23 Eylül 2017 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 20°C
Parçalı Bulutlu
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
BEKLENMEDİK MİRAS
Yazı Tarihi: 12 Eylül 2017 Salı 07:15

            İspanya’dan iş aramak üzere İsveç’e giden Eduardo SIERRA adlı 54 yaşındaki bir otomobil tamircisi, başkent Stockholm yakınlarındaki bir köyden geçerken, dua etmek amacıyla bir kiliseye girdi. Boş kilisede katafalka konulmuş bir tabut gören Sierra, kimsesiz ölüme acıyarak ruhuna dua okudu. Kilise defterini imzalayarak oradan ayrılan Sierra, o sırada tabutta yatan kişinin kim olduğundan habersizdi.

            İsveç’te aradığı düzeyde iş bulamadan İspanya’ya dönen Sierra’ya kısa bir süre sonra, İsveç’ten bir mektup geldi. Mektupta dua ettiği kilisedeki tabutta yatan adamın avukatından geliyordu. Tabuttaki kişi, geride bir mirasçısı olmadan ölen zengin bir elmas komisyoncusu olan Jan Svensson, vasiyetinde ruhuna dua edecek ilk kişiye verilmek üzere yaklaşık 4 milyon dolar bırakmıştı.

(1996 tarihli gazetelerden)

 

BİR DARAĞACI MUCİZESİ

            1893 Ağustos’unda bir Mississippi Juri heyeti, yirmi yaşındaki çiftçi Purvis’i bir kavga sonunda komşusunu öldürmek suçuyla yargılandı. Genç çiftçi yargılanma boyunca masum olduğunu iddia etti; ama bunu ispat edecek bir delil bulamadı. Sonunda, Jüri asılarak idamına hükmetti.

            1894 yılı Şubat ayının yedinci günü, bu genci darağacına götürdüler. Darağacının etrafında bir sürü seyirci toplanmıştı. Bu seyirciler arasında hala onun suçsuzluğuna inananlar da vardı. Purvis’in başına siyah kukuletanın geçirilişini ve ilmiğin boynuna takılışını üzüntülü gözlerle seyrediyorlardı.

Nihayet darağacının altındaki kapak açıldı. Ve birdenbire seyirciler arasında bir bağrışma oldu. İlmik tutmamıştı. Purvis, hiçbir yeri zedelemeden yere düştü. Polis müdürü Purvis’in tekrar asılmasını emretti. Fakat halk, gözlerinin önünde bir mucizenin gerçekleştiğini ve bunun Purvis ‘in masumiyetinin delili olduğunu söyleyerek mahkemenin bu işe bir daha bakmasını rica ettiler.

            Mahkeme tekrar idam kararı verdi. İdam, 12 Aralık 1895 günü gerçekleşti. Fakat idam gününden bir hafta önce bir fedai hapishaneye girerek Purvis’i kaçırdı. Purvis bir sene kadar akrabalarının yanında saklandı. Yeni gelen vali onun cezasını müebbet hapse çevirdi. Bunun üzerine Purvis teslim oldu.

            1898 yılında ise, Mississippililerin ortak dilekçeleri üzerine Vali, Will Purvis’i affetti.  Will Purvis yeniden hürriyetine kavuştu. Fakat iki soru cevapsız kaldı. Eğer o masumsa, suçlu kim? Bunun cevabı, 1920 yılında çevrildi. Joe Beard adında biri ortaya çıkıp her şeyi itiraf etti. Fakat ikinci soruya cevap veren çıkmadı. Bu masum adamın kurtulmasına sebep olan ilmiği kim gevşetmişti?

 

DÜNYAYA BİR DAHA GELSEM...

  • ‘Ben işe gitmezsem dünya batar” diyerek hasta hasta işe gitmek yerine yatağıma girer ve iyileşinceye dek yataktan çıkmam.
  • Daha az konuşur, daha çok dinlerim.
  • Evimizdeki halı ve koltuk takımının eski olduklarına aldırmaz, arkadaşlarımı rahatlıkla evime davet ederdim.
  • Dedemin, gençlik dönemi anılarını dinlemeye daha çok zaman ayırırdım.
  • Daha sık ve daha çok “Seni Seviyorum” derim.
  • Yaşamın bir daha geri gelmeyeceğini bildiğim her dakikamı, gözlerimle görerek, kulaklarımla duyarak, ellerimle tutarak yaşarım.
  • Benden hoşlanmayanları aklıma getirip üzüleceğime, sevenlerimle ve sevdiklerimle dostluğun tadını çıkarırım.

 

TECRÜBENİN SÖYLEDİKLERİ

  • Kendi kendinize yıkıcı konuşmayın.
  • Olumlu cevaplar verin.
  • Bir adım çekilip gözlemleyin.
  • Arabanızı kenara çekin, yolculuğun zevkine varın.
  • Gözünüzün önünde olumlu sonuçlar canlandırın.
  • Yavaşlayın ve farkına varın.
  • Bir tasarruf hesabı açtırın.
  • Elinizden geleni yapın ve orada durun.
  • Bir komedi filmi izleyin.
  • Sağlığınıza dikkat edin.
  • Endişelerinizi içinize atmayın.

 

SİZLER BU YAZIYI OKURKEN...

            Sizler bu yazıyı okurken ben Allah kısmet ederse Fethiye’de olacağım. Pazar sabahı erkenden kalkıp eşim, oğlumla birlikte hareket ettik Fethiye’ye...

Sizlerden ayrılmak hele Lüleburgaz’dan, öyle zor, öyle sizleri özlemle yudumlamak çok zor geliyor bana. Belki okurlarımdan ayrılmak, yazamamak hem benim için zor olacak, hem de okurlarım için.

            Böyle bir tatile inanın ki çok ihtiyacım var. Her gün koca bir sahife yazmak; hem de her gün 6,5 saatte yazımı sonlandırmak. Mümkün mertebe güzel hikayeler, ilim, bilim adamlarının başından geçen olaylar, fıkraların en güzelini, en anlamlısını yazılarıma aktarırken önümde 25-30 kitaptan faydalanmak için icabında yüzlerce sahifeden anlamlı bir sözcük bulup dosya kağıdına aktarmak… Zor olsa gerek!

Şimdilik izninizi rica ediyorum.

Ve Lüleburgaz’la ilgili birkaç isteğime değiniyorum.

20 yıl oldu galiba yazarlığa başlayalı. O zaman başka bir gazetede yazıyordum. Haftada bir kere, daha sonra iki defa...

            Gazetemin kuruluş yıldönümü toplantısına katılmıştık. Aynı gazeteden Metin Dikener ile beraber yazıyorduk. Toplantıda sıra bana gelince ilk evvela Lüleburgaz’a bir Huzurevi gerektiğinden bahsetmiştim. Çok şükür AKP Milletvekilimiz Sayın Şenol Gürşan’ın katkısı ile yapıldı ve şu anda hizmet vermeye devam ediyor. Allah razı olsun.

Bir de Aşevimiz olsun. İnanın bunu çok istedim. Bakmayın sizler halkımızın mutlu göründüğüne. Hele şimdi kış da geliyor. Öyle aileler var ki bir tas çorbaya ihtiyacı var. Aşevi konusunda bazı girişimciler oldu ama bir türlü sonuca varamadık. İki türlü yemek yapılacaktı. Bir ana yemek, iki çorba! Yeter de artar bile.

Şuradan zenginlere sesleniyorum: “Eğer Kur’an-ı Kerim’i okuyorsanız, surelerde en çok fakirleri, yoksulları doyurunuz, yediriniz” der.

Siz 40-50 metrekarelik bir aşevi yapın; ondan sonrası kolay.

Bakın halkımız oraya nasıl yiyecek erzak taşıyacak.

Tabii Aşevi konusunda detayları da tespit etmek lazım...

 

BONZAİ BOLLUĞU

            Türkiye tüm gümrük kapılarını ardına kadar açmış. Dünyanın her ülkesinden insanlar VİZESİZ ülkemize giriyor. Soru yok, sual yok! Ortadoğu’dan, Orta Asya’dan, Afrika’dan, Güney Amerika’dan mesleği ne olursa olsun, binbir çeşit insan Türkiye’ye giriş yapıyor.

Televizyonlarda gördüğümüz ve bazı insanlarımızın gözleri ile şahit olduğu BONZAİ içen gençlerin hazin sonunun ne olduğunu izliyoruz.

Tabii ki yurdumuza sadece pasaportlarını gösterip ülkemize giren insanlardan bazıları yanlarında bu meret zehri getiriyorlar. Bu uyuşturucuyu kullanan çocukların anne-babaları feryat edip çocuklarının bile bile, göre göre ölüme gitmelerini üzülerek izliyorlar.

            O zaman bir önlem alma yöntemini kullanmamız gerekmez mi? Bu zehri kullananlar daha çok işsiz insanlarımız. Ailesiyle ilgili psikolojik-sosyolojik problemlerin olması. İnanın televizyonlarda böyle yerde uzanıp yatan, kalkmakta zorluk çeken, zor uyanan gençleri görünce içim sızlıyor.

Anneler-babalar çocuklarını çok iyi kontrol edebilmeli ve çocuklarında oluşacak değişikliklere dikkat etmelidir.

Bu yazı 118 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» HERKESİN NEFRET ETTİĞİ ÇOCUK (4)
» HERKESİN NEFRET ETTİĞİ ÇOCUK (3)
» HERKESİN NEFRET ETTİĞİ ÇOCUK (2)
» HERKESİN NEFRET ETTİĞİ ÇOCUK (1)
» SİHİRLİ KEMAN
» AMELİYAT
» İNCİLER GİBİ
» KAPANAN KAPI (2)
» KAPANAN KAPI (1)
» SESSİZ DENİZCİNİN ESRARI (2)
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter