22 Temmuz 2018 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 30°C
Açık
YAZAR DETAYI
Nedim MENEKŞE
ÖĞRETMEN OKULLARININ TOPLUM KALKINMASINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Yazı Tarihi: 21 Mart 2018 Çarşamba 07:42

   Öğretmen okullarının toplum kalkınmasındaki yeri ve rolünü incelerken aslında inceleyeceğimiz; öğretmenlerin toplum kalkınmasındaki yeri ve rolü olacaktır. Bu bakımdan konuşmadaki öğretmen ifadesinin aslında öğretmen okulu olarak algılanması gerekmektedir.

                 Ülkemizde öğretmen okullarının tarihsel gelişmesinin açıklanmasından sonra, konumuz eğitim-toplum-öğretmen üçlüsünün ilişkileri ile ilgili olacaktır.

                Toplum kalkınması ve eğitim konusu ele alınınca Cumhuriyetimizin kurucusu hepimizin Başöğretmeni büyük ATATÜRK ile söze başlamamak mümkün değildir. Çünkü ATATÜRK askeri dehasının yanında eğitim alanındaki görüş ve yaptıkları ile haklı olarak BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK unvanını kazanmıştır. Cumhuriyet yönetimi boyunca tüm öğretmenler onun gösterdiği yolda ve onun gösterdiği hedeflere ulaşmak için kendilerini görevli ve sorumlu hissetmişlerdir.

               ATATÜRK daha cumhuriyetin ilanından önce kurtuluş savaşı döneminde, kuracağı yeni idare şeklini kafasında şekillendirmiş ve bu yeni şekle toplumdaki uyumun kolay olmayacağını fark ederek 11 Temmuz 1923 tarihinde Ankara’da bir Maarif Kongresi toplayarak geleceğin eğitim sistemini tartışmaya açmıştır. ATATÜRK bu Maarif Kongresi’nin açılış konuşmasında;

                “Bu güne kadar takip edilen eğitim ve öğretim usulleri milletimizin geri kalmasında en büyük amil olmuştur. Bunun için tespit edeceğimiz Milli Eğitim eski devrin hurafelerinden, doğudan ve batıdan gelecek etkilerden uzak ve milli olmalıdır” diyerek yeni eğitim hedeflerini işaret etmiştir.

                Yine 24 Mart 1923 tarihinde Kütahya Lisesi’nde yaptığı konuşmada ‘’Toplumumuzu gerçeğe ve mutluluk hedeflerine ulaştırmak için iki orduya ihtiyaç vardır, bunun biri asker ordusu diğeri ise irfan ordusudur. Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin olumlu sonuçlar vermesi mümkün değildir.’’ demiştir.

              25.Ağustos.1924 tarihinde Ankara’da toplanan Öğretmenler Birliği toplantısında ise konuyu biraz daha açarak;

‘’ Öğretmenler.

          Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbileri,  sizler yetiştireceksiniz. Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır. Eserin kıymeti sizin maharet ve fedakârlığınızın derecesiyle mütenasip olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, bedenen kuvvetli ve seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli bu evsaf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. Mümtaz vazifenizi en iyi şekilde yapacağınıza inancım tamdır.’’ diyerek modern Türkiyecin biçimlendirilmesin en önemli görevin öğretmenlere düştüğünü belirtmiştir.

                Kurtuluş savaşının sona erdiği günlerde bir gazetecinin sorduğu ‘’İşte memleketi kurtardınız, şimdi ne yapmak istersiniz?’’ sorusuna  ‘’Maarif Vekili olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir.’’ diyerek eğitim önceliğini vurgulamıştır. Bunun için de Milli Eğitim Bakanlıklarına en güvendiği arkadaşlarını seçmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında milli eğitim bakanlığı yapanlardan Mustafa Necati, Hamdullah Suphi, Vasıf Çınar, Şükrü Saraçoğlu, Dr. Reşit Galip ve Hikmet Bayur gibi isimleri hala kulaklardan silinmemiş kimseler vardır.

               Bu dönemin en önemli özelliklerden birisi de öğretmene saygı ve öğretmenin toplum içindeki saygınlığının devam ettirmek için gösterilen çaba ve titizliktir. Devlet protokolünde en yüksek mülki amirden sonra bu devirde öğretmenlere yer verilmesi şeref tribünlerinde öğretmenlerin tümüne yer ayrılması bunun örnekleridir.

               ATATÜRK, Cumhuriyetle birlikte yıllarca ümmet ve teba olarak yaşamış, kendini yönetenlerden hiçbir şey istememiş ama kendisinden canı da dâhil olmak üzere istenilen her şeyi tereddütsüz vermiş bir toplumdan vatandaş olma erdemini hissedecek, görevleri ile birlikte haklarının da olduğu bilincine erecek yeni bir toplum yaratmanın güçlüğünü öğretmenlerle birlikte göğüslemiş ve bu değişimdeki en büyük pay öğretmen okullarında yetişen öğretmenlerin olmuştur.

                    Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan bir dizi yenilik ve devrimlerin halka mal edilmesinde öğretmenler büyük görev üstlenmişlerdir.

                   Bütün bunlar gösteriyor ki öğretmeni elinde tebeşir yazı tahtasının başında öğrencilere okuma yazma öğretmenin ötesinde, toplum kalkınması ile ilgili bir yığın görev beklemektedir.

                        Nitekim harf devriminin çok kısa bir sürede adeta yıldırım hızıyla topluma mal edilerek gerçekleşmesinde en büyük görevi öğretmenler üstlenmişlerdir. Bunu 1929 yılında devrin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin yeni göreve başlayan bir öğretmene yazdığı görevlendirme yazısının bekleyen yavruların arasına koşmakla bir dakika bile geç kalmayacağına eminim. Bilhassa bu sene yeni Türk harflerini tamim gibi şerefli bir vazifen daha vardır. Bütün memleket evlatlarını bir an evvel yeni harflerle okutarak Türkiye’de okuma yazma bilmeyen bir fert kalmayacak kadar geniş bir azim ile çalışmak mecburiyetindesin. Bunun için yeni Türk harflerini öğren ve hemen herkese öğretmeye başla. Bu hedefe varmak için kürsü, mektep lazım değildir. Her gördüğün yerde kadın-erkek, zengin-fakir, çiftçi-tüccar, köylü-şehirli farkı gözetmeksizin derhal öğreteceksin. Milletimize yeni ufuklar açacak, bu büyük zaferi kısa bir zamanda kazanacağınızdan emin olarak vazifelerinde muvaffakiyetler diler göreve başlama haberini beklerim aziz meslektaşım’’ demek suretiyle öğretmene toplumsal kalkınmadaki hedefini göstermiştir.

                 Bütün bu çabalara rağmen 1935-36 yıllarına gelindiğinde istenilen hedeflere varılamadığı, arzu edilenlerin gerçekleşmediği Cumhuriyetin istediği düzeyde yeni ve üretimci bir aydınlar kuşağının yetiştirilemediği görülmüştür.

                   Özellikle köy için, köylü için kendisini adayarak çalışacak, köyün kaderini paylaşacak bir öğretmen tipine ihtiyaç duyulduğu meydana çıkmıştır. Tabii bizim bahsettiğimiz köyler 55-60 yıl öncesinin yolsuz, susuz, elektriksiz ve her türlü medeniyetten uzak, hala karasaban devrini yaşayan fakir ve güçsüz köylerdir. Şimdiki köyleri gördükten sonra, bunu görmeyen ve yaşamayan pek çoğumuzun bu köyleri hayalimizde canlandırması mümkün değildir. Bu yıllarda ülkenin nüfusu 16 milyon civarında idi ve bunun % 80’i olan 12 milyondan fazlası köylerde yaşıyordu. 16 milyonun % 76’sı yani 13 milyon altı yüz bini okuryazar değildi.

               Öğrenim çağındaki 1.897.000 çocuktan 1.457.000’i köylerde yaşıyordu ve sadece 347.000’i okula gidebiliyor, 1.110.000 köy çocuğu hala okul bekliyordu, buna karşılık 13.750 İlkokul öğretmeninden 6.950’si köylerde öğretmenlik yapıyordu.  O günlere kadar köylerimiz hakiki durumlarının tersine içinde şırıl şırıl derelerin aktığı, bolluk ve bereket içinde yüzen cennet köşeler olarak tanıtılıyordu.

                 Bu ihtiyaçların su yüzüne çıkmasından sonra toplumlar ancak kendi içersinde yetişen ve onlarla kaderlerini paylaşan öncülerin kalkındırabileceği inancı ile yeni arayışlar başlamış, ATATÜRK’ten aldığı direktifle Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan askerliğini çavuş olarak yapmış kimselerden istifade etmek amacıyla Eğitmen Kurslarını açmış, bunu takiben İlk Öğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ‘in gayretleri ile Köy Enstitüleri açılmıştır. Bu arada geçiş döneminde köylerde 3 yıllık eğitimle diploma veren ve çoğu bir önder gibi çalışan, isimsiz eğitmen ordusunun hizmetlerini şükranla ve minnetle anmamak mümkün değildir.

              Hızlı kuruluşları gibi, Milli Eğitim tarihimizde hızlı kapanışları ile ilgili olarak Köy Enstitüleri hakkında daha çok inceleme yapılacak Köy Enstitülerinin açılışlarıyla Türk toplumuna kazandırdıkları ve kapanışlarıyla topluma kaybettirdikleri çok daha iyi değerlendirilecektir.

Bu yazı 463 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» 17 Nisan 1940 anısına ON YEDİ NİSANLAR
» 17 Nisan 1940 Anısına
» 17 NİSAN YAKLAŞIRKEN
» ÖĞRETMEN OKULLARININ TOPLUM KALKINMASINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
» BİR KÖY ENSTİTÜLÜ İLE TANIŞALIM
» ÖĞRETMEN PERFORMANS DEĞERLENDİRME VE ADAY ÖĞRETMENLİK İŞ VE İŞLEMLERİ YÖNETMELİĞİ (TASLAK)
» BİR VEDA YAZISI
» RECEP BULUT’U (TÜRKÖZ) KAYBETTİK
» YADIRGADILAR BİZİ
» YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ MANDOLİN GRUBU VE KOROLARI
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter
xx