21 Kasım 2017 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 7°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
SESSİZ DENİZCİNİN ESRARI (1)
Yazı Tarihi: 13 Eylül 2017 Çarşamba 07:19

          1928 yılında New Brunswick’teki St. John limanına doğru yol alan WETRIS

gemisinin birinci süvarisi, İskoçya’yı özgürlüğüne kavuşturan ulusal kahramanın soyundan gelen ve onunla aynı adı taşıyan Robert BRUCE idi.

Bir gün, BRUCE öğleye doğru güvertede kaptan ile birlikte güneşin durumunu inceliyordu. Biraz sonra ikisi de geminin hesaplarını çözmek için aşağıya indiler. Birinci süvari hesaplarla bir süre uğraştıktan sonra yerinden kalkarak kaptanın kamarasına gitti. Kapıyı araladıktan sonra:

“Af edersiniz efendim, ama ben hesapları çözemiyorum!”

Kaptanın masasında oturan adam başını kaldırınca, BRUCE yıldırım çarpmışa döndü. Koltukta oturan adam, kaptan olmak şöyle dursun, gemidekilerin hiçbirine benzemeyen bir yabancıydı. BRUCE yabancının sabit bakışları karşısında donakalmıştı. Neden sonra kaptanın kamarasından fırlayabilme gücünü kendinde bulabildi.

            Kaptan güvertedeydi. BRUCE onu görünce:

“Kaptanım güverteniz de bir yabancı var” diye haykırdı.

“Bir yabancı mı? Herhalde ikinci süvari veya kamarottur. Kamarama izinsiz olarak başka kim girebilir?”

BRUCE karşılık verdi:

“Hayır efendim, kamaranızda ömrümde hiç görmediğim bir adam var.”

Bunun üzerine kaptan:

“Bir daha git kamarama ve iyice bak” diye emretti.

BRUCE korkuyla titredi.

“Oraya tek başıma gitmemeyi tercih ederim efendim” dedi.

Biraz sonra kaptanla birlikte aşağıya inince kamarayı boş vaziyette buldular. Bütün gemi arandığı halde hiçbir yabancıya rastlanmadı. Bununla birlikte, BRUCE bir yabancı gördüğünde ısrar ediyordu.

“Yabancıyı masanızın üzerindeki yazı taşına bir şeyler yazarken gördüğüme yemin ederim” diyordu.

Kaptan: “O halde yazı hala orada olmalı” dedi.

Biraz sonra yazı taşı elindeydi. Gerçekten de yazı taşının üstünde bir şeyler yazıyordu.

Not: Tahmin edin bakalım, yazı taşında ne yazıyordu.

(Devamı Yarın)
Kaynak: Yaşanmış Öyküler   Yazar: Selim GÜNDÜZALP

 

 

NE YEMELİ

Meşhur ERDEŞİR, bir gün Arap hekimine sordu:

“Bir günde ne kadar yemek yemek lazımdır?”

Hekim şöyle cevap verdi:

“Yüz dirhem yeterli” dedi.

Erdeşir merakla yine sordu:

“Bu kadarı insana ne kuvvet verebilir ki?”

Hekim:

“Bu kadarı seni sırtında taşır, bundan sonrasını ise sen taşırsın” diye cevap verdi.

 

GÜNÜN SÖZÜ: “Birçok yetenek, sadece azıcık bir cesaret eksikliği yüzünden heba olup gitmektedir. Geçen her gün, çekingenlikleri yüzünden ilk adımı atamayan silik insanları mezarına yollamaktadır.”

GÜNÜN İNCİSİ: Bir kişi eğer yapacağı bir şeye kısıtlama koyuyorsa, bu kişi yapabileceklerine de sınır koymuş demektir.

LAFA BAK: Biz yarı uyanık sayılabiliriz. Çünkü fikri ve fiziki kaynaklarımızın ancak pek az kısmını kullanmaktayız. Bu yüzden her fert sınırlı bir hayat yaşamaktadır. Çünkü kullanamadığımız birçok güce sahip bulunuyoruz.

DİLİMİN UCU: Açılmamış kanatların uzunluğu bilinmez.

 

 

DİKTİĞİM ELBİSEDE KUSUR BULUNMAZDI

            Bir zamanlar terzi olarak hayatını kazanan 17. Amerikan Başkanı Andrew JOHNSON (1808-1875), bir toplantıda muhalif kadın bu konuyla ilgili alay etmesi üzerine şu karşılığı verdi:

“Aranızda bir centilmen (!) benim bir zamanlar terzi olduğumu söyledi.

Bu beni üzmez. Çünkü terzilik ile hayatımı kazanırken, benim iyi bir terzi olarak şöhretim vardı. Diktiğim elbiselerde kusur bulunmazdı. Müşterilerimin elbiselerini belirlenen günde diker, verir ve daima temiz iş yapardım.

 

MÜZEMİZ BİLE YOK!

            Kaç yıl uğraştık Lüleburgaz’a bir müze kurulsun diye...

Belki 10 yıl, belki de 15-20 yıl...

Kimse tınlamadı; ilgilenmediler bile. Araştırıcı ve uğurda kitaplar yazmış Sayın Bahri Berberoğlu ile Perşembe günü Zübeyde Hanım Parkında Lüleburgaz’da müze olmadığını konuştuk.

Bahri Berberoğlu Lüleburgaz’da müzenin olması için Edirne-Tekirdağ ve İstanbul Arkeolojik Müze Müdürlüğü’ne müracaat ettiğimizde Lüleburgaz’a ait tarihi hazinelerin istenebileceğini ve bunun sonunda tarihi zaman içinde Lüleburgaz’a ait tarihi eserlerin iade edilebileceğini iletti.

Zaten o kadar çok eser var ki koyacakları yer bile bilemiyorlar.
Bilhassa Edirne ve İstanbul Arkeoloji Müze Müdürlüklerine müracaat edilmesi halinde Lüleburgaz’ın da kendine ait bir müzesi olacağını bildirdi.

Tamam da kim uğraşacak bu işle? Bu mesele ile uğraşacak kimse “aman bana dokunmayın, bu iş beni ilgilendirmez” diyenler çıkacak ve Lüleburgaz’ın müze işi savsaklanacak. Trakya’da MÜZESİ olmayan tek yerleşim yeri Lüleburgaz galiba!

 

KOSKOCA ÇARŞIDA BİR PARKIMIZ VAR!

            Şöyle Lüleburgaz’ın en işlek yerlerine bir bakın; oturulacak, dinlenilecek ve çay içilecek bir parkı bir parkı görünüyor. O da “Zübeyde Hanım Parkı”

Hele şu sıcak havalarda parkta masalarda boş yer yok gibi. İnsanlar yığılmış masaların etrafına.

Parklarımız var ama çarşıya çok uzakta. Oralara gitmek istemiyor herhalde vatandaşlarımız.

Zaten Zübeyde Hanım Parkı, Emekliler Parkı olmuş. Gençler pek rağbet etmiyorlar. Oysa Lüleburgaz’ın çarşıya yakın bir-iki parkı daha olmalı. Bir park yetmiyor insanlarımıza.

Mesela AVM yapılmadan evvel arsayı pekala Belediye satın alabilirdi ve ikinci bir parkımız daha olurdu.

 

NİHAYET O SESİ DUYDUK

            Alpullu’nun simgesi haline gelen, Alpullu ile bütünleşen, ATATÜRK’ün kurduğu ilk şeker fabrikası bugün çalışmaya başladı. Hayırlısı olsun. Temennimiz eski kapasitesine ulaşması.

            Evet sevgili okurlarım; müjde ki ne müjde! Uzun yıllardan beri çiftçimizin pancar ekmemesi dolayısıyla kapanan Alpullu Şeker Fabrikasında bacalar duman tütmeye başladı. Başta sayın eski Fabrika Müdürümüzün çabaları sonucunda fabrikanın çalışması gerekli olan pancar çiftçimiz tarafından ekilmiş ve fabrikanın çalışması için gerekli pancar tonajına ulaşılmış.

            Ben farikanın çalışması için varını yoğunu ortaya koyan kimler varsa hepsini candan kutluyorum. Alpullu bundan sonra yine eski canlılığına kavuşacak ve bir kısım işsizlere yeni kapılar açılacak.  Yakında şekerin en kralı piyasaya çıkacak. İnşallah pancar üreten çiftçimizi gücendirmezsiniz.

Bu yazı 223 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter