20 Kasım 2018 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 5°C
Kapalı
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
Sinemalarım
Yazı Tarihi: 16 Mayıs 2018 Çarşamba 07:27

  Sinema, özellikle bizim dönemimizin görsel sanatları tanımasını, sevmesini sağlayan çok önemli bir etkendi, güçtü. Televizyonun daha yaşamımıza girmediği dönemlerde sinema ile Dünya’yı tanıyor, sanatın güzelliğinin farkına varabiliyorduk. Onun verdiklerinle birçoğumuzda sanat sevgisi gelişti. Televizyonların yaşamımızda yer almadığı çocukluk günlerimizde, bizi yaşamla tanıştıran, hayal dünyamızı genişleten görsel bir sihirdi sinema. Bir edebi eserde yakalayamayacağınız, düşünce zenginliğini, hayallerin şekillenmesini, izlediğimiz filimler de bulabiliyorduk. Geçenlerde yapılan sinema günlerinde izlediğimiz filimler bizleri çocukluğumuzun, güzel anılarına götürdü. Ayrıca belgesel niteliği olan bu filmlerde özellikle İstanbul un yemyeşil, betonlaşmamış şirin görüntüleri, eski günlerin ne kadar değerli olduğunu haykırıyordu. Ayni zamanda insan ilişkilerindeki sıcaklığı, arkadaşlığı ve paylaşmanın güzelliğini ders verir nitelikte yorumluyordu.

  Geçenlerde yitirdiğimiz büyük Şair Ülkü Tamer çocukluğunda başlayan sinema tutkusunu şöyle açıklar: “Sinema bir görselliktir. Bende sinema çok etkilidir. Şiir yazarken bazı şeyleri neredeyse sinema gibi izlerim. Şiirle sinema bende at başı gelir. Hayatıma şiirden önce giren sinema oldu. Antep’te başka hiçbir şeyimiz yoktu. Bugünkü çocuklar gibi ne televizyon ne bilgisayar ne şu, ne bu… Bizim tek eğlencemiz sinemaydı. Biz sinemayla dünyaya açılıyorduk, yeni şeyler keşfediyorduk, yeni öyküler yaşıyorduk. Onun için ben daha ilkokula gitmeden sinema tiryakisi oldum ve müthiş bağlandım sinemaya.” (Röportaj: Mehmet Çakır, “Ülkü Tamer’le Şiirleri Üzerine”) Ülkü Tamer on iki yaşında babası tarafından ortaokulu okuması için İstanbul’a gönderilir. Yaz tatillerinde Gaziantep’e geldiğinde gösterilen bütün filmleri izler. Yola çıkmadan bir gün önce de anne ve babası onu sinemaya götürürler. Sinemadan çıkarken Gaziantepli sinema sahibi Nakip Ali “Filmleri beğendin mi?” diye sorar. Ülkü beğendiğini, gelecek hafta oynatılacak filmin de çok güzel olduğunu, ancak İstanbul’a döneceğinden izleyemeyeceğini söyler. Ertesi sabah Nakip Ali kendisini çağırtır ve gelecek haftanın filmini özel bir seansla Ülkü Tamer’e izlettirir. Nakip Ali, onun sinema sevgisini en iyi anlayanlardandır.

  Bizleri sanatın her türlüsünü sevdiren, tanıştıran sinemaydı. Doksanlı yıllara doğru sinemalar yıkılıp, yerlerine iş hanları yapılmaya başlandı. Özellikle yazlık sinemalar hemen hemen hiç kalmadı gibi. Bizim kültürümüzde sinema çok önemlidir. Bizim kuşak bu kültürle yetişti. Sinema salonları insanları bir araya getiren, sosyalleşmesini sağlayan bir buluşma yeriydi. Günümüzde sinemaya baktığımızda, popüler kültürün ön plana çıktığını görüyoruz. Hâsılat yapan, gişe rekorları kıran filmlerimiz çok. Ama başarılarını daha çok reklâmın gücünden aldıklarına tanık oluyoruz. Aralarında yetenekli yönetmenlerin filmleri de çok. Ama genel tabloya baktığımızda sinemanın aydınlatıcı, öğretici özelliğini kaybettiğini görüyorum. Yurt dışında ödül alan yetenekli yönetmenler in filmi gösterime girdiğinde, çok seyirciyle buluşamıyor. Zira medya gerekli desteği onlara göstermiyor.

  Eski sinema kahramanlarının hafızalarımızdaki yeri hala güncelliğini büyük bir sevgiyle koruyor. Bir Kemal Sunal, bir Adile Naşit yaşam biçimimize yön veren canlandırdıkları çeşitli karakterleriyle, kalplerimizi sevgi, saygı ışığıyla sürekli aydınlattılar. Bu iki rahmetli sanatçımızın eserlerini, şu an torunlarımız bile ayni heyecan ve ilgi ile izliyorlar. Gerçek sanatın gücü, yıllar geçse de demek eksilmiyor. O dönemlerin çocuklarıyla yapılan söyleşilerin birinde annesi çalışan bir gencin sürekli izlediği, Adile Naşit’i anneannem gibi görüyorum demesi, sanatçının dağıttığı sevgi taneciklerinin büyüklüğünü gösteriyordu. Aslında denilebilir ki bir toplumu anlamak, yaşam biçimini değerlendirmek için, sinemasına bakmak yeterlidir. Toplumdaki iyi güzel, ilgi çekici, kötü, yanlış, doğru ne varsa, sinemasında da onu görebiliriz. Belki bir fotoğraf kadar gerçek değildir. Bir miktar hayal gücüyle harmanlanmış olsa da gerçeği anlatması yine de güzeldir. Ancak ne olursa olsun, bir toplumun aşkını, acılarını, mutluluğunu, hüznünü, kavgasını sinema perdesine taşır. Sinemada tıpkı bir ayna gibi, bir toplumun bütün yansımalarının beden buluşunu izlersiniz. Kısacası sinema, bir toplumun nefes alışının, yaşayış biçiminin, acılarının, sevgilerinin anlatılmasıdır.

 

 

Bu yazı 400 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Yaşamı Şekillendirmek
» Müzeler
» Hayvan Hakları
» Güzelliğin Adı İğneada
» Karıncanın yükü
» Yaşamı Anlatabilmek
» Kendin için
» İyilik ve tebessüm
» Yaşlılıklar
» Eski Mutluluklar
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter