20 Kasım 2017 Pazartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 5°C
Çok Bulutlu
YAZAR DETAYI
Nedim MENEKŞE
KÖY ENSTİTÜLÜLER (9)
Yazı Tarihi: 11 Eylül 2017 Pazartesi 07:48

1923 yılında Yugoslavya'da doğdu. İlkokulu kendi köyü Kırklareli İli Yoğuntaş İlkokulunda okudu. 1940 yılında Kepirtepe Köy Enstitüsüne kayıt oldu, 1945 yılında mezun oldu. Kepirtepe Köy Enstitüsünü bitirdikten sonra Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne kayıt oldu.

 Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde okurken okul kapandı Gazi Eğitim Enstitüsüne kayıt olarak orayı bitirdi. Köy Öğretmenliği, İlköğretim Müfettişliği ve il Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundu 32 yıl hizmetle emekli oldu. Evli iki çocuk babası, şiir ve düz yazı yazıyor.

          İnsana ve doğaya tutkulu lirik bir şair olan Bulut, toplumsal içerikli şiirlerinde de bu özelliğini elden bırakmaz. Yalın ve duygulu şiirleriyle, insanı yaşam ve doğa içinde tutmaya çalışır.

Emekçi şarkılarıyla birlikte yayınlanmış başlıca eserleri şunlardır.

  1. Beyaz-Mavi
  2. Doğudan Çizgiler.
  3.  Halk Trenleri

4-Nisandaki Güneşler

          5-6 Rubailer

         7-Güneşe Doğru

         8Yaşam Çizgileri

         9-Sakin Türküler

        10-Yeni Rubailer (üç kitap)

        11-Güz Toplamı

        12-Atatürk, Atatürk

        13-Ağaçların Yüreği

        14-Kaf Dağları

        15-Gecenin Ayakları

        16-Güneşi Beklerken

        17-Soluk Aldıkça

        18-Büyük Topraklar

        19-Yapı Taşları

        20-Marifet

       21-Ekin Demetleri

       22-Demir Çelik Konusu

       23-Emekçi Şarkıları

Nisandaki Güneşler kitabından bir kesit;

           Biraz uzun ama okumağa değer…

 

   BİR DESTANIN ÖYKÜSÜ

1941 "yılı ilkyazın başındayız. Sabahlar, ıslak, sisli sabahlar. Kışı henüz atamamış soğuk serin sabahlar. Bozkır dalga, dalga bir deniz gibi, ağır ıslak bir örtünün altında. Kepir, zaten geç yavaş, yavaş uyanıyor.

Radyoda, gazetelerde hep savaş haberleri. Avrupa yanıyor, Avrupa yıkılıyor. Savaş rüzgârları yalım, yalım yurdumuzun kapısına dayanmış. Geceleri sabaha kadar Edirne-İstanbul asfaltı üzerinden tanklar gelip geçiyor. Okulca tedirgin, okulca düşünceliyiz. Trakya ucun, ucun boşalıyor sanki. Bizim de üç yıl içinde dördüncü göç gelmiş yakamıza yapışmış. Okulumuz öğrenci ve demirbaş eşyalarımızla birlikte Hasanoğlan Köyü'ne göçe hazırlanıyor.

Enstitümüz ilk önce 1938 yılında Trakya Köy Öğretmen Okulu adıyla, Edirne'de Küçük Zabit Okulunda açılmış. İkinci Dünya Savaşı başlayınca, binası tekrar askeriyeye devredilmiş. Oradan Alpullu'ya nakletmiş. Yerleşim koşulları elvermeyince altı ay kadar sonra geçici olarak Lüleburgaz merkez Atatürk İlkokulu’na taşınmış. Sonunda ilçeye 5 Km uzakta, asfalt kıyısında, ağaçsız, susuz ve hiç binası bulunmayan bu günkü yerine, Kepirtepe'ye yerleşmesi uygun görülmüş. Buraya yerleştiğimiz günden beri çalışıyoruz ama kuruluşumuzu henüz tamamlayamadık. Suyumuz Önce Lüleburgaz'dan sonra, bir km uzaktaki artezyen kuyusundan arabalarla getiriliyor.

Binalarımız noksan, yollarımız çamur. Her hafta temizlik için Lüleburgaz'da hamama gidip geliyoruz. Elektriğimiz yok, Ekmeğimiz bile ilçeden geliyor.

Biz bunların hepsine çoktan razıydık ama olmadı işte. Her gün göçle yatıp, göçle kalkıyoruz. Her hafta yüklenen kamyonların arkasından, ileri sınıflardan bir ikisini Hasanoğlan köyüne uğurlayıp gönderiyoruz. Ocaktan, yuvadan ayrılmanın acı ve üzüntüsü içindeyiz.

Kepir'de yalnız sevgili müdürümüz Nejat İdil'le birlikte birkaç öğretmenimiz kalacaktı. Bir kısmı zaten askere alınmıştı. Bir kısmı da daha önce Hasanoğlan'a giden sınıfların başında gitmişti. Son olarak sıra, Nisan başında bir gün bize gelip dayandı. Bir kamyona doluşarak, tahta bavullarımızla birlikte enstitüden ayrıldık. Müdürümüz ve kalan öğretmenlerimiz toprak kesilmişti sanki. Yürekleri, gözleri ıslak yapraklara dönmüştü. Bizler de anadan babadan ve yuvadan ayrılan dilsiz kuzular gibiydik. İçimizde olanları kimseler bilemez.

Lüleburgaz istasyonundan trenle yola çıktık. Enstitümüzün görüldüğü ve karşısına gelen ovadan geçerken hepimiz trenin penceresine üşüştük. Orada kalan müdürümüzü ve öğretmenlerimizi, duygularımızın yarattığı bir durum içinde aynen görüyorduk sanki. Okulumuz ve çevresi gözden kayboluncaya kadar, hiç kıpırdamadan öylece, ufukta bir yerlere baktık… baktık.

Sirkeci Garında trenden indik. İlk kez boğazdan karşıya geçtik. İlk kez İstanbul'u, denizi gördük. İstanbul deniz gibi, deniz, deniz gibiydi. Ucunu bucağını göremedik. Renkleri, ışıkları, minareleri, camileri düşlerimizde kaldı.

Haydarpaşa Garı’nda Anadolu toprağına ayak bastık Geyve boğazından, Sakarya'dan geçtik. Kitaplarda okuduğumuz Kurtuluş Savaşıyla ilgili bilgilerimizi tazeledik. Eskişehir, Ankara ovaları üzerinden geçerken, gökler gibi açıldık, gökler gibi genişledik. Birbirine eklenen görüntüler içinde yolculuğumuzun ikinci günüde Ankara'ya ulaştık.

Ankara Garı'ndan aktarma olduk. Ve ayni gün öğleden sonra başka bir trenle yola çıktık. Ankara'yı sevgilerle, saygılarla selâmladık, ışıklı duygular içinde kaldık. Yolculuğumuz çok sürmedi. Bir iki saat sonra Hasanoğlan durağına gelmiştik. Durakta sanat başımız Mustafa Güneri'yi, öğretmenimiz Hidayet Gülen'i görünce kuşlar gibi sevindik. Yanlarına köyden birkaç kağnı alarak, bir grup arkadaşımızla bizi karşılamaya gelmişlerdi.

Trenden acele değil çok acele inmiştik. Tren özel olarak yalnız bizim için durmuştu. Çünkü bu durakta henüz tarifeli yük ve yolcu indirme işi yapılmıyordu. Bavullarımızı kağnılara yükleyerek, patika benzeri bir yoldan Hasanoğlan köyüne çıktık.

Trakya toprağında pek az da olsa karasaban görmüştük, ama yalnız resimlerini gördüğümüz kağnı arabalarını, toprak damlı evleri şimdi soluğumuza karışarak ilk kez görüyorduk. Merakla, ilgiyle karışık garip duygular içindeydik. Her taraf çırılçıplak, sessiz ve bomboştu. Oysa kağnı gıcırtıları, kağnı kolları gibi sözcükler, bize görmeden, bilmeden ne hoş geliyordu...

Şimdi belediyeli bir kasaba olan, enstitü binalarının karşısına gelen yamaçta kurulan yeni mahallesiyle birlikte demiryoluna kadar inmiş bulunan Hasanoğlan Köyü o zamanlar böyle değildi. Demiryolundan iki km. kadar içerde, arkasındaki yüksek tepelerin uzantısı olan çıplak sırtların üzerine kurulmuş yüz, yüz elli evlik toprak damlı bir köydü. İçinde çatısı kiremitli iki yapısı vardı. Bunlardan birisi cami diğeri de ilkokul binasıydı. Ve benzeri Anadolu köyleri gibi çırılçıplaktı. Fakat bize açtığı sımsıcak yüreğini asla unutamayız.

Köyün güneyinden alçalarak, düzleşerek inen çırılçıplak bir sırt, demiryoluna kadar iniyordu. İki yanı vadileşen bu sırtın, bir yanı bomboş, bir yanında da iğde ağaçları ile üzüm bağları vardı. Köyü demiryolu durağına bağlayan yol da bu bağların kenarından geçiyordu. Hasanoğlan Köy Enstitüsünün yerleşim plânı ve projeleri de bu sırta ve bu arazi yapısına göre hazırlanmıştı.

Bizim köye gelmemizle, köyün nüfusu birden yarısına yakın bir ölçüde artmıştı. Öğrenci ve öğretmenlerimizle 270 kişilik bir topluluk oluşturmuştuk. Bu kadar insani barındırmak, bir köy için elbette zordu. Fakat Hasanoğlan Köyü halkı büyük bir özveriyle bu zorluğu yenmesini bilmişti.

Köyün camisini, okulunu ve eski de olsa birkaç köy evini, severek biz konuklarına ayırmıştı.  Böylece bayan öğretmenlerle kızlar ilkokula, büyük sınıflar okulun bahçesine kurulan çadırlara biz küçük sınıflar da iki üç katlı ranzalarımızla köyün camisine yerleştik. Camini suyu, WC vardı. Okula ve çadırlara yerleşenler de su ihtiyaçlarını, her gün içine su doldurulan musluklu bidonlarla karşılıyorlardı. Mutfağımız köyün önünde, demir oluklu taş yataklı büyük çeşmenin yanındaki bir evde kurulmuştu. Yemekhanemiz yoktu. Yemeklerimizi açık havada, yağmurda, yaş da olsa okul bahçesindeki tahta masaların üzerinde yiyorduk. İlk günlerde çok sıkıntı çektik. Çaylarımızı bile bakır tabaklarda kaşıkla içiyorduk

Artık bizim için durulacak zaman değildi. Her şeyi bir tarafa bırakarak birkaç koldan birden işe koyulduk. İlkönce büyük çeşmenin yanındaki, köyün eski çamaşırlığını yıkarak, köye yeni bir çamaşırlıkla birlikte bir hamam yaptık. Hamam 20-30 kişinin birlikte temizlenmesini sağlayacak büyüklükteydi. Sonra çeşmenin açık deposunu şadırvan şeklinde örerek, suyun temizliğini sağladık. Okul bahçesine önü boydan boya açık, üstü kiremit çatılı 500 kişilik geçici yemekhane binasını yaptık. Okula bir Km uzaklıktaki bir yamaçtan su getirdik. Bir borunun iki uzuna monte edilen musluklarla 20-30 kişini birden su içmesini ve temizlik yapmasını sağladık

Bu işlerin tamamı 30-40 günümüzü almıştı. Fakat büyük ölçüde rahatlamıştık Bundan sonra Hasanoğlan Köy Enstitüsünün kurulacağı alanda rahatça çalışabilirdik.

Bu işlerin ve bundan sonraki işlerin yapımında özellikle plân ve projelerin uygulanmasında, baştan beri Bakanlıkça görevlendirilmiş üç eleman vardı. Bunlar Şili Layuş, Gaspar Nagipal ve Gabel adlarında üç Macar asıllı elemandı. (Usta Öğreticiler). Bizim sanat başımız Mustafa Güneri ve yapıcılık öğretmenimiz Namık Ergin'le birlikte tam bir ekip oluşturuyorlardı. Artık her sabah düzenli yürüyüş kolları halinde inşaat alanına gidip geliyorduk Macar Sili usta daima yanımızda ve başımızda olurdu. Uzun boylu, sarışın oldukça yapılı ve neşeli bir insandı. Kulağımıza hoş gelen Türkçeyle  " Haydi şarki, haydi şarki," diyerek bizi marş söylemeye teşvik ederdi. Biz de o yıllarda en çok söylediğimiz köy enstitülerinin marşı durumuna gelen Ziraat Marşını, büyük bir zevkle ve coşkuyla söylerdik. Bütün köylüler bizi seyre çıkardı.

Artık Hasanoğlan köyü ile iyice bütünleşmiştik. Dini bayramlarda bizi beşer onar kişilik gruplar halinde, bayram yemeği için evlerine alıp götürüyorlardı. Onların bu sıcak yakınlığını hiçbir zaman unutmadık.

İnşaat alanında önce gerekli şantiye binalarını kurduk. Kireç kuyularını açtık, inşaat için gerekli suyu getirdik. Bu işler yukarıda dediğimiz gibi, gruplara ayrılarak birkaç koldan yürütülüyordu.  Kurduğumuz depo ve şantiye binalarının hepsi geçici ve ahşap yapılardı.

Hasanoğlan durağında yük ve yolcu indirme işi henüz yapılamadığı için, tuğla, demir, çimento ve kereste vagonları ancak Lalahan istasyonuna kadar gelebiliyordu. Bu yüzden burada indirilen malzemeleri, köye götürecek kağnı, araba ve kamyonlara yükleme işini bir veya iki haftalık süreyle gruplar halinde yapıyorduk. Bu gruplar özellikle küçük sınıflardan 20-25 kadar öğrenciden oluşurdu. Bu süre içinde, istasyon arkasındaki yamaçta, kerpiç duvarlı eski bir yapıda, yer yataklarında yatıp kalkardık. Yemeğimiz, kapalı bakır kovalarla Hasanoğlan köyünden gelirdi. İstasyonda iki çeşme olduğu için su sıkıntımız yoktu. Sabahtan akşama kadar tuğla, demir, çimento tozları içinde çalışırdık. Trenle gelip geçen yolcular bizi hep amele sanırlardı.

 İnanılmaz şekilde yapılan bu işlerden sonra, Bakanlıkça açılan yarışmada birinci gelen  Y.Mimar K.Ahmet Aru, Orhan Sefa ve Adnan Kuruyazıcı'nın ortak projelerine göre, 10 Temmuz 1941 günü Hasanoğlan Köy Enstitüsünün temelleri atılmış oldu. Ev sahibi yerine geçen biz Kepirtepe öğrencilerinin yanında da 1. grup olarak Kayseri-Pazarören, Samsun-Lâdik- Akpınar ve Kars-Cılavuz köy enstitüsünden gelen ekipler yerlerini aldı. Ekipler 20 öğrenci ve 10 eğitmen ve başlarında sorumlu bir öğretmenden oluşuyordu. İlk plânda ve 20-25 gün içinde dört atölye binası birden yapılmış oldu.

Bu gruplardan sonra II. grup olarak Kastamonu-Gölköy, Malatya-Akçadağ, Trabzon Beşikdüzü, Adana-Düziçi,  Eskişehir-Çifteler, Isparta-Gönen, Antalya-Aksu Köy Enstitülerinin çalışma ekipler geldi. Hasanoğlan köyünde şimdi öğrenci, öğretmen ve yöneticileriyle birlikte 500 kişilik bir öğrenci iş ordusu meydana gelmişti.

Bir süre sonra Hasanoğlan Köy Enstitüsünün ilk müdürü Ali Rıza Tümer'dir. Kendisine Kepirtepe'den gelen müdür yardımcımız Sıtkı Şenol, sanat başımız Mustafa Güneri ve Gölköy'den gelmiş olan Mehmet Tuğrul gibi deneyimli öğretmenler yardım ediyordu. Ali Rıza Tümer'den sonra, Hasanoğlan Köy Enstitüsünün asıl müdürlüğüne Mustafa Lütfü Engin atanmıştır.

Daha önce gelmiş ekiplerin yerini, en son ve III. Grup olarak İzmir-Kızılçullu, Balıkesir Savaştepe ve Adapazarı-Arifiye'den gelen ekipler aldı. Böylece Eylül 1941 ayına kadar, Hasanoğlan Köy Enstitüsünün iriliufaklı 20 binası bitirilmiş oldu. Bu binaların 6'sı Trakya'dan Hasanoğlan Köyüne gelen okulumuz, Kepirtepe Köy Enstitüsü öğrencileri tarafından yapılmıştır.

Ekipler arasında, iş yarışmasından başka hiçbir sorun çıkmamıştır. Her ekip kendine verilen işi, ya da binayı, diğerlerinden önce bitirmek için bazen geceleri, bezen de tatil günleri aldatmacalar yaparak gizlice çalışırlardı. Bu çalışmalardan çok zaman ekip başı öğretmen ve yöneticilerin bile haberi olmazdı. Herkes kendi enstitüsünün adını öne çıkarmak için ne gerekiyorsa onu yapıyordu. Halkımıza, ülkemize hizmet yolunda. Tanrım bu nasıl bir duygu, bu nasıl bir ülküydü. Talip Apaydın'ın dediği gibi "Bayramlarda çalışırdık bayramlar için" Ekip sayısı çok oldukça her alanda yarışma da olurdu.

Ekiplerin geldiği ve Hasanoğlan'dan gidecekleri günlerde ve gecelerde, onların onuruna eğlenceler düzenlerdik. Her ekip sırasıyla kendi akordeon, mandolin ve sazlarıyla, yöresinden getirdiği şarkıları, türküleri söyler, kendi yöresel oyunlarını oynardı. Bu zengin geceler bizi daha zengin kılardı...

Bu eğlence gecelerinin en büyüğü, ekiplerin en kalabalık olduğu ve Hasanoğlan köyünde 8-10 binanın bitirildiği günlerin bir yaz gecesinde yapılmıştı. O gece bütün öğretmenlerimizle birlikte bütün öğrenciler inşaat alanına inmiştik. Çatılara bayraklar çekilmiş, binaların saçakları da lüks lambaları ve fenerlerle süslenmişti. Bakanlıktan eğitmen kurslarının örgüt sorumlusu Ferit Oğuz Bayır da Ankara'dan gelmiş ve aramıza katılmıştı. Ferit Oğuz Bayır orta boylu, yuvarlak renkli yüzlü, kumral, tıknaz ve sağlam yapılı bir insandı. Akordeon, mandolin ve sazların eşliğinde büyük bir halka oluşturulmuş ve halkanın başında da Ferit Oğuz Bayır olmak üzere hep birlikte oynuyorduk.

         Oynayıp, oynayıp bir arada durarak, Ferit Oğuz Bayır "Yurt kuracağız, ocak tüttüreceğiz" diye haykırıyordu. Biz de ayni sözleri tekrarlıyorduk. "Yurt kuracağız, ocak tüttüreceğiz" diye haykırıyorduk. Sonra gene oynuyor, gene haykırıyorduk. Seslerimiz karanlığı yara, yara uzaklara gidiyordu. O gece, o sesler, o ışıklar yüreklerimizde yankılanıp durmaktadır.

Böylece ekipler karşılayıp, ekipler uğurlayarak Hasanoğlan Köyünde irili ufaklı birçok işler yaparak ve arkamızda eserler bırakarak dokuz ay sonra, yeni sevgilerle ve anılarla yengili bir ordu gibi tekrar Trakya'ya döndük. Ayni şekilde Kepirtepe'de yarım kalan enstitümüzün kuruluşunu tamamlamaya koyulduk. Yeni sular bulduk, okulumuzu bol suya ve elektriğe kavuşturduk. Yeni binalar yaptık, yeni yollar açtık. Binlerce fidan diktik. Biraz inatçı olan Kepir toprağını sevgiyle işleyerek, buğday, mısır, ayçiçeği tarlalarıyla yemyeşil ettik. Kepir toprağının işlendikçe nasıl bulgur, bulgur olduğunu, nasıl yürek, yürek yeşerdiğini anlatmak zordur.

Bu arada sevgili müdürümüz ve bazı öğretmenlerimiz değişmişti. Yeni Müdürümüz İhsan Kalabay, eşi sevgili öğretmenimiz Leman Kalabay'la birlikte gelmişlerdi. Eğitim başımız Kemal Üstün'dü. Öğretmenlerimiz, Mustafa Güneri, Hidayet Gülen, Zehra Üstün, Salih Ziya Büyükaksoy, Selçuk Korol, Turgut Çakıroğlu, Enver Kartekin, Sabahat Kartekin, Besim İyitanır, Hasene Ilgaz, Ahmet Kun, Cemile Kun, Naci Birkök, Talât Ayhan, Hikmet Göktan, Muhip Kocaçınar, Pesent Ilgaz, Sıtkı Şenol, Nazmi Aybar, Behire Bil, Namık Ergin, Halis bey, İrfan İnan, Berguzar Gönenç, Selâhattin Tolunay gibi çok iyi bir öğretmen kadromuz vardı.

Burada adını hatırlayamadığım, daha önce ve daha sonra gelmiş, gitmiş olanlarla birlikte hepsini saygılarla, sevgilerle anar, güzel anıları önünde saygıyla eğilirim.

Kepirtepe ve Hasanoğlan Köy Enstitüsünü birleştirerek vermeye çalıştığım bir destanın öyküsü budur işte. Aslında her köy enstitüsünün kuruluşu başlı başına bir destandır. Uğultusu kesilmeyen ağaçlar gibi, yüreklerimizde her zaman yankılanıp duracaktır

                                                                                                                                                                                                                                                                 TONGUÇLU YILLAR

 

Bu yazı 254 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» YADIRGADILAR BİZİ
» YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ MANDOLİN GRUBU VE KOROLARI
» 1.AYDINLANMA BULUŞMASI
» 21 KÖY ENSTİTÜSÜ 21 KÖY ENSTİTÜLÜ
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (21)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (20)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (19)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (17)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER-(16)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (15)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter