22 Ekim 2017 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 20°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
CANI SIKILAN ADAM
Yazı Tarihi: 02 Ekim 2017 Pazartesi 07:38

Uzun zaman önceydi. Büyük filozof Sokrates’in yanına can sıkıntısından şikayet eden bir adam geldi.

Adamın son zamanlarda fena halde canı sıkılıyordu. Yaptığı hiçbir işten keyif almıyor, aslında hiçbir iş de yapmak istemiyordu. Can sıkıntısı fena bir hastalık gibi onun tüm bedenini sarıp sarmalamıştı bile.

 ‘Anlat’ dedi Sokrates. ‘Neyin var?’

‘Canım sıkılıyor’ dedi adam. ‘Canımın sıkıntısı bir türlü geçmek bilmiyor’

Sokrates durdu düşündü ve;

‘Sen bit yolculuğa çık. Buralardan biraz uzaklaş. Dağlara tepelere git. Daha önce görmediğin şehirlerde gez, hiç tanımadığın insanlarla konuş. Ancak, giderken yanına buralardan hiçbir şey götürme!’

Adam filozofun tavsiyesini tuttu ve uzun bir seyahate çıktı. Dağları, tepeleri ve şehirleri gezdi. Türlü türlü insanlarla tanıştı ve döndü dolaştı, sonra Sokrates’in yanına geldi.

Sokrates ona sordu:

‘Nasıl? Seyahat sana iyi geldi mi?’ Sıkıntıların geçti mi?’

Adam cevap verdi:
‘Hayır! Nereye gitsem sıkıntı da benimle birlikte geldi.’

Sokrates:
‘Sana giderken buralardan hiçbir şey götürme demiştim’ dedi.

Adam:

‘Götürmedim ki’ diye sızlandı.

Sokrates:

‘Bütün sıkıntılarını ve problemlerini, en götürülmeyecek şeyi götürmüşsün’ dedi.

Not: Her insanın canı sıkıldığı anlar veya günler olabilir. Ama bu sıkıntılarını içine atarsan, gittiğin yere götürürsen onlardan kurtulman imkansız olur. İyisi mi dertlerinizin kurbanı olmayın. Aklınızdan, zihninizden problemleri atın, kendinizden uzaklaştırın. Bakın o zaman dertsiz, tasasız bir insan olacaksınız.

 

KAN DAVASI

Saadet Asrı’nın günlerinden biriydi. Hz. Peygamber efendimiz mescide hutbe okumaktaydı. Bir adam, oturanların arasından ayağa kalktı ve orada bulunan birkaç kimseyi eliyle işaret ederek:
‘Ey Allah’ın peygamberi! Bunların ataları bizim ailemizden birini öldürmüşlerdi. Biz de onların ailelerinden birini öldürmek istiyoruz’ dedi.

İnsanları en adaletlisi, o kan davası gütmek isteyen kimseye sakince cevap verdi:

‘Babanın intikamı, oğlundan alınmaz’

Not: Ki söylemiş bu sözü? Allah’ın elçisi, sevgili peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed. Peki neden hala 1400-1500 yıl evvel bu mübarek sözü söylemesine rağmen hala yurdumuzda bu töreyi sürdürüp duruyorlar. O zaman hemen aklımıza şu soru gelmeli ‘Senin neren Müslüman?’

 

ÇOCUKLAR ARASINDA

Madem ki konuyu Peygamber Efendimiz’den açtık o zaman izin verirseniz küçük bir ders alınacak hikayeyi anlatayım.

‘Bir adam Hz. Peygamber’in huzurlu huzurunda oturuyordu. Az zaman sonra onun küçük oğlu babasının yanına geldi. Adam oğlunu alıp kucakladı, öptü, kucağına oturttu.

Biraz sonra o kimsenin küçük kızcağızı çıkageldi. Adam onu hem öpmedi, hem de dizine değil de yanına oturttu. Şefkat ve adalet peygamberi bu adaletsizliğe razı gelmedi.

O kimseye;

‘Aralarında eşit davranmıyor musun?’ diyerek kınadı.

 

HEY GİDİ YAMAN OTEL!

Lüleburgaz’da yapılmaya başlandığı andan itibaren yalnız Lüleburgaz’ın değil Trakya’nın inci otellerinden biriydi Yaman Otel.

Yalnız otel olarak hizmet vermezdi. Toplantılar, düğünler, parti ve dernek yemeklerine ev sahipliği yapardı.

Lüleburgaz’ın abidesiydi. En görkemli binasıydı. Yaman Otel’de yemek yemek, yatmak herkese nasip olmazdı. Zaten olmadı da…

Hey hat! Neler neler gördü o otel yaşadığı günlerde…

Ama Ramazan Yaman yaşlanınca iş göremez hale gelince, evlatlarına ‘Ben artık yokum, oteli sizlere bırakıyorum’ dediği andan itibaren koca otel hizmette hatalar zincirine girince iyice gözden düştü…

Kapandı otel… Hem de büyük kilitlerle.. Kendi başına kaldı koskoca otel. Herkes bu işte başarılı olamazdı, olamadı da…

Ve otel yalnız başına kaldı. Kimsesiz, sahipsiz!

Otelin camları, kapıları birer birer  kırılıyor, içi yağma ediliyordu insafsızca…

Lodos giriyor güneyden, nemini bırakıyor içeride ve sonra kuzeyden çıkıp tüm oteli eskimiş hale getiriyor.

Son zamanlarda kötü adamların uğrak yeri oldu.

Otelin içindeki kapılar, pencereler ve bilhassa para eden demir eşyalar sökülüp kaçırılıyordu.

Ne temizleyeni var,

Ne çürümüş hale gelen yerlere yama yapanı.

Otelin için boşaltıyorlar.

Güvenlik güçlerinin sahip otelin bekçiliğini yapacak hali yok ya!

Sen malına sahip çıkacaksın.

Otel yavaş yavaş kötü niyetliler sayesinde dört duvar haline gelecek, ne kapısı ne çerçevesi ne de camı kalacak.

Değerli ağabeyim Ramazan Yaman’ın oteline sahip çıkın, damatları, kızları ve torunları…

Yoksa böyle giderse otel enkaz halaine dönecek.

 

ÇÜRÜMESİNİ Mİ BEKLİYORSUNUZ?

Devletin malı deniz yemeyen keriz. Kimsenin umurunda değil. Lüleburgaz’da devletin bir sürü kullanılmayan, uzun zamandan beri boş duran bir çok binası var.

Hadi gelin bakalım sayalım:

1-Eski Hükümet Konağı

2-İlçe Özel İdare binası

3-Jandarma lojmanları

4-Hava lojmanları

5-TEK lojmanları

6-Esi polis karakolu

7-DSİ’deki eski lojmanlar

8-Köy hizmetlerindeki binalar

Buraları yıkanmaz, badana yapılmaz, kapılar, çerçeveler, yağlı boya yapılmaz.

Kurt elmayı nasıl yiyip bitirirse yalnızlık da devletin mallarını yer bitirir.

Bu yazı 197 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter