24 Ekim 2017 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 16°C
Çok Bulutlu
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
HERKESİN NEFRET ETTİĞİ ÇOCUK (3)
Yazı Tarihi: 23 Eylül 2017 Cumartesi 07:40

 Ertesi sabah saat 10:00’da Eddie, Flannagan Baba’nın çalışma odasına girdi. Lakayt bir tavırla elindeki kağıdı rahibin masasının üzerine fırlattı. Kağıda öğretmenler tarafından şunlar yazılmıştı:

“Sevgili Flannagan Baba! Sizin, dünyada kötü bir çocuk olmadığını ileri sürdüğünüzü duydum. O halde kuzum söyleyin. Eddie nedir?

Çok geçmeden Flannagan Baba, Eddie’nin sınıftaki marifetlerini öğrendi. Bir saat kadar sakin oturduktan sonra, Eddie ağza alınmayacak küfürler savurarak sınıfta bir aşağı bir yukarı dolaşmaya başlamıştı. Sonra arkadaşlarının kalemlerini, defterlerini yerlere fırlatmış, sonra da sıra, mürekkep hokkasına gelmişti.

Flannagan baba, Eddie’yi sınıftaki yerine oturttuktan sonra:

“Kabahat benim” dedi. Ona mürekkep hokkalarını havaya fırlatmanın yasak olduğunu söylememiştim. O, iyi bir çocuktu. Bizim kurallarımıza uymayı elbette öğrenecektir.”

Eddie, öğretmenler ve çocuklarla dost olmaya hiç yanaşmadı. Fakat en çok hakaret ettiği Flannagan Baba idi. Boys Town’dan kaçmak için fırsat kolluyordu. Çocuk oyuncağı dediği spor hareketlerine katılmıyordu. Kilise korosunda şarkı söylemek, çiftlikte çalışmak onu yoruyordu. Boys Town’da geçirdiği ilk altı ay zarfında ne güldüğü ne de bir tek gözyaşı döktüğü görüldü. Flannagan Baba ara sıra öğretmenlere, onun bir şeyler öğrenip öğrenmediğini soruyordu. Bunun üzerine onlar başlarını sallayarak:

“Galiba bize belli ettiğinden, daha fazla öğreniyor, diyorlardı. Her şeye rağmen rahibinin ümidi kırılmıyordu. Vaktiyle babasını öldüren bir çocuğu da yola getirmişti. Çocuğun, annesini sevdiği için bu şekilde hareket ettiğini öğrenmesi, işi kolaylaştırmıştı. Her halde Eddie’nin böyle hassas bir tarafı olmalıydı.

Neticede Flannagan Baba, Boys Town’un kurallarını bir tarafa bırakarak, Eddie’yi fazla sevgi ile şımartmaya karar verdi. Onu defalarca sinemalara, pastanelere ve hayvanat bahçesine götürdü.

Fakat Eddie, eğlenip eğlenmediğini bile belli etmiyordu.

(Devamı Yarın) Kaynak: Yaşanmış Öyküler.    Yazar: Selim Gündüzalp.

 

SEVGİLİ PAPAĞANIM

            Yanmakta olan apartman sakinleri, en kıymetli eşyalarını kaparak sokağa fırlamışlardı. Bir aralık apartman sakinlerinden bir kadın, üst katın kiracısının elinde üstü örtülü bir kafes gördü. Merakla:

“Hayrola. Bu da ne?” diye sordu.

“Sevgili Papağanım” cevabını aldı.

Bu sözler üzerinde kadın az daha düşüp bayılıyordu. Kendini biraz toplayınca, komşusuna şöyle dedi:

“Ben... Ben... Ben bir papağan sesi işittiğimi zannettiğim için bir yıldır psikiyatri tedavisi görüyordum.”

 

BAHÇEYE DİKİLEN FİDAN

Daha evliliklerinin ilk yıllarıydı. Evde kavga hiç eksik olmuyordu. Birbirlerini severek evlenen çift, yolun başında bu işin daha fazla gitmeyeceğini düşünmeye başlamışlardı. Fazla yıpranmadan buna bir çare bulmaları gerekiyordu.

Bir akşam oturup ilişkilerini yeniden gözden geçirirlerken adam eşine:

“Aklıma bir fikir geldi” dedi.

Bahçeye bir fidan dikelim ve bu fidan üç ay içinde kurursa boşanalım. Yok eğer kurumazsa bu konuyu sonsuza dek kapatalım.” Bu ilginç fikir karısının da hoşuna gitti. Ertesi gün bahçeye bir meyve fidanı diktiler. Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karşılaştılar. Her ikisinin de elinde içi su dolu bir kova vardı.

 

SELANİK

            Milli Mücadele yeni bitmiş, ordularımız Meriç sınırına dayanmıştı. Çankaya’da oturuyorduk. Atatürk’ün Selanik’ten çocukluk arkadaşı Nuri CONKER dedi ki:

“Paşam ne duruyorsunuz? Her şey elinizde. Selanik’teki eviniz boş duruyor. Bu sözünüzle orada oturabilirsiniz. Size kim engel olabilir?”

Atatürk, hepimizin yüzüne baktı ve şunları söyledi:

“Böyle bir hareket, bütün Avrupa’yı karşımızda birleşmeye yöneltir. Büyük bir mücadele, iyi bir biçimde bitti. Tehlikeli bir serüvene atılmam.

(Hamdullah Suphi TANRIÖVER Cumhuriyet Gazetesi 16.11.1941)

 

G-8 ÜLKELERİNE ÇAĞRI

Çok yazıldı, çok söylendi. Dünya topyekun bir çöküşe gidiyor. Üzerinde yaşadığımız dünya artık bizi taşıyamıyor. O kadar çok tahrip ettik zarar verdik ki. Bu yok oluşa tüm dünya ülkeleri el verdiler. Hele ekonomide teknolojide en ileri olan G-8 ülkeleri ki bunların içinde Amerika, Japonya, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Kanada ve Rusya var… Hemen hemen her yıl bir ülkede toplanıyorlar ve yeni kararlar alıyorlar.

Ve G-8 ülkelerine anlamlı bir mesaj iletiyor 14 Greenpeace (Yeşil Barış) dağcısı. Yazılı bir pankart asmışlardı Ağrı Dağı’nın zirvesine. “G-8: Burası geri dönüşsüz nokta. İklimi kurtarın lütfen, şimdi!”

Greenpeace dağcılarından Beate Steffans’i duymayan, duymamakta ısrar eden kulaklara Ağrı Dağı’ndan seslenerek şunu söylediğini hatırlayın lütfen:

“Eğer bu liderler şimdi harekete geçmezlerse çok yakında iklim değişikliğinin kontrolden çıkacağını bir noktaya ulaşacağız. İnsana zararlı gazların en büyük sorumlusu G-8 ülkeleridir. Ve onlara sesleniyoruz. Milyarlarca insanın hayatını ve yaşam alanlarını yok edecek seller, kuraklık ve doğal felaketleri önlemek için hala vakit var. Ama çok değil, az var.

G-8 ülkeleri toplantılarında almış olduğu kararlarla Sarin gazının etkilerini yıllar içinde bitirme veya azaltma konularında alınmış kararlar olmasına rağmen, her yıl sarin gazının insanın yaşam alanlarına daha fazla salınacağına tüm diğer ülkeler inanmıyorlar.

Hadi bakalım, dünya ekonomisine yön verenler ve paraya doymayan G-8 ülkeleri, kendinizle birlikte diğer insanları da yok etmeyi başarabilecek misiniz.

10-15 günden beri turizm merkezi olan Fethiye’deyim. Yalnız burasını değil, buralarda turizm için yok olmuş ormanlar, fabrika ve yazlık ev yapmak için kesilmiş binlerce ağaçtan oluşan kesim ile yazlıkların yapılmasını ibretle izledim. Ormanların yok olmasına seyirci kalınıyor. Aşırı su harcayarak yapılan Golf Sahaları… Ve en verimli topraklardaki Taş Ocakları bizlere vah! vah! dedirtiyor. Yazık! Çok yazık!

YÜKSEL GÜDÜCÜOĞLU İYİ SEÇİM…

Lüleburgazspor’da hemen hemen tüm teknik direktörler görev yaptılar. Neler yaptıklarını da hep beraber gördük.

Yüksel Güdücüoğlu gelmiş Lüleburgazspor’a teknik direktör olarak… 20-22 yıldır genç takımları çalıştırdı. Ama hiçbir defa A takımın başına gelmedi… Geldi de hemen bir gecede indirdiler görevinden…

Ama bu yıl onun geldiğini görünce, duyunca sevindim. Artık bundan sonra kendini ispatlaman için Lüleburgazspor’un başına geçmiş olman gerekiyordu. Ve gereği yapıldı da.

Sezon sonunda en çok ne olur? Lüleburgazspor küme düşer. Nereye Kırklareli Süper Amatör’e! Zaten 5-6 yıldan beri yapılan bundan başka bir şey değil ki!

Onun için Yüksel’ciğim, kimseyi dinleme. Kafandakini futbolcularına anlat ve uygulat…

Bu işi becerirsen “Ulu Önder” olursun.

Sana başarılar diliyorum, ve sana inanıyorum…

Bu yazı 199 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter