor imdada. Konuyu öğrenince adaylarda ‘‘ kehle’’ bit araması yapılmasını öneriyor. Gerekçe olarak da dönemin en ölümcül hastalığı olan cüzzamın, bitli kişilere bulaşmadığını vezire hatırlatıyor. Vezirin:
   ‘‘ Bu adamlarda bit ne gezer lala, boş ver bu işi ‘’ demesine rağmen, lala ısrar ediyor ve damat adaylarında bit taraması yaptırıyor. Kısmet bu ya! Adayın birinde bit buluyorlar ve vezirin kızını o bitli damat adayı ile evlendiriyorlar.
     Bu olay üzerine de zamanın tarihçesi yukarıdaki beyiti yazıyor. Kısmet dediğiniz şey, böyle oluyor herhalde..
     Not: Benim çocukluğumda Lüleburgaz’da herkeste bit vardı.. Askeriyede bile her sabah bit taramaları yaparlardı.

FIKRA-3
     Hikayeyi bilenleriniz vardır...
Cehennemde, her milletin günahkarlarını katran kazanlarına atıp, kaynatıyorlarmış, her kazanın başında bir zebani, kurtulmak isteyenleri tekrar kazana itiyormuş.
     Lakin, Türklerin kaynadığı kazanın başında zebani yokmuş. Niye? diye sormuşlar, baş zebani gülmüş:
   ‘‘ Gerek yok, biri kurtulmaya kalkarsa, diğerleri hemen ayaklarına yapışıp, aşağı çekiyorlar! ‘’

FIKRA-4
     70 yaşında iki dede biri Ahmet diğeri Mehmet adında. Mehmet dedenin hanımı ölmüş. Ahmet dedenin hanımı yaşıyormuş. Mehmet dedeyi yemeğe çağırmışlar. Mehmet dede gelmiş yemeğin başında Ahmet dede hanımına ‘‘Aşkım su verir misin?‘’, ‘‘Ballı böreğim’’ gibi sözler söylermiş. Bu Mehmet dedenin tuhafına gitmiş. Ahmet’e sormuş; Bu yaşta bile hanımına böyle sözler söylüyorsun demiş. Ahmet dede sağına bakmış, soluna bakmış hanımı mutfakta:
   ‘‘Hiç sorma‘’ demiş ‘’ Mehmet, hanımın adını 10 senedir unuttum. Hatırlamıyorum da ondan öyle diyorum’’ demiş.

FIKRA-5
     Hırsızın biri soymak için girdiği bir apartmanın 9. kat balkonundan, ayağı kayınca düşmeye başlamış. Bir yandan düşüyor ve bir yandan da bağırıyormuş.
   ‘‘ Hırsız var tutun, hırsız var tutun.’’
    

 

Bu yazı 220 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter