20 Kasım 2017 Pazartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 8°C
Kapalı
YAZAR DETAYI
Mesut SARIOĞLU
FANTASTİK HİKAYELER 3
Yazı Tarihi: 18 Ağustos 2017 Cuma 17:52

Uykusuz bir gece bittiğinde, ayakta kalınması gereken bir sabahın başlaması ne kötü diye geçirdim içimden. Bir mail başımıza fantastik bir çorap örmüştü.
Madam Anne Hidalgo programında yer olmadığı için bizi sabahın köründe kabul edecekti. Sabahın en köründe otelin lobisinde bizi bekleyen üç siyah elbiseli ve siyah gözlüklü ile beraber dışarı yöneldik. Bunlar niye üç kişiydiler, yoksa madam Anne üç silahşörlere gönderme olsun diye mi bu “Üç Siyahşörler”i göndermişti bize.
Kapının önünde siyah araba yoktu ve üç siyahşörler ritmik adımlarla yürüyerek bizi de hızlarına ortak ediyorlardı. Sabahın körüydü ve Paris henüz uyanmamıştı ağır uykusundan. Ben zaten hiç uyumamıştım. O maile dikkat buyuran Anne Hidalgo’nun ağır sorularla bizi sarsacağı kesindi. Kafamın içinde bütün olasılık hesaplarını yapıp bizim kasabaya ilişkin ezberimi tamamlamıştım. Nihayetinde inandırıcılığı olmasa da başkanlık konusunda en az madam Hidalgo kadar iddialı olan hatta bununla da kalmayıp olaya Mr Sadig Kahan (Yarışmaya Londra’dan katılıyordu) ve Mr Bill De Blasio (Yarışmada New York’u temsil ediyor) eden bir belediye başkanının kasabasından geliyorduk. Dünya üzerinde birbiriyle yarışan Londra, Paris, New York ve Lüleburgaz ile Madam Anne, Mister Sadig, Mr Bill ve Mr Emin’den oluşan bir yarışmanın tam da göbek deliğine düşürmüştü o mail beni.
Tut dilini kır kıçını otur, sana ne kasabadan be adam. Sabaha kadar uyumayıp vardığım karara göre kanımın son damlasına kadar kasabayı savunacaktım batının kendini beğenmişliğine karşı. Kasabanın savunulacak yanının kalmaması beni biraz zorlayacaktı ama olsun. Madam Anne’nin çalışma ofisi otelin iki sokak aşağısındaydı. Üç siyahşörler 1600’lerden kalma binanın önünde durdular ve bizi içeri buyur ettiler.
O an kahvaltı yerine Avrupa simidi ‘kuruhasan’ ile çaya talim edeceğimizi düşünüp gülümsedim. Nihayetinde biz seçmen değildik ve Fransa’da yerel seçimler biteli çok olmamıştı. Üç siyahşörler önde biz arkada kuruhasanlı kahvaltıya giderken sallama çaylarımın cebimde olup olmadığını kontrol ediyorum. Fransızların çayı Dominiklilerinki kadar kötüydü.
Büyük bir salona geçiyoruz hızla. Zaman değişiyor mekan değişiyor bizim üç siyahşörlerin ritmik hareketleri ve gözlükleri hep aynı. Bizi orta yaşlı şık giyimli bir kadın karşılıyor salonun girişinde.
- Hoş geldiniz ben Sıla…
Gayet Fransız kaldığımız bir mekanda Türkçe karşılanmak hoşumuza gidiyor. Sıla bir sosyolog. 1990’larda okulunu bitirince Paris’e mastır için geliyor ve bir daha geri dönemiyor. 24 yıldır Paris’te ve şimdilerde Paris belediyesinin yabancılar şubesinde uzman olarak çalışıyor. Mailimizin bayan Hidalgo’nun çok ilgisini çektiğini ve böyle iddialı bir kentte yaşayan birileri ile tanışmak istediğini söylüyor.
- Kasaba, diyorum hızlı bir alışkanlıkla.
Çevirmenimiz bu hızlı tepkiye şaşırıyor.
- Paris’e ve dünya kentlerine haksızlık olur kent tanımı. O maili de bu yüzden atmıştım zaten. Ben mailime bu kadar önemli bir tepki beklemiyordum açıkçası.
Çevirmenimiz gülümsüyor; “Madam Anne enteresan bir kadındır. Bu arada ben Burgaz’ı biliyorum” diyor. Huylanıyorum Burgaz deyince, az deşelesek akraba çıkacağız bizim sosyologla.
Şaşkın şaşkın Burgaz deyişine baktığımızı fark edince açıklıyor;
- Burgaz dememe takıldınız di mi? Ama siz de Burgaz demiyor musunuz oraya. Bi tek tabelada Lüleburgaz yazıyor, bir de Mehmet Ali Erbil Lüleburgaz diyor. (Fransızlaşmış ince bir kahkaha atıyor) Üniversite yıllarında birkaç kez saha çalışması yaptım ben orada. 90’ların başıydı, umut dolu bir yerdi.
Fantastik hikayenin bu kadarı bana bile fazla geliyor. Seri şekilde duvarları, resim çerçevelerini ve yukarıdan sarkan büyük avizeyi tarıyorum belki kamera bulurum diye. Bu bir gizli kamera şakası olmalı.
- Artık değil ama bunu yalnız siz bilin. Çevirmemek kaydıyla söyledim.
Bizim sosyolog gülümseyerek;
- Aslında maili ilk okuduğumda ben de şaşırdım. 20 yılda dünyanın ve Türkiye’nin haberi olmaksızın böyle bir sıçrama beklemiyordum Burgaz’dan.
“Sıçradık da ileri değil geri doğru oldu bizimki” diyorum. “ Dünyanın terk ettiği ne varsa yeniden inşa etmekle meşgul bizimkiler.”
- Akademileri diyorsunuz siz. Aslında size katılıyorum, gelişmiş toplumlar artık büyük salonları terk ettiler, bu tip girişimleri özel sektör bile yapmıyor.
“Çüşşşşş” diye geçiriyorum içimden ama çüş o kadar güçlü ki içimde kalmıyor, kendini dışarı atıyor. Çevirmenin gülümsemesi rahatsız olduğunu belli eden bir tebessüme dönüşüyor sonradan edindiği Fransız inceliği ile.
- Özür dilerim ama bunu nerden biliyorsunuz siz?
Fransa’da bir kurumda çalışmanın ciddiyet istediğini, bu yüzden mailin fark edilip madam Anne’nin kendisini görevlendirmesinin ardından gün boyunca Google amcadan Burgaz’la ilgili okumalar yapıp notlar aldığını, benim yazılarımın bir kısmını okuduğunu, en çok da Sevim’in kim olduğunu merak ettiğini söyleyip sonunda hatırladığı Türk kimliği ile dolu dolu bir kahkaha atıyor.
Bir süre daha 90’ların Burgaz’ından, Çamlık’tan, Altıyol’dan, Dere Mahallesi’nden ve İstasyon’dan söz ediyoruz. Çevirmenimiz o zamanlar pek bilinmeyen sonradan dilimize musallat edilen “dezavantajlı gruplar “ üzerine çalışmış kasabada. Geçmişte bizim kasabaya dokunmuş bu alımlı ve özenli kadınla konuşmak üzerimizdeki stresi azaltıyor.
- Ben Paris’le yarışma iddiasını bizim hocadan beklerdim. Onun yaptıklarını buradan bile hissedebiliyoruz" diyor çevirmenimiz aniden.
- Yılmaz Büyükerşen mi?
- Ben Eskişehir’de okudum. İki yıl önce tekrar gittiğimde gözlerime inanamadım ki ben 22 yıldır Paris'te yaşıyorum.
- Yılmaz hoca iddiayı değil çalışmayı sever diyorum.
Gülüşüyoruz.
Çevirmenimiz bizi nazik bir el işareti ile ayağa kalkmaya davet edip onu izlememizi söylüyor. Üç Siyahşörler arkamızda kalıyor. Artık ne siyah takım elbise var ne de siyah gözlük.
Bastil hapishanesinin az ötesindeki Madam Anne Hidalgo’nun çalışma ofisinde, Ortaçağ’dan Aydınlanma çağına geçiyoruz bir kere daha.
Sıla büyük kapıyı açıyor, odanın orta yerinde mütevazı ama üzeri harika bir kahvaltı ile donatılmış yuvarlak bir masa.
Madam Anne Hidalgo en sosyalist hali ile bizi “hepimiz eşitiz “ demenin dünyacası yuvarlak masa ile karşılıyor.

Devam edecek…

 

Bu yazı 225 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» TRAKYA YANARKEN SAÇLARINI TARAYAN BİZDEN DEĞİLDİR
» NABER MUTLU ORTA SINIF
» AMAN DERİM KARDEŞLER
» ŞAPŞALLIK SÖZLÜĞÜ
» PİŞT KAYNANA SEN BANA Bİ BAKSANA
» AFFET BENİ KASABAM
» O İSTİFA BURAYA GELECEK O KAAA 5 GÜNAAYYYDIIIIIN LÜÜÜLLEEBBUUUUUURRRGZZZZZZZZ!
» YAŞA BE İNTERNAŞYONEL PİNOKYO PAŞA!
» FANTASTİK HİKAYELER SON
» O İSTİFA BURAYA GELECEK O KAAAA 3
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter