26 Eylül 2017 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 20°C
Kapalı
YAZAR DETAYI
Mesut SARIOĞLU
FANTASTİK HİKAYELER SON
Yazı Tarihi: 05 Eylül 2017 Salı 07:02

Louver Müzesi dünyanın dört bir yanından gelen sanat eserleri ile dolu olan dünyanın sayılı müzelerinden birisi. Gezmek için bir günün yetmeyeceği bir mekandan söz ediyorum. Türkiye’den sayısız eser kaçırmışlar ve bu müzeye satmışlar. Şimdi bizim ülkemizden gelenler bunları görmek için kişi başı 15 auro bayılıyorlar otomatik bilet makinelerine. Ama biz hanım ağanın misafirleyiz ya bize beleş…
Zeugma mozaikleri için özel bir oda ayrılmış, İlk çağdan yakın tarihe kadar Anadolu topraklarından toplanmış sayısız eser var Louver’de. Bu eserlerin hepsinin altında nereden geldikleri yazıyor. Yunanistan ve Anadolu kafa kafaya neredeyse.
Her yerde Mona Lisa’ya gider tabelaları var. Mona Lisa’dan hoşlaşmasanız da el mecbur çekiyor sizi kendine. Tuhaf kadın şu Mona Lisa, kendini görmeye gelenleri tek tek süzüyor. Resme 10 metre yaklaşabilmek için yarım saat harcamanız gerekiyor. Ben beklerken bir yandan da gözlerimi Mona hanıma dikip soldan sağa sağdan sola yürüyorum. Mona bana mısın demiyor, ne tarafa gidersem gideyim gözlerini benden ayırmıyor. Bu nasıl bir matematiktir arkadaş. Herkese aynı güzellikle ve aynı özenle bakıyor. Bence bunlar en az iki tane Mona ve Lisa hanımlar. Da Vinci fantastik olsun diye onları üst üste yerleştirmiş.

Bizde olsa, kötü yola düştü diye şikayet ederler Mona Lisa hanımı. Ki olmuşluğu vardır bizim kasabada. Hal binası nahiyesinin, hayatında dedesinin kibrit kutusu koleksiyonu dışında bir koleksiyon görmüşlüğü olmayan kültür müdiresi ile gelini ile bücüğünden başka herkese bin tekme kaynanasının icadı olan Çocuk Evi adlı boş camekanlı yerden paylaştığım bir fotoğraf, müstehcen bulunarak facebooka şikayet edilmişti. İşgüzar facebook camda gayet rahat oturan 5 liralık plastik bebeğin çıplak bacakları nedeniyle bana uyarı bile göndermişti.
Oyuncak Evi diye envantere geçilen ve parklar ile bahçelerimizin doğrudan sahibi Şevket beyin, para kazanamadığı için iade ettiği 75 metrekarelik mekanda sergilenen plastik oyuncaklar ile Louver Müzesi arasında karşılaştırma yapmak eşekliğin daniskasıdır. Amma ve lakin amma ve fakat Pinokyo diye tabir olunan had bilmez adam, utanmazlığa sarınıp Paris ile Lüleburgaz’ı karşılaştırabildiğine göre, eşekliği yapan biz olmayız bu durumda. Evlere şenlik bir yoksulluğun içinde kekleniyor olmak çok can sıkıcı sevgili kasabalı hemşerim.
Louver Müzesi gez gez bitmeyen bir yer. Dönüş zamanı yaklaşıyor. Aklımız Louver’de, gezilecek onlarca yer var ama vakit yetmiyor eski Paris’e. Daha sırada Modern Sanat Müzesi, Ulusal Sanat müzesi, sayısız katedral, Disneyland, saygıdeğer Sen nehri kıyısındaki yapılar, tekne turu, Ulusal askeri Müze ve sayısız tarihi mekan var.
Bi de bizim kasabadaki gezilecek yerleri geçiriyorum aklımdan;
“ Eski Sanayi, Yeni Sanayi, Adil’in dutluk, dört tahta masalı Edirne bayırı çay bahçesi, bardakta türkü şeycisinin plastik sandalyeli tükkanı, Şevket beyin sucuklu yumurta tükkanı (ki mülkiyeti hepimize karı Şevket beye ait), içinde çekyat bulanan bokluca deresi, derenin üstündeki asfaltlı Mimar Sinan köprüsü, bahçesi demir kilitli giriş kısmı alüminyum çerçeveli Mimar Sinan’a ihanet ettiğimiz Sokullu Camii, Emrullah Efendi İlkokulu’nun duvarında imar kıyağı için uyur gezdirilir çakma tarihi çeşme, Turgutbey meydanındaki muhterem gelin tarafından silikona gark edilen Avcı Mehmet Çeşmesi, Azis’in sahte memedanlık fırlattığı Sakızköy korusu, habire patlayan sokak arasındaki su borusu, Pinokyo’nun can kardeşinin ucuza kaçıp, Mimar Sinan ekolünü piç ettiği üçgen beton tavanlı tarihimizi gömen lokantası, Lokal, Muhasebeciler gibi gayet turistik mekanlarımız ve kocaman bir hiçlik.
Ben bunları düşünürken madam Ji az önce çalan telefonu bana uzatıyor. N’oluyoruz demeye kalmadan telefonda ağlayan bir kadın sesi karşılıyor beni;
- Özür dilerim Louver’in çıkışına yetişemeyeceğim.
Bizi müzenin önünden alacaktı, yetişemeyeceğini söylüyor ama durumu bu kadar abartmasına bir anlam veremiyorum. Türk duygusallığı işte diyorum kendi kendime. Bizi geçirmeye gelemediği için ağlamaklı olmuş bizim Sıla.
- Abartmana gerek yok Sıla, biz büyüdük, arkamızdan su dökülmeden de gidebiliyoruz artık.
Ağlamaklı bir gülümseme kaplıyor telefonun tellerini.
- Size ağlamıyorum. Eski sevgilim, yanlış yere bakarken gözlerini Eyfel kulesinde düşürmüş. Bir kağıda sardım onları, ilk uçakla memlekete dönüp ona vermeliyim gözlerini. Bağışlayın ne olur.
Hikaye kendini bitiriyor sanki tam da burada. Sıla’nın sözleri kambur zangoç Qusemado’nun çanlarından daha derin çınlıyor kulaklarımda.
- Tamam tamam diyorum, mevzu aşk ise, eski de olsa Paris bile teferruattır. Git sen hadi, biz madam Hidalgo’yu idare ederiz.
Söylediklerimden sonra Sıla’nın ağlamaktan yorulan sesine yayılan gülümseme telefon tellerine sığınıp ortamıza düşüyor.
- Vakit tamam gidelim madam Ji!
Havaalanına vardığımızda üç siyah elbiseli ve dahi gözlüklü tip girişte bizi bekliyorlar. Madam Ji ve Mösyö Pen bir an önce kendilerine ıssız bir kuytu bulma telaşı ile yalapşap vedalaşıp, bizi siyah elbiseli time teslim edip, gidiyorlar. Arkalarından aralarında olup bitenleri anladığımı kanıtlamak için en oyuncu sesimle yolcu ediyorum onları;
- Kolay gelsin gençler
Hikaye tam bitti sanırken içerde biri madamın bize el sallayışı ile “Kahretsin bir bölüm daha mı” diyorum kendi kendime. Madam Hidalgo bu;
- Mösyö mösyö!
Git başımdan madam Hidalgo, yoruldum diyesim var ama bize yaşattığı muhteşem gün engel oluyor bu kabalığıma;
- Merhaba madam Hidalgo, hayrola bizi yolculamaya mı geldiniz, yoksa merakınızı yenemeyip bizimle kasabaya mı uçacaksınız?
Kahkahayı basıyor madam. Belediye başkanlarının katıldığı bir toplantı varmış Londra’da oraya gidiyormuş. “Bizim Pinokyo da geliyor mu?” diye sormak geçiyor içimden. Sonra toplantının Svilengrad’da değil Londra’da olduğunu hatırlayıp vazgeçiyorum. Madam Hidalgo Londra ve New York belediye başkanlarının da toplantıya geleceğini açıklayıp;
- Onlara da sizin patlak top hikayenizi anlatacağım, belki üçümüz birlikte geliriz Lüleburgaz’a.
Kahkahalarımız havaalanı güvenliğini hareket geçiriyor. Üstümüze üstümüze gelirken madam Hidalgo’yu fark edip geri çekiliyorlar. İnsanın Paris belediye başkanı gibi bir tanıdığının olması harika bir duygu. Madam hızla çantasını açıyor ve masada bırakıp çöpe atmasını söylediğim patlak topu bana uzatarak;
- Hikayenin öznesine kıyamadım mösyö, patlak ama siz bunu kasabanıza götürüp adına bir “ Beceriksiz Ego Müzesi “ açın ki gelecekte böyle saçma sapan işlere kimseler kalkışamasın.
- Büyüksünüz madam Hidalgo.
Madam Hidalgo bir anda Sıla’nın anımızda olmadığını fark ediyor:
- Sıla nerde mösyö
- Hımmm şeeeyyyy, onun yaş-lı amcası göz ameliyatı geçirmiş, organ yetmezliği yaşıyormuş, anlayacağınız durum iç açıcı değil. Onun için hastaneye gitti.
Madam Hidalgo “Hımm anladım ama umut hep vardır mösyö, hikaye için teşekkürler, geleceğimiz zaman sizi arayacağız” deyip el sıkışıyor bizimle. O an ikimizde birbirimizin dillerini bilmeden ve Sıla olmadan da birbirimizi anladığımızı fark ediyoruz. Şaşkınlığımızı takas ediyoruz gözlerimizle.
“İyi de siz Fransızca bilmiyorsunuz ben İngilizce ve Türkçe bilmiyorum nasıl oldu bu!” diyor bayan Hidalgo.
- Fantastik bir hikayedeyiz, gülümseyin madam.

Dipnot: Durum bundan ibaret sevgili kasabalılar.
Kendinden bir haber ihaleci zihniyetin kasabamızı mahkum ettiği yoksulluğu örtmek için söylediği yalanlar artık bir işe yaramıyor. Yalancının mumu yılda 200 milyonumuza mal oluyor hepimize ve o hala “ yaşamaktan gurur duyduğumuz kent “ diyor bizim kasabadan köye evirip, yaşamayı bize zulme çevirdiği Lüleburgaz için. Özel şairi, 350 şakşakcısı, üç beş ihaleci başısı, sevgili Şevketi, çıplaklığını örtmek için önüne geçip habire yerini şaşırdıkları beyinciklerine striptiz yaptıran doğrudan teminci veletleri ile kumdan kalesinde keyif çatıyor.
Hikaye fantastikti ama biz gerçeğin çöplüğünde yaşıyoruz.
Ha bakalım bi daha baştan alın şimdi bu fantastik hikayeyi ve artık bir karar verin.
Olmak ya da yalanlar denizinde boğulmak.
Bütün mesele bu!

Bu yazı 468 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» FANTASTİK HİKAYELER SON
» O İSTİFA BURAYA GELECEK O KAAAA 3
» ENTERESAN HİKAYELER-11 PSİKOPATA BAĞLAMIŞ ÜST GEÇİT VE PARİS’İ ÖREN ÖRÜMCEK AĞI
» FANTASTİK HİKAYELER -10 “ADAMIN BOYUNU ÖLÇMEYE MEZRO YETMEZ Bİ DE ŞU HALE BAK”
» FANTASTİK HİKAYELER 9
» FANTASTİK HİKAYELER-8
» FANTASTİK HİKAYELER 4
» FANTASTİK HİKAYELER 3
» FANTASTİK HİKAYELER-7
» FANTASTİK HİKAYELER- 6
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter