24 Ekim 2017 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 16°C
Çok Bulutlu
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
SİHİRLİ KEMAN
Yazı Tarihi: 20 Eylül 2017 Çarşamba 07:35

Soğuk bir gündü, Thames Nehri kıyısında ihtiyar, beli bükük, kör bir adam soğuktan morarmış parmaklarıyla keman çalıyordu. Biraz öteden geçen, düzgün giyimli iki adam ihtiyarı incelemeye koyuldular.

Adamlardan zayıfı, ihtiyarın paltosuna dokunarak:
‘Kötü bir gün’ dedi. ‘Kimse para vermeye yanaşmıyor değil mi?’

İhtiyar;

‘Kötü bir gün sayılmaz evlat. Fakat soğuktan kimse penceresini açmayı akıl etmiyor’ diye cevap verdi.

Adam heyecanlı bir sesle:

‘Pencereler açılıncaya kadar çalmaya devam et’ dedi.

İhtiyar garip bir tevekkül içinde ellerini yukarı kaldırdı ve;

‘İmkan olsa Tanrı’ya duyurmak isterdim’ dedi.

Zayıf adam birden kemanı aldı ve:
‘Ben çalsam ne dersin?’ dedi. ‘Belki de pencerelerini açtırabilirim’

Sonra eldivenlerini çıkardı ve sokağa dönerek çalmaya başladı.

Yolcunun elinde bu alelade keman birden yepyeni bir ruha bürünmüştü. Dilsiz, cansız notalar dile gelmiş, sokağı lirik nağmeler doldurmuştu.

O sırada bir pencere açıldı ve yukarıdan atılan bir paranın tıkırtısı duyuldu. Arkadan bir daha… Bir daha… Şahane müzik perde perde yayıldıkça, sokak boyunca sıralanan evlerin pencereleri bir bir açılıyor ve paralar ard arda yağıyordu.

Zayıf adam kemanı elinden bıraktı ve:

‘Bereketli bir gün’ dedi.

Sonra ihtiyara dönerek ilave etti:

‘Artık eve gidebilirsin. Ne istersen al. İstediğin gibi ye, iç’

Şaşkın bir halde kalan ihtiyar, ayrılmak üzere olan adamların arkasından sordu:

‘İsminiz bayım, isminiz?’

Öteki cevap verdi:
‘Paganini’!

İhtiyar kör adamın karşısına çıkıp yardımına koşan adam Paganini’ydi ve dünyanın en önemli keman virtüözleri arasındaydı…

 

ÖĞRENDİM Kİ HER ZAMAN UMUT ETMELİ

Umutsuz olmak, sanki diyette olmak gibi. Evet, bir hayat yaşıyorsun ama tadına varamıyorsun doyasıya. Ve hep bir şeyler, bazı duygular aç kalıyor maalesef ruhunda.

Ama öğrendim ki umut olmadan hiçbir şey olmuyor ve umut seni bir şekilde hayata bağlıyor seni güçlü kılıyor.

Hayaller gerçekleşmeyebilir ama yaşamak için neden oluyor sana. Ve varlığın, kurduğun hayallerle daha bir güzelleşiyor, unutma.

Tabii ki hayat da…

 

RİCHARD BACH

Richard Bach’ın ‘Martı’ adlı kitabı tam 18 yayınevi tarafından reddedildikten sonra 1970 yılında basıldığında büyük ilgi gördü ve bugüne kadar milyonlarca kişi tarafından beğeniyle okundu.

GÜNÜN İYİLİK COŞKUSU

*İnsanoğlu verdikçe zenginleşir. Vermeyi bilen her zaman karşılığını alır.

*İçtenlikle verdiğiniz zaman verdiğinizden daha çoğunu alırsınız.

*Verdiğini anımsamayan ve aldığını unutmayanlar kutsal inanlardır.

*Kendine sakladıklarını zamanla yitirirsin. Oysa verdikleri her zaman senindir.

*Aldığınızla hayatınızı kazanırsınız. Verdiğinizle hayatınızı kurarsınız.

*İyiliği yapan bilmemeli, gören anlamalı.

ZAMANI GELMEDEN İŞE BAŞLAMANIN MALİYETİ

2. Dünya Savaşı döneminde (1940-1945) İngiltere Başbakanı olan Sir Winston Leonard Churchill, çabuk başarı elde etme hırsının başarının önündeki en büyük engel olduğunu şöyle ifade eder;

‘Gelecek sene yapılması gereken işi bugün yapmaya kalkışırsanız zorlanırsınız. Normalin iki kat üstünde enerji harcar ve masraf edersiniz. Maalesef hedeflenen başarının da en fazla yarısını elde edebilirsiniz. İyisi mi siz uygun zamanı ve şartları büyük bir sabırla bekleyin. Kendinizi hazır hissettiğiniz an faaliyete geçin. Göreceksiniz, başarı kendiliğinden gelip sizi bulacaktır’

 

VAK VAK!

Çin’de görev yapmakta olan Amerikalı bir subay, bir gün Pekin’de bir lokantaya girdi. Garsonlardan biri koşarak yanına geldi ve mönüyü uzattı.

Subay eline tutuşturulan bu Çince mönüden hiçbir şey anlamadı. Parmağını listedeki yazılardan herhangi birinin üzerine rastgele koyarak garsona gösterdi. Kendisini selamlayan garson mönüyü alıp koltuğunun altına sıkıştırdı ve hızlı adımlarla mutfak kapısına doğru uzaklaştı.

Subay ne geleceğini merakla bekliyordu.

Bir süre sonra garson bir tabak meyve getirdi. Amerikalı subay garsona meyveyi kenara koymasını işaret ederek, parmağıyla listeden bir yemek daha gösterdi.

Bu sefer de bir pasta geldi.

Subayın karnı çok acıkmıştı. Parmak usulü ile güzel bir yemek seçemeyeceğini anlayınca etrafındaki masalara bakmaya başladı.

Karşı masada bir grup Çinli bir et yemeği yiyorlardı.

Subay garsona onların yediği yemekten getirmesini istedi. Az sonra yemek geldi. Büyük bir iştahla eti yemeğe başlayan Amerikalı, yediği yemeğin yarısına kadar gelmişti ki böyle tuhaf bir eti şimdiye kadar hiç yemediğini fark etti. Bu acaba bir ördek eti miydi?

Evet evet! Burası Pekin olduğuna göre büyük ihtimalle ördek etiydi.

Garsonu çağırdı, eti gösterdi ve kollarını kanat gibi yaparak ‘Va vak vak vak’ dedi.

Çinli garson ‘Hayır’ anlamında başını sallayarak cevap verdi;

‘Hav hav, hav hav’!

 

ALLAH ÖYLE GÜZEL BİR ÜLKE VERMİŞ Kİ!

Öğretmen olduğum ilk yıllarda hep denizi olmayan yerlerde öğretmenlik yaptım.

Keza Lüleburgazspor’da futbol oynamaya başladığım 1969-1976 yıllarında ise hep İzmir tarafları,  Adana, Gaziantep, Maraş, Sivas, Kastamonu, Zonguldak ve İstanbul çevresinde bulunan takımlarla maç yaptığımız için Akdeniz bölgesi ve Karadeniz bölgesindeki takımlarla maç fikstürü icabı bir türlü karşılaşamadık.

Zaten futbol oynadığım yıllarda turizm daha yeni yeni kendini göstermeye başlamıştı. Aradan bu kadar zaman geçtikten sonra her bölgenin çehresi muazzam bir değişikliğe uğramış.

Huzurlarınızda oğluma teşekkür ediyorum. Perşembe günü Göcek’e gitmiştik. Oraları size yazılarımda aktardım. Cuma günü ise Fethiye’den Antalya istikametine gittik. Aman Allah’ım o yolların güzelliğini sizlere kelimelerle anlatamam.

Fethiye’de ilk uğrak yerimiz Kısık ilçesi oldu. Oradan tarihi bir kent olan Xanthos antik kentine uğradık. Likyalılar ilk evvela burada devlet kurmuşlar.

Yola devamla Kalkan, Kaputaş Plajı ve dönüşte Patara’ya uğradık. İmrendim kendi ülkeme. Buraları inanın cennet gibi yerlermiş. (Bu yazımı buralara gelemeyenlere yazıyorum)

Ne yapın edin buraları mutlaka görün.

Hepinize kucak dolusu selamlar…

Fakat beni bir şey çok üzdü! Turist yok!

 

Bu yazı 218 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter