20 Kasım 2017 Pazartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 8°C
Kapalı
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
STRUMA FACİASI (5)
Yazı Tarihi: 09 Eylül 2017 Cumartesi 07:28

            Bakanlığa gittim. Bayramdı, kuyruğa girdim. Bir süre sonra beni kabul etti. Bakan’a: “İzin verirseniz, yandaki odada size bir şey söylemek istiyorum,” dedim. Kibar adam, beni yan odaya aldı. Bakanın benim hakkımda iyi düşüncesi sonucu, emir verdi. İhsan Sabri Bey de arkadaşımız olduğu için derhal bu emir İstanbul’a bildirildi ve aile kurtuldu.

            İngiltere Türkiye üzerinde çok ağır bir baskı kurdu ve STRUMA içindeki yolcularla birlikte 23 Şubat 1942 tarihinde Karadeniz’e yollanmıştır.

24 Şubat 1942, sabah saatlerinde İstanbul Yön Burnu açıklarında bir patlama sonucu STRUMA battı. Gemiden tek bir kişi, David Stoiler kurtuldu. Bir İngiliz istihbarat raporunda geminin torpillenerek batırılmış olduğu bildirildi.

Struma İstanbul Limanındayken, Yahudi cemaatleri, geminin Filistin’e gönderilmesi için İngiltere üzerinde baskı kurmalarına karşın başarılı olmadılar. İngiltere bu geminin batırılacağını bile bile Ankara’yı sıkıştırarak yeniden Karadeniz’e gönderilmesini sağlamıştır ve İngiltere bu gemiyi batırdığı varsayımı en güçlü olasılıktır. 763 Yahudi ile 2 Bulgar kaptanı ve mürettebat yaşamlarını yitirdi.

Struma olayı, başta İngilizler Amerikalılar, Almanlar olmak üzere tüm batılıların, dünyaya uygarlık dersi vermeye yeltenen o Batılıların,  iki yüzlülüklerin, acımasızlıklarını vahşiliklerini, insanlıktan nasiplerini almamış olduklarını tarihin sayfalarına kapkara harflerle kazınmıştır. Struma olayının ortaya koyduğu gerçek budur.     

            İngiltere’nin Struma gemisini bile bile ölüme göndermesinin tek nedeni Naziler yanında yer alan Arapları kendi yanına çekmek istemesiydi.

Kaynak: Komplo Teorileri   Yazar: Erol Mütercimler   Sahife: 127-128

 

 

TAKLİTÇİLİK

            Benzemeye ve benzetmeye çalışma anlamlarına gelen taklit kelimesi, ayrıca her şeyin sahtesini, benzerini yapmak manasına da gelmektedir. Dini yönden ise, dinin emirlerini anlayarak değil, başkalarına bakarak, benzeterek yapma anlamındadır. Yüce Peygamberimiz asırlar önce “Kim bir kavme benzerse onlardandır” buyurmak suretiyle, benliğimizin ve inançlarımızın korunması yönünde en güzel düsturu vermişlerdir.

            Yüce Rabbimiz, “Eğer siz, Allah’tan korkar, kötülüklerden korunursanız, O size iyiyi, kötüden ayırt edecek kabiliyet verir.”

Başka bir ayette ise: “Doğruluk üzerinde bulunanlar için korku yoktur. Mahzun da olmazlar.” buyrulmuştur.

İşimizi, düşüncelerimizi ve tüm davranışlarımızı Allah’ın emirlerine ve Peygamber Efendimizin tavsiyelerine göre uyarsak benliğimizi bozmaz, taklitçi olmayız.

 

PABLO PICASSO

            Pablo Picasso 75 yaşında öldüğünde geride 240 bin tablo, çizim ve eser bıraktı. Bebekliğini dahil etsek bile, yaşadığı her güne yaklaşık 9 eser düşüyordu. Onun çalışması kendisine “Çılgın verimli sanatçı” lakabının takılmasına yol açmıştı. Bir keresinde Picasso, çalışma konusunda şunları söylemişti:

“Çalıştığımda rahatlıyor ve dinleniyorum. Beni esas yoran, hiçbir şey yapmamak ya da gelen anlayışsız misafirleri ağırlamaktır.”

 

KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ

             Atatürk, tutucu ve geri anlayışın Türk Ulusunu birkaç yüzyıl ilerlemeden alıkoyarak oluşturduğu yıkımları onarmak, Türklüğe yitirilen zamanı gidermek mücadeleye girişince, ulusun bir yarısını geri ve neredeyse toplumsal yaşamın dışında bırakan gelenek ve görenekleri doğrultusunda yıkmak zorundaydı. Bu arada Atatürk, kadınları küçümseyen sözlerin söylenmesine, atasözlerinin yinelenmesine kızardı. O:

“Bunları ağza alanlar, kendi analarını, eşlerini, kız kardeşlerini ve kızlarını aşağılamaktan başka bir şey yapmıyorlar,” dedi.

(Yusuf Hikmet BAYUR)

 

ZAFER

“Dumlupınar kazanılmasaydı, sonuç ne olacaktı?”

Bu sorunun yanıtını yine Gazi’nin ağzından işittik:

“Yine ve kesinlikle zafer!”

(Asım US,  Ulus Gazetesi – 1938)

 

KAPALI SPOR SALONUMUZ VE HALI SAHA

            Uzun zamandan beri Lüleburgaz Kapalı Spor Salonundan hem yazıyorum hem de milletvekilimiz Sayın Selahattin Minsolmaz dahil her yetkiliye ilettim.

Arsa da bulduk yeni bir spor salonunun yapımı için. Ama ne yazık ki bir türlü olumlu cevap alamadık ve sabırla güzel ve Lüleburgaz’da Kapalı Spor Salonunda spor yapan kimselere müjdeyi verememenin üzüntüsü içerisindeyim.

            Yalnız Kapalı Spor Salonu olsa meselemiz amenna! Ama bu salonun yanında milyonlarca liraya mal olan bir tenis kortu ve bir de Lüleburgaz’a herkesi tiksindirecek halı sahamız vardı. O manzarayı kimse görmek istemiyor zaten. Aşağı sanayide mazot-yanık yağ kokan bir alanda yapılan Kapalı Spor Salonu ve yukarıda saydıklarım, ne kadar da yakışmışlar birbirine.

            Sahi unutuyordum Kapalı Spor Salonunun dışında Lüleburgazspor’a yapılan kafe de var. Zamanın TFF Başkanı Hasan DOĞAN tesisleri, hep oradan alınan paralarla yapıldı, bu tesislere de “Hasan DOĞAN Tesisleri” denildi.

Fazla üzülmeyin bu tesislerin yapılması için alınan paralar yalnız bununla kalmıyor. Lüleburgazspor’un tarihinde Ankara Futbol Federasyonu’ndan daha iki defa “Tesis yapacağız” diye alınan paralar da var.

Ama gelen paralar tesis yerine yöneticilerin alacaklarına mahsup edildi. Benim de Lüleburgazspor Başkanlığı yaptığım 1997 tarihinde halı sahayı kulüpten ve etraftan para vermeden hep yardımlarla yaptığım halı sahayı Lüleburgazspor’a yar etmediler.

            Lüleburgazspor’un yönetim kurulları hep yıllık başarıları düşündüler. 1967 yılında kurulduğunda Lüleburgazspor’un dikili tek bir ağacı olmadı.

İşte bakın 2017 yılındayız. 50. Kuruluş yıldönümünde bir-iki yönetici Lüleburgazspor’un hiç olmazsa kapanmaması için çalışıp duruyorlar.

Lüleburgaz: Akıl veren binlerce insanımız var...

 

ÇAĞDAŞ BİR DEVLET KURMA DÜŞÜNCESİ

            Yurdu kurtarmak, onun için yeterli değildi. Ulusu bir daha yoksunluğa yöneltecek bir yönetim biçiminden de onu kurtarmak gerekirdi. İstismarcıların elinden de kurtarmak, kendi yazgı ve talihlerine kendilerini egemen kılmak gerekirdi.

İşte bu büyük adam bunu yaptı.

            Memlekette Cumhuriyeti kurarak, egemenliğin yalnız ulusa ait olduğunu ilan etti. Onun biricik amacı, ulusuna en uygar uluslara layık olacak bir hükümet biçimi bulmaktı. Onu buldu, yaptı.

Bir gün aklında olmayan bir nedenle demişti ki:

“Ben isteseydim hemen askeri bir diktatörlük kurar ve memleketi öyle yönetmeye kalkışırdım. Fakat ben, istedim ki ulusum için çağdaş bir devlet kurayım ve onu yaptım.”

Gerçekten, ulusun sonsuza dek kendi kendini yönetmesi, onun en büyük amacıydı ve bunu başardı.

(Yusuf Ziya ÖZER)

Bu yazı 243 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter