20 Kasım 2017 Pazartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 7°C
Yağmur
YAZAR DETAYI
Mesut SARIOĞLU
FANTASTİK HİKAYELER - 1
Yazı Tarihi: 12 Ağustos 2017 Cumartesi 07:09

‘KİM LEN BU MADAM ANNE HİDALGO?’

İstanbul uçağının kalkmasına otuz dakikadan az bir zaman var. Kapıda sırada bekliyoruz. Dominik ve Paris yolculuğu son saatlerindeyiz. Birdenbire kapı görevlisinin yanında siyah elbiseler giymiş siyah gözlüklü iki adam ve gözlüğü bir örnek siyah döpiyesli kadın dikkatimi çekiyor. Bu enteresan üçlü dikkatle sıra bekleyenleri süzüyorlar. Süzülme halleri bizim de üzerimize bulaşıyor. Siyah elbiseliler takımı pasaportlara bakıyorlar dikkatlice ve onların onayı alınınca yolcu uçağa bırakılıyor. Birilerini aradıkları kesin. Aradıklarının biz olmadığına iddiaya girebilirim diye geçiriyorum içimden ama elin ülkesinde siyah gözlükler altında olmak yine de tedirgin ediyor beni.
Sıra bize geliyor. Gözlerini göremesem de iki adam ve kadının siyah gözlüklerinden kaçırıyorum gözlerimi.

Siyah gözlüklüler takımı önce pasaportuma sonra yüzüme bakıyorlar.
“ Noluyo len ? “ diye geçiriyorum içimden. Noluyo len içimi delip sese dönüşünce adamlardan iri yarı olanı ;
- Venez avec nous, s'il vous plaît, monsieur
- Nenez pardon?
Siyah gözlüklerle manasız bir bakışma anı yaşıyoruz. Kuyruktakiler bu manasızlığı anlamış olacaklar ki homurdanıyorlar.
- What is the problem? diyorum.
İki iri adamın arasında 12 yaşındaki bir kız çocuğu gibi duran ama siyah gözlükleri ile döpiyesi sayesinde insanı ürküten kadın İngilizce onlarla gelmemiz gerektiğini ifade ediyor.
“ Ne gelcez sizinle be, biz memlekete gidiyoruz” manasında cevaplıyorum kadını.
Arkadakilerin homurdanmaları uçağa kadar gitmiş olacak ki kaptan pilot olay yerine intikal ediyor koridordan. Kol saatini gösteriyor ve Fransızca bir şeyler söylüyor. Ben de kafamla üç siyah elbiseli ve gözlüklüyü gösterip, bize değil onlara göster o kol işaretini sen manasında bakıyorum kaptana. İki adam kabin bagajlarımızı alıyorlar nazikçe, kadın bizi sıranın yan tarafına çekiyor. Sanki bulacakmışım gibi beynimde “lan”ın İngilizce karşılığını arıyorum bir an. Sonra saçmalama lan deyip, “a” yerine daha Fransız görünen “e”yi yerleştirip koyveriyorum:
- What is happening len ?
Kadın len’in İngilizce karşılığını arıyor beyninde. “Bulamazsın onu boşuna debelenme, len yok sizde” diyorum, kadın derin bir of çekiyor. Aklım uçakta biz hala manasız manasız bakışıyoruz siyah gözlüklerle.
Kadın kapının yanındaki koltuklara oturup bizi de davet ediyor. Uçak gitti gidecek kadın gayet sakin bize tam karşısındaki koltukları işaret ediyor. Hayır siyah elbiseler ve gözlükler olmasa ben yapacağımı biliyorum ama.
Uçağı gösterip gitti gidecek diyorum telaşla.
Kadın gözlüklerini çıkarıp ikimize de gülümsüyor;
- Don’t worry, you are our guest this night and tomorrow?
Karşılığını aramadan patlatıyorum “Hasss…..”i.
Kadın içinde tek kelime İngilizce geçmeyen bu tepkim için beynini yormuyor;
- What is the meaning of hasss….” diyor .
Gözlüklerini çıkarınca küçük bir kız çocuğuna dönen kadına bunu anlatmak kolay da kabin bagajlarımızı ellerinden bırakmayan siyah elbiseli ve gözlüklü yarmalar hala tepemizde dikiliyor.
Kuyruktaki son yolcu da içeri girince telaşlanıyorum, gitmemiz gerektiğini, sabah Türkiye’de duruşmam ve görüşmelerim olduğunu anlatıyorum hızlı tren gibi. Kadın şimendifer misali yavaş yavaş cevaplıyor;
- You sended mail to Madam Anne Hidalgo yesterday?
Kim len bu madam Hidalgo diye geçiriyorum beynimden. Dünya festivallerinden tanıdığım Anne Hidalgo olup olmadığını tarıyorum önce. Sonra Anne Hidalgo olsa bile biz birbirimize mösyö ya da madam diye seslenmeyiz ki diye geçiriyorum içimden. Kimsin sen be madam?
Uçağın kapısı kapanırken beynim eror veriyor.
Kadın tam bir Fransız gibi “don’t worry” diyor ve yarına kadar misafirleri olduğumuzu bu gece konaklama için yerimizin ayrıldığını ve sabah madam Hidalgo’nun sabah kahvaltısında bizimle birlikte olacağını ve sonrasında siyahi örtülü bu üçlünün bize Paris i gezdireceğini söylüyor gülümseyerek.
- Flight?
Diyorum uçağı gösterip. Gözlüksüz küçük bir kız çocuğuna dönen kadın İngilizceyi gayet endişesiz öğrenmiş olacak ki yine “don’t worry “ deyip yeni uçak biletlerimizi bize uzatıyor. Bir gün sonra aynı saatte ama bu kez uçağın en önünden ayrılmış iki bilet.
Uçak manevrasını bitirip piste doğru yol alıyor. Ben hala aklımda madam olabilme potansiyeli taşıyan bir Anne Hidolgo arıyorum. Bir festival yöneticisi mi ki bu madam.
Beynim Edip Cansever’in dağılmış pazar yerleri gibi. Kime mail attım ki ben dün gece.
Kadının ayağa kalkması ve eliyle buyurun işareti sonrasında sonunu bilmediğimiz enteresan bir zamana doğru yola çıkıyoruz. El bagajları ile geldiğimiz yolu bu kez bagajlarımızı taşıyan iri kıyım adamlar ve gözlüklerini takınca yeniden ürkütücü hale gelen küçük Fransız kızıyla geri dönüyoruz.
Aklımda hep aynı soru; “Kim lan bu madam Anne Hidalgo?

Devam edecek…

 

Bu yazı 281 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» TRAKYA YANARKEN SAÇLARINI TARAYAN BİZDEN DEĞİLDİR
» NABER MUTLU ORTA SINIF
» AMAN DERİM KARDEŞLER
» ŞAPŞALLIK SÖZLÜĞÜ
» PİŞT KAYNANA SEN BANA Bİ BAKSANA
» AFFET BENİ KASABAM
» O İSTİFA BURAYA GELECEK O KAAA 5 GÜNAAYYYDIIIIIN LÜÜÜLLEEBBUUUUUURRRGZZZZZZZZ!
» YAŞA BE İNTERNAŞYONEL PİNOKYO PAŞA!
» FANTASTİK HİKAYELER SON
» O İSTİFA BURAYA GELECEK O KAAAA 3
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter