12 Aralık 2017 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 7°C
Açık
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
AL BUNU PAYLAŞ
Yazı Tarihi: 13 Ekim 2017 Cuma 07:35

Üç yaşındaki kızımız ve ondan iki yaş büyük oğlumuzla birlikte uzun bir seyahate çıkmıştık. Yollarda çocuklara meyve, çikolata vs almak için sık sık durur her defasında aldığımız şeyleri arabanın arkasında oturan çocuklara atarken:

‘Al bunu kardeşinle paylaş!’ derdik.

Yolculuk sırasında takip ettiğimiz yolun ikiye ayrıldığı bir noktaya geldik. Karım sağ taraftan gitmemiz gerektiğini söyledi. Ben ise sol yolu tercih etmemiz gerektiğinden neredeyse emindim. O sağ ben sol derken aramızda orta şiddette bir tartışma çıktı.

Arabayı ben kullandığım için gaza bastım ve bana göre doğru olan yola saptım. Karım benim bu hareketime çok kızdı ve bu kızgınlığını da benimle konuşmayı keserek gösterdi.

Bir süre hiç konuşmadan ilerledik. Bizim sessizliğimiz çocuklara da geçmişti. Onlar da hiç konuşmuyorlardı. Ancak küçük kızım bu işten fena halde sıkılmış olacak ki, bir ara ön koltuğa doğru eğilerek annesinin yanağına kocaman bir öpücük kondurdu ve:

‘’Al bunu babamla paylaş’ dedi.

Böylece arabanın içindeki soğuk hava bir anda uçup gitti. Ve yolculuğumuz eskisi gibi neşe içinde güle eğlene sürmeye başladı. Yüz kilometre yol gittikten sonra karımın haklı, benimse haksız olduğumu ve inadım uğruna yanlış yola saptığımızı anlamamız bile neşemizi bozmadı.

Çünkü bütün bu olanlar küçük kızımızın bize verdiği dersin yanında çok önemsiz kalıyordu.

Kaynak: Aile Öyküleri Yazar: Selim Gündüzalp Sahife: 35-36

**          **          **         

KIYAMET: Öğretmen o gün din dersinde kıyamet gününü anlatıyordu:

-İsrafil Aleyhisselam elindeki boruyu üfleyecek. Dünya yerle bir her taraf dümdüz olacak. Sular kuruyacak, insanlar yerden karınca gibi canlanacak.

Bu sırada İlya elini kaldırdı.

-Efendim oğlum.

-Öğretmenim bu durumda okullar kaç gün tatil olur acaba?

 

İKİ KARDEŞ

Zamanın birinde iki kardeş varmış. Büyük olanı kocaman bir çiftliğin sahibi ve yaşadıkları köyün ağasıymış. O kadar zenginmiş ki zenginliği o civarda dillere destanmış.

Küçük kardeş ise ağabeyinin çiftliğinde karın tokluğuna çalışır, kar kış demeden ırgatlık yaparmış.

Ortalığın sıcaktan kavrulduğu bir yaz günü, küçük kardeş yorgunluktan bitap düşmüş ve bir ağacın gölgesinde uyuyakalmış.

Çok geçmemiş ki ağabeyi koca potinleriyle ayaklarını tekmeleyip onu uyandırmış. ‘Kalk!’ İş zamanı uyunur mu? Çalışmayana ekmek yok’

Kardeşi ise mahmuru şaşkın gözlerle önünde duran ağabeyinin heybetli cüssesiyle karşılaşmış. Ve ağabey neden uyandırdın beni demiş. ‘Çok güzel bir rüya görüyordum’

Küçük kardeş rüyasını anlatmaya koyulmuş hemen: ‘Rüyamda büyük bir çiftliğim, yüzlerce atım, sayısız koyunum, ucu  bucağı gözükmeyen tarlalarım, benim için çalışan yüzlerce işçim, atletlerim, daha bir sürü malım vardı. O kadar güzel bir rüyaydı ki, keşke uyandırmasaydın da biraz daha tadını çıkarsaydım’

Ağabey alaylı bir edayla; ‘Sen bu saydıklarını, ancak rüyanda görürsün zaten’ diye cevap verdi. ‘Bende ise bunların hepsi var’

Bu aşağılayıcı ve mağrur eda küçük kardeşi rahatsız etmiş. Dayanamayıp aklına gelen hazır cevabı hemen yapıştırmış:

‘Ağabey biliyor musun aslında ikimiz de rüya görüyoruz. Aralarında sadece tek bir fark var. Benim rüyam gözlerimi açınca bitti. Senin rüyan ise gözlerini kapattığında bitecek’

 

YAŞAMANIN TADI

‘Sık sık ve çok gülmek,

Zeki insanların sevgisini kazanmak.

Ve de çocukların sevgisini.

