20 Kasım 2017 Pazartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 8°C
Kapalı
YAZAR DETAYI
Mesut SARIOĞLU
FANTASTİK HİKAYELER-8
Yazı Tarihi: 21 Ağustos 2017 Pazartesi 07:22

MASADAKİ PATLAK TOP VE BAYAN Jİ İLE BAY PEN

Hep birlikte madam Hidalgo’nun masanın üstüne bıraktığı patlak topa bakıyoruz. Patlak top eski bir Fransız asilzadesi gibi haline aldırmadan etrafına bakıyor üst perdeden.
Sıla ve madam az önceki bana aşırı Fransız ama fena halde hararetli konuşmadan harap ve bitap düşmüş haldeler. Mösyö Ali peçete koleksiyonunu üst üste dizmekle meşgul.
“ Eeee madam, sizi dinliyorum.” diyerek sessizliği bozuyorum. Patlak top hariç herkes bana dönüyor bir anda. Madam Hidalgo az önceki hararetini dindirmeye çalıştığı çayından bir yudum alıp gayet diplomatik biçimde boğazını temizleyip söze giriyor;
- Ne diyebilirim ki mösyö, inanılmaz bir özgüven patlaması ve anlamlandıramadığım bir ego var ortada. Anlattıklarınızla Sıla’nın bana verdiği ilk notların önemli bir bölümü örtüşüyor. Yalnız durum bu kadar acıklı iken (masadaki patlak topu işaret ederek) bu arkadaş niçin Paris ya da Londra ve New York’la yarıştığını söylemiş onu çözemedim.
Bildiği yabancı şehir isimleri o kadar da onun için diye geçiriyorum içimden. Ama haksızlık olmasın diye dışarı çıkmadan yakalıyorum ses tellerimde bu haksızlığı. Nihayetinde tuhaf egolu Pinokyo’nun da bir pasaportu var. Bunun Azerbaycan’ı var Türkmenistan’ı var. Sonra veteranlarla gidilen Yambol, Kazanlık, tanış kaportacılarla gidilen Orestiada’sı var.
- Bizim Pinokyo çıta hastası madam ötmese de illa ibikli istiyor. En gözde şehirlerden ismini bildiklerini söylemiş. Olay bundan ibaret sanırım.
Madam gülümsüyor;
- İnsanlar yerlerini doğru tespit edemezlerse tökezler ve düşerler. Paris’e öykünülmesi bizi mutlu eder ama yarışılacaksa durum değişir. Rakibimizin sıkletimizde olmasını isteriz.
Biz her yıl neredeyse sizin ülkenizdeki yaşayan insan sayısı kadar yabancı turisti ağırlıyoruz şehrimizde. Sizin şehrinizin yıllık bütçesi bizim Lovuer müzesinin yıllık giriş ücretleri toplamından bile az. Paris her yere metro ile yarım saatte gideceğiniz bir şehir ama sizin iddialı belediye başkanınızın halkın kullanımına tahsis ettiği toplu taşıma aracı ise sadece bir otobüs. En kötüsü Mimar Sinan gibi dünya çapında bir ustanın yaptığı köprüye asfalt dökme cehaletini yapmakla kalmamış üstüne bi de yama yaparak ısrar etmişsiniz bu tuhaflıkta.
Madama gülümsüyorum;
-Tarihi doku köprü bitince başlıyor madam. Köprüden sonrası irice ve gayet çakma Arnavut kaldırımı. Böbrek taşı hastanesi gibi. Hem tarihi doku hem sağlık merkezi
Madam Hidalgo çeviri dinler dinlemez, gözlerini “yok artık “ şeklinde açıyor. Sweethard Sıla sözü beklemeden madamın şaşkın gözlerini çeviriyor,
- Yok artık!
Seviyorum, daha bi kanım ısınıyor ben bu çevirmen kıza Mösyö Ali’ye nefretim biraz daha artıyor bu arada.
“Ama birinin ona Paris’i anlatması gerek. Dönüşte size büyük bir görev düşüyor. “ diyor madam Hidalgo.
“Umut Hidalgo’nun ekmeği ye madam ye!” diye geçiriyorum içimden.
- Beni dinlemesi bu fantastik hikayede bile mümkün değil madam. Kendine sesine aşık bir adamdan söz ediyoruz. Burada adam tanımını sıfat değil isim yerine kullandım.
Mösyö Ali emekli devlet memuru olması sebebiyle son cümlenin anlamını kaçırıyor. Gözünü sevdiğim çevirmenim ise kahkahayı patlatıyor sıfat ile isim arasındaki farkı çözer çözmez. Bu kızın Türkçesini daha çok seviyorum Fransız halinden. Usulca göz kırpıp; “ son cümle cepte kalacak, ayıp “ diyor.
- Seni mi kırcaz be sweethard Sıla !
Bu söylediklerime madamın canı sıkılıyor. Yuvarlak masanın ortasında bana mısın demeden asilzade taklidi yaparak duran patlak bir top var ve var olmaya devam ediyor.
İçtiğim çaylar hatırına ve Türk misafirliğinin üzerime yüklediği mahalle baskısı ile madamın sorunun çözmeye karar veriyorum :
- Sıkmayın canınızı madam Hidalgo ben çözümü buldum.
Madam şeker bayramında torbasını ilk evde doldurmuş çocuk misali seviniyor. Sıla merakla bana bakıyor ve Mösyö Ali zenci garsondan üç dört tane beyaz peçete daha istiyor. Bu hikaye bitene kadar roman yazacak zübük.
- Siz bugün Paris’i iyi bilen birileri ile bize Paris’te hızlı bir şehircilik turu yaptırıyorsunuz. Ben bu kahvaltıyı ve fantastik hikaye ile Paris’i memlekete gider gitmez bütün halka aktarıyorum. Siz de münasip bir zamanda bizim kasabaya gelip, olan biteni yerinde gördükten sonra sizinle yarıştığını sanan muhatabınıza nazik bir dille bunun saçma sapan bir şey olduğunu aktarıp rahatlıyorsunuz.
- Enteresan diyor madam Hidalgo, ilgileneceğim teklifinizle.
- Yalnız iki şartım var madam. Birincisi gezinize Sıla da katılacak, özlemiştir bizim kasabayı.
Sıla kaş göz işareti ile ; “Napıyorsun koskoca madam Hidalgo’ya şart mı koşulur” diyor tek kelime etmeden gözleri vasıtası ile ve ben hepsini anlıyorum söylediklerinin. Sıla ‘ya mors alfabesi ile göz kırpıp “ Bu daha ne ki asıl bomba şimdi geliyor “ diye bakıyorum anlayacağından emin olarak.
Madam Hidalgo özgüvenin kasaba hastalığı olduğu şüphesine kapılıyor aniden.
- Ama madam, madem sorunu ben çözdüm ödülü olmalı her çözümün di mi ama!
Madam Hidalgo bu yumuşak inişimi sevip gülümsüyor ve ikinci şartımı merak ettiğini söylüyor.
Usulca Mösyö Ali’ye yöneliyorum. Yazdıklarını üst üste koyduğundan ikinci sıradaki peçeteyi çekip alıyorum peçete kulesinden. Köşesine döktüğüm çay damlasını bulup benim olduğundan iyice emin olduktan sonra burnuma götürüp sessizce burunum siliyorum üstü bana Fransız yazılarla dolu peçeteye. Mösyö Ali şaşkın.

- Bi de bu arkadaş bizimle olmayacak kasabaya geldiğinizde.
- Niye?
- Kasabada peçete bırakmaz bu, diplomatik kriz çıkartır
Madam kahkahayı basıyor. Kahkahası dindiğinde sekreterini çağırıyor yanına ve kulağına bir şeyler söylüyor. Sekreter çıkarken iri yarı zenci garson elinde içi dolu tepsilerle kapıdan içeri giriyor. Finale yaklaşıyoruz artık diye geçiriyorum içimden.
Tatlılar masada. Biz tatlılarla boğuşurken enteresan bir kadın ve erkek içeriye girip yanımıza geliyorlar. Madam Hidalgo bu enteresan kadın ve erkeğin bizi bugün Paris’te gezdireceğini anlatıyor. Ayağa kalkıp önce kadına elimi uzatıyorum; “ Ben madam Ji” diyor kadın hiç te Japon olmayan gözlerini açarak, “Bu da arkadaşım bay Pen”
Pleased to meet you’laşıyoruz nazikçe.

9. Bölümde Biter İnşallah…

Bu yazı 309 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» TRAKYA YANARKEN SAÇLARINI TARAYAN BİZDEN DEĞİLDİR
» NABER MUTLU ORTA SINIF
» AMAN DERİM KARDEŞLER
» ŞAPŞALLIK SÖZLÜĞÜ
» PİŞT KAYNANA SEN BANA Bİ BAKSANA
» AFFET BENİ KASABAM
» O İSTİFA BURAYA GELECEK O KAAA 5 GÜNAAYYYDIIIIIN LÜÜÜLLEEBBUUUUUURRRGZZZZZZZZ!
» YAŞA BE İNTERNAŞYONEL PİNOKYO PAŞA!
» FANTASTİK HİKAYELER SON
» O İSTİFA BURAYA GELECEK O KAAAA 3
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter