21 Ağustos 2018 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 25°C
Açık
YAZAR DETAYI
Nagihan Aydın/ Lüleburgaz Müftülüğü Kur'an Kursu Eğitmeni
TÖVBE
Yazı Tarihi: 03 Mayıs 2018 Perşembe 10:20

Yaradılışı itibariyle âlem ve içindeki bütün canlılar temizlik ve arınmaya muhtaç haldedir. Bu hali yaratılıştan değil yaşam evresinde kazanırlar. Rabbimizin bize sunduğu en güzel temizlik nimeti susuz toprakların toz zerrecikleriyle örttüğü yeryüzünü damla damla arıtan yağmurdur. Aynı zamanda toprağın temizleyici ve koruyucu etkisi de göz ardı edilemez. Kötü kokuları saklamak, içinde artık birçok maddeyi tekrar tabiata yararlı hale getirecek organizmaları saklamak, hatta suyun olmadığı yerde insan için temizlik maddesi olması bakımından da toprağın su kadar temizliğe hizmet ettiğini bilmekteyiz. Kuşkusuz fıtrat üzere yaratılan insan da ömür sürecinde temizlik ve arınmaya en çok ihtiyacı olan canlılar arasındadır.

Ruh ve beden örtülü bir bileşendir insan. Bu yapının içinde sürekli etkileşim halinde olan ise akıl, kalp ve devreye girdiğinde etkileri ile insanı bazen rezilete iten nefisdir. Yanılarak ya da unutarak da olsa hataya düşen ve günah işleyen, bu nispette nefsinin emirlerine uymuş kabul edilen insanın kirliliği hem maddi hem de manevi olarak adlandırılabilir. İnsan taşıdığı bazı fıtri özellikler itibariyle hataya meyilli halde yaratılmış ve dikkatli olması noktasında uyarılmış, nihayet işlenen günah sonrasında da nasıl arınması gerektiği de yine Rabbi tarafından kendisine bildirilmiştir.

Biliyoruz ki, Peygamberlerin günahsız olması ismet sıfatlarının bir tecellisidir. Diğer insanlar da peygamberler gibi günahsız halde doğar. Aradaki fark ise insanların peygamberler dışında kalan hepsinin günah işleyebilecek özellikte olmasıdır. “Eğer siz günah işlememiş olsaydınız Allah sizi yok eder, başka bir kavim getirir, onlar günah işlerler, günahlarının bağışlanmasını Allah'tan isterler, Allah da onları bağışlar"(Müslim) anlamındaki hadis bu gerçeğe işaret etmektedir.

 Günah işleyenlerin hayırlı hale gelmesi ancak kişinin pişmanlık duyup o günahın farkına varmasıyla olur. Bu farkındalık da günah sahibini Rabbinin katında değerli hale getirecek Tövbe kapısına varmasına neden olur. Peygamber efendimiz (S.A.V) bir hadisi şerifte; "Günahkârların en hayırlısı tövbe edenlerdir " buyurur. Tövbe; işlenen günahtan pişmanlık duyup o günahı bir daha yapmamak üzere Rabbinden af dilemektir. Kaybedilecek herhangi bir dünya menfaatinden, arzusundan dolayı kötülükten vazgeçmek ise tövbe değildir. Gerçek tövbe, menfaatini görse dahi yaptığı günahın çirkinliğini hissedip ondan vazgeçmektir. Tövbe ile insan, manevi bir arınma yolunu seçer, af dileyerek de Rabbinin rızasını ve sevgisini kazanmaya gider. İşlenen günahın hakka ya da halka olması çeşitli af yolları gerektirse de tövbe her anlamda kişi için manevi bir kazanımdır. Tövbe için özellikle bir mekana, zamana ya da aracıya gerek yoktur. Kişi işlediği günahı sebebiyle her yerde ve zamanda sadece Rabbinden af dileyebilir.

Rabbimiz katında makbul olan tövbe samimiyetle yapılan yani nasuh tövbesidir. Kur’an-ı Kerim de; "Ey iman edenler! Samimi bir tövbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, «Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin» derler. " (Tahrîm, 66/8) ayeti bunu açıkça göstermektedir. Tövbe kapısını kullarına aralayan Rabbimize karşı bizlerin de tövbemizi destekler nitelikte ibadet ve salih amellerde bulunmamız gerekir.

Kur’an-ı Kerim de bazı peygamberlerin tövbe örneklerine yer verilir. Bu tövbelerde kullanılan ‘ biz nefsimize zulmettik’ terimi kişinin günah işlediğinde nefsinin etkisiyle ziyana uğradığının açık bir ifadesidir. "Kim tövbe etmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir" (Hucûrat, 49/11) ayeti de bunu destekler niteliktedir. Peygamber efendimiz (S.A.V) tövbe hassasiyetine dikkat çekerek; "Ey insanlar! Allah'a tövbe edip O'ndan af dileyiniz. Zira ben O'na günde yüz defa tövbe ediyorum"(Müslim) buyuruyor. Tövbe yolunu tutmak Rabbimize ve Peygamberimize itaat etmektir. Ayrıca kurtuluşa ermenin reçetesidir. Biz kullara düşen vazife de affolunmaya muhtaç halimizle işlenen günahlardan vakit kaybetmeksizin pişmanlık duyup, aynı hata ve kötülüklere tekrar bulaşmamak için tövbe ile arınmaya giderek temiz fıtrat üzere olmaktır. Hakkıyla tövbe edip af olunanlar arasına iletilmemizde bir vesile olan içinde bulunduğumuz rahmet aylarında ve diğer bütün zamanlarda, Rabbimizin sonsuz rahmet ve merhametine sığınmaktır.

‘’De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.’’ Zümer- 39/53

 

Bu yazı 373 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» DUA
» Üç Ayların Fazileti
» TÖVBE
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter
xx