Dürüst eleştirmenlerin takdirini kazanmak,

Sahte dostların ihanetine dayanmak.

Güzelliği takdir etmek.

Dünyayı bir parça daha iyi terk etmek.

İster sağlıklı bir çocukla ya da bir parça bahçeyle.

İsterse bir sosyal koşulu iyileştirerek.

Siz yaşadığınız için

Tek bir canlının bile daha kolay nefes aldığını bilmek.

İşte budur başarmak.

 

YENİDEN YAŞAMA FIRSATIM OLSAYDI

Eğer, yeni baştan yaşama fırsatım olsaydı, bu sefer daha fazla hata yapmaktan zevk alır, yürekliliği gösterirdim. Hayatımı daha sakin yaşar, futbolu küçük yaştan itibaren daha bilinçli oynardım. Daha çok riske girerdim. Tüm ülkemi görmek için daha fazla seyahate çıkardım.

Ovalarda daha fazla dolaşır, çiçeklerden bir demet yapar, beğendiğim kadına götürürdüm. Dağlara çıkardım, daha az yemek yerdim. Bu kadar olmayacak hayaller kurmazdım. Daha gerçekçi olurdum.

İlkbaharda erken kalkar, sonbaharda ise geç kalkardım. Saz çalmayı mutlaka öğrenirdim. Her öğrencime mutlaka İngilizce dersi aldırır, onların müzik aleti çalması için çalışırdım.

Hele ilkbaharda daha fazla papatya ve kır çiçekleri toplardım. Panayırlarda atlı karıncaya ve ota binmeyi çok isterdim. Eğer Lüleburgazspor’da teknik direktörlüğe devam etseydim, daha antrenmanlı daha teknik futbolcular yetiştirirdim.

Lüleburgaz’a bir aş evi, Kadın Sığınma Evi, Alkol Tedavi Merkezi, Kapalı Spor Salonu yaptırır, her futbol takımına 20 bin TL yardım için düğmeye basardım.

Hiç deniz görmeyen çocukların çoğunu denize götürür, tanımalarını isterdim. Lüleburgaz’ın her mahallesine parklar, basketbol ve halı sahalar yapardım.

Bu kadar cömert olmaz, paramın kıymetini bilirdim. NECATİ KAYHAN

 

**          **          **         

Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem,

Boşuna yaşamış olmayacağım.

Bir yaşamdan acıyı alabilirsem,

Ya da bir acıyı hafifletebilirsem

Ya da bir ardıç kuşunu yeniden yuvasına koyabilirse

Boşuna yaşamış olmayacağım…

**          **          **         

Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi  yüzmeyi öğrendik. Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk, kardeş olarak yaşamayı…

İşte böyle kardeş gibi yaşamanın tek bir yolu var; İçinde bulunduğumuz Irak-Suriye ABD ile çatışmalarımızda hep beraber olalım. Çünkü bugün Türkiye’nin var olma günüdür. Karanlıktan aydınlığa çıkmanın tam zamanı. Türkiye’ye oynanacak oyunlara ancak tek bir yürek olarak karşı koyabiliriz. Bu A veya B partisinin onuru, gururu ve yaşam koçu değil, tüm Türkiye’nin birleşme ve dalgalanan Türk bayrağının altında durmaktır.

Şu şöyle yaptı, yapmasaydı, bizi dinlemedi gibi basit ve hiçbir netice getirmeyen davranışları bırakalım.

Olan olmuş ve şimdi tüm vatandaşlarımızın birbirine sarsılma zamanıdır.

 

ÖZGÜVEN

Bir çok kişide başarma hırsı vardır, hatta işleriyle ilgili özel bir yeteneğe sahip olabilirler. Ama yine de ilerleyemezler. Neden? Belki de işe egemen olabildikleri için kendilerine egemen olmalarına gerek olmadığını düşünüyorlar (Alan Loy Mc Ginnis)

**          **          **         

Özgüven, tıpkı mutluluk gibi yakalamaya çabaladıkça insanın elinden kaçan bir şeydir. Çoğunlukla sadece bir yan üründür. Bir hizmetin veya çalışmanın bir dostluğun veya aşkın içinde kendimizi yitiririz ve aniden mutlu olduğumuzu, kendimize güven duyduğumuzu keşfederiz.

   

 

Bu yazı 214 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ANNE SEVGİSİ
» AL BUNU PAYLAŞ
» BİZİ TELEVİZYON VE İNTERNET ŞİŞİRİYOR!
» SİSTEM
» BU DEVLET NASIL YIKILIR?
» DOKTOR SEMMELWEİS
» DOKTOR TAVSİYESİ
» POLDEVİ FELAKETZEDELERİNE YARDIM
» TEDAVİNİN EN UCUZU
» EN ÜSTÜN RÜTBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter