22 Ekim 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 20°C
Açık
YAZAR DETAYI
Nedim MENEKŞE
KÖY ENSTİTÜLÜLER-(16)
Yazı Tarihi: 27 Eylül 2017 Çarşamba 08:27

FEHMİ POYRAZOĞLU

(Antalya Aksu Köy Enstitüsü-İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü

Sağlık Kolu)

Muğla-İli Kıran köyünde 1927 yılında doğdu. Antalya-Aksu Köy Enstitüsünde ilk üç yılı okuduktan sonra Sağlık koluna ayrılarak Kızılçullu Köy Enstitüsü Sağlık kolunu bitirdi. Kendi deyimiyle "Uzun yıllar köylerde öğretmen ve eğitmen arkadaşlarla birlikte Tonguç babanın yolunda canlandırılacak köyler ülküsüne emek verdi.

Her yıl Aydın'da, Antalya'da 17 Nisanlarda düzenlene toplantılara konuşmacı olarak katılıyor. İzmir, Aydın, Muğla ve Antalya'da yerel gazetelere ayni doğrultuda ve güncel ülke ve yerel sorunların çözüm yolları hakkında görüş ve düşüncelerini yazıyor, yazmaya devam ediyor. Basılmış bir eseri, önümüzdeki günlerde basılmak üzere matbaada bulunan bir araştırması var. Tüs-Der ve Disk'e bağlı Has İş Sendikasında merkez ve bölge yöneticiliği yaptı. Tüs-Der'in kurucularından. Emekli olunca Aydın'da CHP'de politika yaptı. Aydın CHP merkez ilçe başkanlığı, İl Genel Meclisi üyeliklerinde bulundu."Aydın sorumluluğu"nun gereğini yerine getirmeye devam ediyor.

Derleyenin notu: H.Fehmi Poyrazoğlu'nun aşağıdaki anısını okuyanlar, Köy Enstitülerinin kimler tarafından ve niçin kapatıldığını çok daha iyi anlayacaklardır.

 

 

TÜTÜN MESELESİ

Bölgemde sağlık memuru olarak göreve başladığım günlerde, köylerimiz ve köylülerimiz için olayları başka gözle görüyor, başka güzellikler düşlüyordum. Ben onlardan farklıydım bu farkım bilinmeliydi. Bir yerlerden başlamalıydım. Sorunlar çok ve çapraşık görünseler de mutlaka bir çözüm yolu bulunurdu. Sorunların çözümünü ve başarının sırrının öncelikle ve kısa vadede başarılabilecek konuyu öncelik sırasına koymaktadır. Önceliği olan sorun kısa vadede çözüme ulaşırsa ve yeni durumun yararları hemen görülürse, köylünün bize inanması, güvenmesi sağlanmış olurdu. Köy Enstitülerinde öğrendiklerimizin özü böyleydi.

İlk uygulamayı babamda denedim. Babam bana inanırsa, diğer hemşehrilerim de bana inanırdı. Babam o yıl ürünün satıldığını, ağamıza 5 lira borçlu kaldığımızı, Ağamızın bu yeni borcu yeni yılda açacağı sayfasına yazacağını, ağa kapısının açık olduğunu, başkaca sıkıntımız olmadığını, gereksinme duyduğu anda ağanın imdadına yetişeceğini sandı, içten bir duygu ve ayni zamanda saygı ile anlattı.

Oturup hesap ettik. Tütünün balyalandığında kaç kilo olduğu hakkında bilgisi var idi. Ağanın mağazasından aldıklarını, piyasa değerinin üstünde bir hesapla topladım Tütün satış fiyatları genelde bilinir ve en çok konuşulan bir konudur. O nedenle herkesin tütün fiyatları hakkında bilgisi vardır. Ağa para olarak bir şeyler vermez. Daima mağazasında olan malları vardır. Mağazasında olan mallardan verir. Ağanın mağazasında (buna depo demek daha doğrudur) o yöre halkının gereksinim duyacağı hemen her şey vardır. Esasen gereksinme duyulan mallar da sınırlıdır. Ayakkabı, şapka, bez cinsleri (buna yırtım denilir) tuz sabun yağ vb. ürünler. Yaptığımız hesap sonucu, ağadan 125 lira alacaklı olduğumuz meydana çıktı. Önce babamın aklı buna pek ermedi. Ona göre Ağa hile yapmaz, Allah'tan korkar. Hemi de ağa hocadır. Cuma namazını kıldırır ve hutbe okur. (Pek tabii olarak ta halkın beynini yıkar ve düzenine sadık kalınmasını sağlar) "Böyle bir kimse benim hakkımı yemez" diye diretti. Sonunda ben ona dedim ki

- Baba senin oğlunum, okumuş yazmış bir kimseyim. Devlet ve sen beni niçin okuttunuz. Hesabımızı kitabımızı bilelim, yolumuzu, yöremizi daha iyi görelim diye okuttunuz. Bu böyle ise benim çizdiğim, gösterdiğim yoldan gidelim, göreceksiniz ilerimiz daha iyi olacak.

Bu söyleşiden sonra onu, ağadan ayrılıp kooperatife üye olmaya inandırdım.

İlk maaşımı alır almaz ona verdim, gidip bucak merkezimiz olan Yerkesim Tarım Kredi Kooperatifi'ne üye oldu. Babama 500 TL kredi çıkarıldı. 250 TL hemen, kalanı ekimde, kırımda ödenecekti. Babam aldığı parayı düğüm, düğüm üstüne atarak anneme vermiş. Ona "Sandığın dibine sakla ve kimse almasın oracıkta tütün satımına kadar dursun" demiş. Bundan amaç ürettiği tütünü satamazsa, ya da tütünün değeri alınan krediden az olursa parayı geri verecek ve mallarına haciz gelmeyecek.

Bizim insanlarımız var olanla yetinirler ve erişemediklerini, kendilerine acındırmak suretiyle başkalarından istemez, ya da yasa dışı yollarla o malı elde etmek gibi bir özellikleri yoktur. "Her zaman sıkılıyoruz, Biraz daha dişimi sıkar ve tütün satımına ulaşırım" diyerek fedakârlıkta bulunurlar. Tütün kendi hesabımıza olduğu için satış belgesini babam ilk kez imzaladı. O yıl ve ekseriya her yıl tütünler tekel idaresine satılır. Yöremizin kıraç olması tütün kalitesinin yüksek olmasını sağlar. Tekelde pazarlık yoktur. Devlet tütüne ne değer biçmişse, parasını ona göre ve zamanında öder. Tüccar ise adeta pazarlık eder, teslimde kilo düşer, "su çürüğü" der kilo azaltır, parasını geç öder.

Babam tekel idaresinden aldığı çeki Ziraat Bankasına götürür. Veznedar sayarak bir tomar parayı eline verir. Hayatında ilk kez tütün parasını eline almaktadır. Paralar eline sıcacık gelir. "Bu para çok bir kere daha sayar mısınız, yanlışlık olmasın" deyince; memur bir kez daha sayar ve "amca al senin alın terin bu, güle, güle çoluk, çocuğunla harca" deyince, babam tekrar söz alarak, benim kooperatife 250 lira borcum var, onu da içinden kesebilir misiniz" diye sorunca, memur: "amca kooperatif borcun kesildi, burada 400 lira var tamamı senin" diye olayı pekiştirir. O andaki babamın duygularını anlatışına hepimizin ortak olabilmesi için aynen kendi deyimiyle yazıyorum." O anda içinde bulunduğum binanın çatısı havaya uzdu. Yılduzlar, gökyüzü, güneş hapsi üstüme yağdı. Öyle sandım. Demek ki yıllar yılı başkalarına kölelik etmişiz. Ekmeğin yanında, zeytin silkme diye bir söz vardır, bu sözün anlattığı gibi, biz hep ekmeğimizin yanında ağamıza hizmet etmişiz. Ağamız bizleri bedava bedel gibi kullandığı halde bir lokma ekmek bile vermemişlerdi. Eğer oğlumu dinlemeyip ağada kalsa idim gene 5 lira borçlu kalacaktım" diyerek söze başlarken; köylülere döner "hiç vakit geçirmeden, kooperatife gidin kendinizin yetiştirdiği emeğinize kendiniz sahip çıkın. Kanımızı daha fazla emdirmeyelim, bu sözler ağayı kızdırırmış, kızdırsın onlardan korkmuyorum, korkmayalım" diyerek köylülerine, hemşehrilerine öncülük etti, yol gösterdi. Köyümüz ve çevre köylerinde iki yıl içinde kooperatif üyesi olmayan tek kişi kalmadı. Ağaların "nankörler" diyerek köylüleri aşağıladığını duyduk Onlarla kimse konuşmuyordu.

Anlattığım olay asla bir senaryo, düzmece bir öykü değildir. Yeri, yılı ve olayı yaşayanlar bellidir. 1945 yılkından itibaren andığımız olaylar Anadolu'nun binlerce köyünde yaşanmaya başlandı.

Köy enstitülerini kuranlar başta İsmail Hakkı Tonguç ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel gece gündüz durmadan Anadolu'yu tarıyorlar, aydınlık, sömürüsüz, özgür insanların yaşayacağı Türkiye'yi kurabilmek için didiniyorlardı. Köye gönderilen öğretmeni yerinde izlemek, başarıları başarı katma her yerde var olan ağa-mütegallibe düzenini yıkarak, karanlığın aydınlığa dönüşünü hızlandırmak istiyorlardı. Ağa- mütegallibe ittifakı boş durmuyordu. Ellerini çabuk tutmazlarsa, ellerindeki bedelsiz insan gücü uçup gidecekti. Öncelikle köy enstitüsü mezunlarına yüklendiler. Onları dinsiz, Allah tanımaz, zındık ve Bolşevik olduklarını fısıltı gazetesi ile yaydılar. Sonraları Bolşevik kelimesi yerine ne menem şey olduğunu bilmedikleri komünist sözcüğünü kullanmaya başladılar. Kömünist sözcüğü her türlü kötü sıfatı taşıyordu. 1945 yılında çok partili sisteme geçiş halkçı söylemleri de beraberinde getirdi. Kısa zamanda yeni kurulan partinin ağaların uzantısı olduğu anlaşıldı. Yılların birikimi, aydınlık Türkiye ideali oy uğruna harcandı. Bir yazarımız; "Önce ekmekler bozuldu" diyor Bu adı taşıyan öykü kitabının yazarı Oktay Akbal. Bunlar da önce müfredatı bozdular köy enstitüleri öğrenim süresi altı yıla çıkarılarak klâsik liselere dönüştürüldü. Sonra da ismini değiştirdiler.

   Böylelikle Türk köylüsünün yolunu kestiler ve eski karanlığa dönüşü denediler. Olmadı, olamazdı, tohum toprağa düşmüştü. Toprağa düşen her tohum vakti gelince çıkar. Çıkıyor ama çevresine bin bir çeşit yabanıl otlar sarmış. Yabanıl otlarla mücadele boğuşa, boğuşa sürecek

Bu yazı 289 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» 21 KÖY ENSTİTÜSÜ 21 KÖY ENSTİTÜLÜ
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (21)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (20)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (19)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (17)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER-(16)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (15)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER  (14)                   
»    KÖY ENSTİTÜLÜLER     (13)
» KÖY ENSTİTÜLÜLER (11)      
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter