14 Aralık 2017 Perşembe
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 8°C
Çok Bulutlu
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
O AĞACIN ALTI  (1)
Yazı Tarihi: 09 Ağustos 2017 Çarşamba 07:03

 Çamlıca, Antik Frigya kavimlerinin ektiği kutsal çam ağaçlarının kokusunda hayat bulur. Büyük bir semte adını veren arazi, İstanbul’un en yüksek tepelerinden biri olarak bilinir. Şüphesiz Adalar’ın en güzel göründüğü yer burasıdır. Yaşlandıkça şarap kıvamına gelen bir kadını andıran İstanbul, elini uzatsa karşı kıyıdaki prenseslere değecek gibidir. Çamlıca sadece keyifli manzarasıyla değil, eski tarihi ve hoş anekdotlarıyla da dikkati çeker.

 Çam ağaçlarının gölgesinde siyah-beyaz filmlerin en doku7naklı aşk sahneleri uyumaktır. Esas kızı ‘reca’ eder ve esas oğlan bahsi kapatır.

 Çamlıca ağaca çakıyla ‘kalp’ işlemek geleneğinin ana teması üzerinde kuruludur. Filmin mutlu finaline ilk gönderme işte bu tepeden yapılır. Pembe panjurlu bir evi aşk ve çocuklarla doldurmak...

 Eğer ağaca aşkın baş harfleri kazındıysa, mutsuzluğun bozulmasından korkmak beyhudedir, ‘O ağacın altında’ büyük sözler, şiirsel cümlelerle sevgilisinin boynuna takılır.

 Burası sadece eski Türk sinemasının, ‘aşka hizmet eden’ senaryoların mabedi değildir. Çamlıca’da aşk filmleriyle birlikte asla unutamadığımız filmler de çevrilir.

 Rıfat Ilgaz’ın tadına doyum olmayan kitabından sinemaya uyarlanan Hababam Sınıfı serisinin ilk filmi 1975 yılında çekilir. Kemal SUNAL, Halit AKÇATEPE, Tarık AKAN ve Münir ÖZKUL gibi Türk sinemasının unutulmaz oyuncularını bir araya getiren senaryo, keyifli sahneleri de hayatımıza kazır. O yıllara damgasını vuran, Hababam Sınıfı; naif, kusursuz, sıcak izler bırakır. Haylazlığın, vurdum duymazlığın ve sahtekarlığın bu denli masum bir formda olması henüz bozulmayan zamanların henüz bozulmayan insanların kısa bir özeti gibidir.

Kaynak: % İstanbul Yazar: Erk ACANER Sayfa: 417-418 Devamı Yarın.

 

                                  BABAESKİ’DE YAYA KÖPRÜSÜ

 Lüleburgaz Taş Köprüsü’nün sağına veya soluna yaya köprüsü yapılmasını yıllardan beri konuşuruz, tartışırız ama bunlar hep havada kalır.

 Ben bile belki de onlarca defa yayaların geçmesi için bir köprü yapalım diye yazıp durmuştum. Köprünün yanına yayalar için ‘yaya köprüsü’ de nereden aklına geldi diye bir sürü soru sorabilirsiniz.

 Çarşamba günkü Görünüm Gazetesi’nde Babaeski’de şahane bir ‘yaya köprüsü’nün açıldığını yazıyordu.

Fotoğrafta gördüm ve inanın çok beğendim..

 Lüleburgaz’da bakalım ne zaman yayalar için bir köprü yapacağız çok merak ettim.

 Hadi ben bir ip ucu vereyim:

 ‘Ne zaman köprünün üzerinden geçen yayalara bir araba çarpıp ölüm olayı olacak, yahut köprüden aşağı bir insanımız düşüp ölecek, ondan sonra köprüyü yapacaklar.’

 

                                         OKUDUKLARIMDAN

 Güzel ülkem; Türkiyem. Şimdiye kadar meydana gelen komplolara hep hazırlıksız yakalandı. Amacımız bundan sonra geleceğe yelken açarak önümüze çıkacak engellere karşı hazırlıklı olmaktır.

 Su savaşları olur veya olmaz. Bunu tartışmak yerine, olur mantığıyla hareket etmek ülkemize bir şeyler kaybettirmez, ama olmaz diyerek hiçbir tedbir almamak çok şey kaybettirir.

 Türkiye’nin geçmişten gelen su politikasını çok iyi kontrol etmeliyiz; yeni stratejiler belirlemeliyiz.

 Aslında herkes Güney-Doğu Anadolu’da Kürt kavgasının yaratıldığını söyleyip duruyor ama gerçekte Güney-Doğu ve Doğu Anadolu’daki su kaynaklarının ele geçirilme savaşı olduğunu çok iyi bilmeliyiz.

 Bu yüzden olaylara bakış açımızı değiştirmeliyiz. Şunu da hiçbir zaman unutmayalım: ‘Çıkacak dünya savaşı petrolden değil, sudan olacaktır.’

 Çanakkale’de Kurtuluş savaşındaki o canlı, kahraman ruhu hep yüreğimizde taşımalıyız.

 

GÜNÜN SÖZÜ: Sevgi canlı kalmaktır, göçüp gittikten sonra bile. Ölüm hayata son verir, ilişkiye değil.

GÜNÜN İNCİSİ: Dünya ötesinde sevenleri dünya ayıramaz. Ölüm, ölmeyen bir şeyi öldürmez.

DİLİMİN UCU: Kim kıskanırsa kördür, kim nefret ederse sağırdır, kim kızarsa topaldır, yalnızca kim severse onun her şeyi tamdır.

 

                             BAHÇEDE KONSER

 Geçtiğimiz Pazar günü gecesi Öğretmenevi bahçesinde öğretmenlerden oluşan bir grup müzisyen arkadaşımız gece saat 23.00’a kadar Türk Sanat Müziği’nden bir repertuar sundular.

 Keman çalan koro şefi gibi bir bayan, eski Milli Eğitim müfettişlerinden Sayın Şükrü AKDENİZ’in kızıymış, hem çalıyor hem de şarkı söylüyor... Tabii ona da eşlik eden 8-10 öğretmen arkadaşımız ile çok güzel bir gece geçirdik.

 Saat 23.00’e kadarmış izin... Oysa Öğretmenevi’nde gece yapılan düğünlere saat 24.00’a kadar izin var... Hem de düğünlerde müzik aletlerinden çıkan ses etrafta ses kirliliğine sebep oluyor...

 Yalnız bana değil tüm gece parkta bulunan arkadaşlar da buna tepki gösterdiler.

 Öğretmenevi’nde öğretmenler müzik korosuna yasak getirilmesi hoş değil.. Çünkü ismi üzerinde Öğretmenevi…

 Oradaki öğretmen arkadaşlar olarak, bu tip gecelerde Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği dinlemenin, söylemenin yasağına kafamızı taktık hani...

 Ne güzel bir geceydi… Tekrarında fayda görüyoruz…

 

                               ÇEŞMELER KIRIK

 Hal binasında tuvaletlerde muslukların bazıları kendi kendine akıyor...

 Pazaryeri esnafı bana:

-Necati Hocam, bu durumu belediye görevlilerine söyledik ama olan bir şey yok, dedi..

 Ben de belediye yetkililerden şunu istiyorum; ‘Bu çeşmelerin bir an evvel yenilenmesi veya tamir edilmesi cihetine gidin lütfen’

 

GRUPLARDA İLK İKİLER BELLİ OLMAYA BAŞLADI

 Lüleburgaz Belediyesi tarafından düzenlenen ‘Yaz Akşamları Cavit Dedeoğlu Futbol Turnuvası’nda grup maçlarının sonuna girdik bu hafta...

 Geriye 16 takım kalıyor. Önümüzdeki hafta bu 16 takım eleme usulü ile karşılaşacaktır…

 Bu turnuva maçlarında iyi futbolcular bazı kulüpler tarafından transfer edildi... Zaten bu turnuvanın da diğer bir amacıydı bu...

 Turnuva iyi gidiyor.  Bir kaç arıza oldu ama komitemiz gereken tedbirleri aldı...

 Bazen kendime kızıyorum... Bazı şeyleri hak etmiyoruz galiba. Toplumum diken üzerinde... Patlamaya, boşalmaya, kavgaya- didişmeye alışmış gibi...

 Oturalım kalkalım Yüce Rabbimize dua edelim, böyle güzel bir ülkeyi bahşetmiş insanlarımıza… Buna şükredelim...

 

NAMAZ KILACAK YER

 Pazarcılar yolumu kesip, ‘Ne olur hocam yaz; bizler Pazar yerinde namaz kılacak bir yer istiyoruz. Aslında Pazar yerinde boş olan dükkanlar dolu. Başkanımız bu yerlerden birisini namaz kılmamız için yapamaz mı?’ diye soruyorlar.

‘ Neden olmasın’ dedim ve bu sorununuza köşe yazısında değineceğim dedim. Umut ediyorum ki arzunuz yerine gelir.

 Pazar yerinde namaz kılan vatandaşlarımın kuru tahta üzerinde namaz kılmalarını hoş görmüyorum.

Bu yazı 260 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter