23 Eylül 2017 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 20°C
Parçalı Bulutlu
YAZAR DETAYI
Nedim MENEKŞE
KÖY ENSTİTÜLÜLER  (3)
Yazı Tarihi: 25 Ağustos 2017 Cuma 07:33

Mahmut Makal'ın yaşam öyküsü ile anılar zinciri ile iç içe, ayırmak olası değil. Bana gönderdiği notlardan alabildiklerim kendi ifadesiyle yaşamından sadece bir kesit.

Aksaray İl'ine bağlı Demirci köyünde doğdum, doğum tarihim 1930'dur. Patatesler sökülürken tarlada doğduğuma göre ve topal dedemin söylediğine göre bu Eylül 1930 olabilir.

Anamın adı Atike, babamın adı İsmail. Anam tarafından dedem "Şık Süleyman", babam tarafından dedem "Topal Süleyman". Şık dedem Kurtuluş Savaşında şehit olmuş, topal dedem de Kurtuluş Savaşı'nda bacağından yaralanarak aksak kalmıştır. Çocukluğumda  Topal dedemin babası Cinav İbiş'i de tanıdım..

Okul çağına yaklaşırken köyüme büyük bir okul yapıldı. Okul yapımı dolayısıyla uyuşuk köy harekete geçmişti. Bir yandan kireç yakılıyor, bir yandan taş yontuluyor, bir yandan da kağnılarla kavak ağacı getirilerek el hızarıyla biçilip tahta yapılıyordu. Atatürk hayattaydı ve İsmayıl Hakkı Tonguç İlköğretim Genel Müdürüydü. Anamın anası Hatça Ebemle bağa bahçeye birlikte gider gelirdik. Okul yapımı ile ilgili işlerin peşinde koşturan Muhtar Kadir Usta, her rastlayışımızda ebeme takılırdı. "Hatça kadın, torunu hazırla, artık millet okuyacak!...." Demek ki ilköğretim seferberliğinin başladığı yıllardı...

Demem o ki. Cumhuriyetin aydınlığa açılmış yıllarında köylümün yaptığı okulda okudum. Cumhuriyeti kuranlarca Cumhuriyetin en önemli eseri sayılan Köy Enstitülerinin birinde, Toros Dağlarının eteğine kurulmuş İvriz Köy Enstitüsünde okudum. Daha sonra da gerçek bir eğitim ocağı olan Ankara'daki Gazi Eğitim Enstitüsünde tamamladım yüksek öğrenimimi. Okuduğum okulların üçü de çağcıl demokratik eğitimin uygulandığı okullardı. Köydeki mahalle mekteplerinin de neredeyse ortadan kalktığı yıllardı. O yüzden benim kuşağım ve o kuşağın içinde ben, eşsiz bir eğitim uygulamasından geçtiğimiz için mutluyuz. İlkokul öncesi mahalle mektebine yollamak istedi babam. Sarı Hafız,  caminin bitişiğindeki kümes gibi basık bir yerde topluyordu çocukları. Kaçtım ve Sari Hafız'ın önünde bir gün diz çökmedim.

İlkokulu 1942'de bitirdim. İvriz Köy Enstitüsüne giriş sınavını kazanıp kaydımı yaptırdığım tarih 23.03.1943'tü. Okul kuruluş halindeydi. Güneşin vurduğu, duvar diplerinde ders yapmaya başladık. Okulun bağ-bahçe ve yapı işlerine karıştık. Derken Nisanın ilk haftası içinde Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile İlköğretim Genel Müdürü İsmayıl Hakkı Tonguç geldiler. Eğitim seferberliği hızla sürüyordu. Ne bakan makamında oturuyordu, ne de genel müdür. Ne enstitü müdürünün makam odası vardı ne de öğretmenler odası. De ne dört duvarlı derslik  Dekroli Usulü Açık Hava Okulu iş eğitimiyle sarmaş dolaş sürüyordu. Duvar dibi dersliğimize teftişe gelen Tonguç beni ayağa kaldırıp ta sorduğunda, yalnız akla karayı seçmedim, ayni zamanda bu seferberliğin anlamını da kavradım: "Nedir devletin vatandaşa karşı görevleri?" diye soruyordu, dersimizin (Yurt Bilgisi) olduğunu öğrenen Tonguç. Benden yanıt alamayınca öğretmenimiz Mümtaz Sayın'a dönüp şöyle dedi " Bunlar yedi yüzyıldır konuşturulmadıkları için, çocuğun durumunu doğal karşılıyorum. Konuşturun bunları... Konuşturun ve düşündüklerini söylemeye alıştırın. İlk yapılacak iş bu..."

Köy enstitüsü yaşamı, bundan sonra Türkiye'nin de, Dünyanın da zor göreceği, hatta göremeyeceği bir yaşam. Kitaplar, dergiler, gazeteler... Ne yasak kitap lafı, ne de okumanın, kitabın kötü şeyler olduğuna ilişkin söz. Tüketeceği şeyleri kendi üreten, bu arada düşünce ve yöntem üreten, ayni şeyleri köylere götürmeye hazırlanan binlerce öğrenci. Hem de Türkiye'nin yirmi bir yerinde, yirmi bir tane Köy Enstitüsü. 'Yeni insan'ı yetiştirmeye uğraşıyordu bu kurumlar.

Aksaray'ın Nurgöz köyünde öğretmenliğe başlama tarihim 30.09.1947'dir. İzriz'deyken şiir ve yazı yazıyordum. Yazdıklarım okulumuzun dergisi "İvriz" de, Ankara'da çıkan "Ülkü"de, Eskişehir'de çıkan "Türke Doğru"da, Edirne'de çıkan "Köy Postası"nda, Sivas'ta çıkan "Yayla"da, Konya'da çıkan "Ergenekon"da yayınlanıyordu. Bu arada Varlık Dergisi'ne de şiirler yolluyordum. Yaşar Nabi Nayır, bazı dizelerimi iyi bulduğunu, ama şiirin bütün güzelliğine eremediğimi... yazıyordu mektuplarında. Okulu bitireceğim günlerde de, kendilerinin sanatı ve fikri köye götürme sevdasında olduklarını, bizlerin de köyümüzü tanıtmakta onlara yardımcı olabileceğimizi yazıyordu.

Öte yandan da beş yıl kadar ayrılıp yeniden köye dönünce, yani köy enstitüsündeki havaya girip çıktıktan sonra, köydeki duruma alıcı gözle bakmaya başlamıştım. Öğretmenliğe başlarken yazı yazmaya da başladım böylece. "Bir Köy Öğretmeninin notları " büyük başlığıyla, ilkyazım 1948'in Mayıs sayısında çıktı "Varlık" ta. Bazen her ay, bazen da ay aşırı olarak iki yıl kadar sürdü yazılarım.

1950 başında, yenilerini de ekleyerek kitaplaştırdık yazıları. Adını da "Bizim Köy" koyduk. Doğallıkla, kitabım yayınlandıktan sonra da yazmayı sürdürdüm Varlık'ta.

1949 Eylülünde ilk sürgünü yaşadım. Nurgöz'den aynı ilin Çardak Köyü'ne atadılar O zaman motorlu araç yok köy kent arasında. Çardak Aksaray'a çok uzak (45 km). Kış yüzünden yollar kapalı. Kitabımı çıkışından üç ay sonra görebildim. Görür görmez de Aksaray hapishanesini boyladım. Çünkü kitap için açılan yollar, polis ve jandarma içinde açılmıştı. Tutuklanmamın nedeni görünüşte kitabım değildi. Demirci, kömürcü bir olacak bizim kuracağımız düzende, diyerek komünizm propagandası yapmıştım sözde. Bu iftiralarla kaç kişi, kaç kuşak harcandı... Tutukluluğum sırasında, Ankara avukatlarından Saffet Nezihi Bölükbaşi, (Nazım Hikmet'in de avukatı) Oktay Rıfat, Bayan Suat Yayım; İstanbul avukatlarından Bayan Süreyya Ağaoğlu, Suna Giritli Aksaray'a gelerek davamla ilgilendiler. Hiçbiri, beş kuruş ücret almadı. Selçuklu kalıntısı Aksaray'daki bağnazlığın üstüne güneş gibi doğmaları bir tür gözdağı oldu... Bir aydan fazla tutuklu kaldıktan sonra meni muhakeme kararıyla, yani ceza almadan salıverildim. Ama gözdağını yemiştim ya, ona bakın siz

Hapishaneden çıktıktan sonra İstanbul ve Ankara'yı gezdim. Yazın ve politika dünyasından birçok insan tanıdım. Bu arada Ataç'ı tanıdım. 15 Haziran 1950 günü Celal Bayar'ın çağrılısı olarak Çankaya'ya çıktım. Bayar'la konuştuktan sonra, Cumhurbaşkanlığı Genel Yazmanı Cemal Yeşil'in yanına gittim.  Cumhurbaşkanlığı Fransızca çevirmeni Nurullah Ataç'ta oradaydı. Uzun, uzun söyleştik. Ataç usta "Mahmut sevmedim senin köylerini, şunları okutup değiştirip de sevilecek hale getirmenin yollarını arasak ya? " dedi. Dilimi, anlatımımı beğendiğini söyledi. Ben kuru, kuru iltifat sanmıştım. Bir buçuk yıl sonra 15 Aralık 1951'de Ulus gazetesinde yazdığı bir yazıda da ayni şeyleri vurguladı... Ataç bir şey daha söyledi o gün: "Senin tutuklanman da salıverilmen de buradan, Çankaya'dan geçti..." O yılların Niğde Valisi İbrahim Tevfik Kutlar'a,

 

Başbakan yardımcısı Nihat Erim'in gayretleriyle, bana gözdağı verilmesi için buyruk çıkarılmışmış...

O görüşmemizde Celal Bayar beni çok benimsemiş göründü. Partilerine çok yardımım dokunmuş. 27 yıllık, tek parti döneminin ipliğini pazara çıkarmışım. Tevekkeli, sonradan Eğitim Bakanı olan Tevfik İleri başta olmak üzere, Demokrat Parti adayları, seçim meydanlarında boşuna övmüyorlardı beni. Tonguç başta olmak üzere, köy enstitülerinde çalışan eğitkenleri, bakanlık emrine alarak cezalandıranlar onlardı. Köy enstitülerini kapatanlar, beni cezalandıranlar da onlar ve onların ardılı iktidarlardı...

 Ayrılırken şunu söyledi Celal Bayar: "Bir sorunun olduğunda, Eğitim Bakanına, Başbakana gitmene gerek yok. Bana gelmelisin." Ve o görüşme, benim Bayar'la son görüşmem oldu.

Dahası var: Celal Bayar beni yıldırım telgrafla kendi köyüne öğretmen olarak tayin ettirdi. Ben de kendi köyüme atanmam için dilekçe verdim ve köyüme atandım Eylül 1950'de. Ama köyde öğretmenlik yapabilirsen yap. Eğitim Bakanı Tevfik İleri'nin buyruğu ile Niğde Eğitim Müdürü Muhittin Korkut geliyor ve kitaplarımın başka dillere çevrilmesini istemediğime ilişkin yazı istiyordu benden. Arada bir karakolun kel onbaşısı birkaç jandarmasıyla gelip evi sarıyordu ve kitapları, dosyaları didik, didik ediyordu. 10 Nisan 1996 yayınlanan TBMM gizli oturum tutanağından öğrendiğime göre 19 Kasım 1951'de yapılan gizli oturumlarda R.Ş.Sirer, T.İleri,  A.Menderes,  A.Suphi Tanrıöver hep beni çekiştirmişler. Köye gelen o yağmurun yeliydi. Bu arada ben yazmayı sürdürüyordum. 1952 Şubatında Hayal ve Gerçek, adlı ikinci kitabım yayınlandı Varlık Yayınları arasında. Köy bir kaynaktı, sürekli yazmak istiyordum köyü. Ama siyasi çevreler de sanki yazılmamasını istiyordu. Tedirgin etmeyi görev biliyorlardı. Bu koşullar altında kendi köyümde üç yıl çalıştım

1953 Ekiminde Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne girdim. Amanın orada ne arkadaşlar tanıdım. Türk köylerine iftira etmişim özetle. Ama kulaktan duyma. Konuştuğum zaman kitaplarımı okumadıklarını anlıyordum. "Buyurun bu hafta sonunda sizleri köye götüreyim, gidiş geliş beş saat" diyordum da kimse oralı olmuyordu. Hatta Ankara'nın burnunun dibindeki Dikmen Köyüne düzenlediğimiz geziye de katılmadı o arkadaşlar. Hele bir gün öğle yemeğinde, kızlı erkekli bana kinli, kinli bakan İngilizce şubesi öğrencilerine ne demeliydi?  Sonradan öğrendim İngilizce öğretmeni Naciye Öncül, benim kitaplarımın İngilizcesinden bir bölümün çevirisini yaptırmış sınavda... Milliyetçi arkadaşlar vardı. Beden Eğitimi bölümündeydi çoğu. Koridordaki öğrenci dolaplarının birden fazlasını kullanırlar; "Siz milliyetçi arkadaşlarsınız, dolapsız arkadaşlar var; birini onlara verin." dediğimizde; "Ne ilgisi var milliyetçilikle dolabın?" derlerdi. Bunlardan Sadık ömürdü. Milliyetçiliği her şeyin kendisinin olması biçiminde algılardı... Hem coğrafyacı hem de Müdür Yardımcısı olan Hayri Günden ise, devletin verdiği elbise paralarını cebinden veriyormuş gibi hep başımıza kakardı. Ben verdim, ben veriyorum der dururdu. Okul Müdiresi Vedide Baha Pars, eğitimci bir aileden gelen yetenekli, çağcıl bir insandı... Ama anlayamadığımız bir şey vardı. Celal Bayar'ın çevirmeni olarak Amerika'ya gitmiş, onun havasına bürünmüştü. Yirmisi köy enstitülü olan yirmi iki kişilik sınıfta eski ezanın, yani Arapça'nın övgüsünü yaptı. "Öğretmen olarak halka uyacaksınız'." dedi. Biz de "Öğretmen halka uyma yerine halkın kendisine uyması için uğraşır, halkı uyandırmaya çalışır..." deyip toptan karşı çıktığımızda dersliği terk etti. Ülkenin havası bir hoş olmuştu... Öğretmenlerin çoğu ders verme yerine Köy Enstitüsü karşıtlığı yapardı. Ne milletiz yani...

Burada öğrenciyken, Aralık 1954'de Memleketin Sahipleri adıyla üçüncü kitabım çıktı yine Varlık yayınlarında. Köy ve Eğitim, Yeni Ufuklar, Varlık dergilerinde yazılarım sürüyordu. Okulu bitirince Antalya bölgesinde birkaç ay müfettişlik yaptıktan sonra asker oldum.  Kuru Sevda adlı dördüncü kitabım askerken yayınlandı: 1957

Askerliğim bitince 1957 ortalarında Ankara Bölgesi İlköğretim Müfettişliğine atandım. Ekim 1961 ile Ekim 1962 arasında Teftiş Tekniğini incelemek için İngiltere'de kaldım. 1964 yılı ortalarından 1965 ortasına kadar Fransa'da Avrupa Sosyoloji Merkezi'nde çalıştım ve araştırma yaptım. 1965 seçimlerine Türkiye İşçi Partisi'nden (TİP) İstanbul adayı oldum. 1966 yılında Adana Bölgesi İlköğretim Müfettişliği yaptım. Oradan Bakanlık emrine alındım; yani işten el çektirildim. Danıştay yürütmeyi durdurunca 1967 Mayısında İstanbul Sağırlar Okulu Türkçe öğretmenliğine atandım Soruşturma ve maaş kesme cezalarından usandığım için 1968 Kasımında bu görevden istifa ettim

1971-1972 öğretim yılında Venedik Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı okuttum.

Yıllarca işsiz kaldım. Bu arada kitaplarımın geliriyle geçindim.

Dış ülkelerden, özellikle beş kitabımın yeni, yeni baskılar yaptığı Fransa'dan azımsanmayacak telif hakkı alıyordum. Çünkü kitapları bütün dünyaya pazarlıyorlardı. Bu arada Karadeniz Bakır İşletmeleri'nin cesur Genel Müdürü Mehmet Erdemir ile 1974-1975 yıllarında birlikte çalıştık. Beni çalışma Müdürü olarak atamıştı. Demirel yeniden başbakan olunca ikimiz de işten atıldık. Yine yıllarca işsizlikten sonra Cesur Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı, 1979 başında danışman olarak atadı. Kültür Yüksek Kurulu Üyesi ve Sekreteri olarak bir yıl çalıştım. Yine Demirel geldi ve Bakan düşünce ben de düştüm...

Sonraki yıllarda artık bölük, pörçük iş bulmak zordu. Emekli Sandığı'ndaki 18 yıllık hizmetimi, sigortalı yerlerde çalışıyor göründüğüm 7 yıllık hizmetimle birleştirerek Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli oldum.

Bizim Köy adlı kitabım 1966 yılında Uluslararası Eğitim Bilim ve Kültür Kuruluşu UNESKO'nun Dünya Kültürüne Hizmet Ödülü'nü aldı. Değişenler (Bizim Köy 1975) adlı kitabım 1977'de Türk Dil Kurumu Ödülü' nü aldı.

11 Eylül 1980'de Almanya'ya gittim. 12 Eylül olunca bir süre kaldım oralarda...1997'ye kadar 17 kitabım yayınlandı ve zaman içinde çeşitli basımları yapıldı. Bazıları Fransızca, İngilizce, Almanca, İtalyanca başta olmak üzere çeşitli dillere çevrildi. Bazı kitapların oralarda da çeşitli basımları yapıldı. Fransa ve Belçika televizyon şirketleri köyümden belgesel filmler çektiler. Bu filmler çeşitli Avrupa televizyonlarında gösterildi. Bizde gösterilmedi.

Edebiyatçılar Derneği'ne, Türkiye Yazarlar Sendikası'na, Dil Derneğine ve başka dernekler üyeyim.

Antalya Aksu Köy Enstitüsü çıkışlı Naciye Poyraz ile evliyim. Oğlumuzun adı Ahmet, Kızımızın adı Tezer. Tezer'in kızının adı da Tuna

SAATÇILIK

Nedenleri ne olursa olsun, kökleri nerelerde bulunursa bulunsun, saatçılık yapmakta olduğumuz bir gerçektir. Eğitim sistemi öylesine bozuk, siyasal ahlak öylesine çürük, toplum düzeni öyle gevşek ki, bu koşullar içinde saatçılığı nasıl bırakabileceğimizi derin, derin düşünüyoruz. Saat sorununu biraz açayım: 1945'lerdeydi. İvriz Köy Enstitüsü'nün üçüncü sınıfındaydım. İlköğretim Genel Müdürü Hakkı Tonguç okulumuzda konuk. Sabahleyin yataklıkta toplanırken bir haber geldi. Tonguç baba gidiyor, alana toplanın, konuşacak, allahaısmarladık diyecek". Adamcağız öğüt verme derecesine düşmeden tatlı, tatlı konuştu. Sonunda da bir isteğimiz olup olmadığını sordu. Ne isteğimiz olabilirdi. Teşekkür ettik. Bu arada Ayşe Baykal öğretmenimiz, yanındaki bir arkadaşa fısıldayarak bir dilekte bulundurdu onu: İlköğretim Dergisi'nde öteki enstitülerden çeşitli fotoğraflar basılıyor. Bizim enstitüden basılmıyor.  Bizim fotoğraflarımızı dergide görmek istiyoruz. Ayrıca ayni dergide öteki enstitülerin öğrencilerinin şiirleri daha çok çıkıyor. Bizim İvriz'in öğrencilerinin şiirleri de çok çıksa dedi arkadaş. Tonguç'un gözünden kaçmadı görünüm. Ayşe öğretmene dönerek kalın sesiyle şöyle dedi; "Hocanım onları kimse korkutmadı konuşup konuşmama konusunda. Bırakın serbestçe söylesinler bir dilekleri varsa. Bizim en büyük ereğimiz "KİŞİ" yetiştirmektir."KİŞİ"yse kendi düşünür, kendi söyler. Kimseden etkilenmeyen bir kafası, inandığından dönmeyen bir yüreği olmalı kişinin. Biz böyle düşünüp bu yolda giderken, siz bunları masa saati gibikurarak konuşturuyorsunuz. Yarın köye gittiği zaman da yanında gidecek misiniz? Ağanın, muhtarın, kaymakamın, valinin, filanın, feşmekanın karşısında her gün bunu kurabilecek mi siniz:"

 

 

MAHMUT MAKAL’IN ESERLERİ

                                               Zulüm Makinesi                        4. bası

                                                Kuru Sevda                              6. bası

                                               Kalkınma Masalı                      6. bası

                                                  Yeraltında Bir Anadolu                      5- bası

                                               Hayal ve Gerçek                      9. bası

                                               Değişenler (Bizim Köy 1975)    5. bası

                                               Bizim Köy                               14. bası

                                               Karanlığı Zorlayanlar                4. bası

                                               Ötelerin Havası                        4. bası

                                               Köy Enstitüleri ve Ötesi            4. bası

                                               Memleketin Sahipleri                7. bası

                                               Köye Gidenler                          7. bası

                                               Ağlatı                                      3. bası

                                               Bir İşçinin Günlüğünden            5. bası

                                               Anımsı, Acımsı(Faust'un Dediği)3. bası

                                               Bozkırdaki Kıvılcım                   3. Bası

                                                   Deli Memedin türküsü                3.bası         

                                                  (Köy Enstitüleri Gerçeği. Nedim.Menekşe)

Bu yazı 142 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» KÖY ENSTİTRÜLÜLER  (14)                   
»    KÖY ENSTİTÜLÜLER     (13)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (11)      
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (10)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (9)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (8)
» KÖY ANSTİTÜLÜLER (7)
» KÖY ANSTİTÜLÜLER (5)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (4)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER  (3)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter