20 Kasım 2018 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 5°C
Kapalı
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
Yaşamımız
Yazı Tarihi: 02 Temmuz 2018 Pazartesi 07:24

Hayatımız gün geçtikçe daha bir garipleşiyor. Mallarımız, mülklerimiz arttı fakat keyfimiz daha da azaldı. Kazandıklarımız sayesinde daha büyük evlerde kalıyoruz, ama eskiye göre daha küçük olan ailemiz ile yaşıyoruz. Zira büyük ailelerden, çekirdek aileye döndük. Ana babamıza sahip çıkmak artık zor geliyor. Hiç düşündünüz mü iş zamanı kısaldığı halde neden bize zaman yetmiyor? Neden hayatımızdan bunca kolaylığa rağmen zevk alamıyoruz? Neden bizim bazı güzellikler için zamanımız yok? Cevapları çok da uzaklarda değil aslında. Tüketim çılgınlığı, acelecilik, insani değerlerle yeterince ilgilenmeyişimiz. Hatırlıyorum da küçükken şimdiki gibi ulaşım kolay olamamasına rağmen akraba, eş dost ziyaretlerine daha çok giderdik. Şimdi ise ulaşım daha kolay olduğu halde bir telefonu bile çok görebiliyoruz. Hâlbuki eskiden imkânlar daha kısıtlıydı. Çocukluğumda kız arkadaşlarımız bebeklerini bile kendileri yapardı. Hayal gücümüz en güzel oyuncağımızdı. Mesela beş taş, bilye, ip atlama, çelik çomak en güzel oyunlarımızdı. Şimdilerde sokaklarda çocukları nadir görür olduk. Çocuklarımızı oyuncaklara boğuyoruz ama mutlu değiller, zira hayal kurmalarına bile fırsat vermiyoruz. Kendi karmaşık dalgalarımızla onları da sürüklüyoruz. Daha ilkokuldaki çocukların ellerinde bile cep telefonları var ve teknolojinin esiri olmuş durumdalar. Çocuklarımızı sevgiye boğacağımıza şekere boğuyoruz. Bizden bir şey istediğinde nedense hiç vaktimiz olmuyor. Anne ve babamıza bile vaktim yok diyebiliyoruz. Çalışıyoruz kazandıklarımızı harcayacak zaman bile bulamıyoruz. Yine de çok çalışıyoruz. Bir tatile giderken bile hep bir acelemiz var. Bir an önce hedefe ulaşmak istiyoruz, amacımızı bile bilmeden. Arada yolda durup Doğanın harikalarını bile seyretmiyoruz. Anlayacağınız zamanımızı dolu dolu yaşamak varken aceleye getiriyoruz. Konforumuz arttı ama işten, güçten dolayı zamanımız iyice azaldı. Diploma sayımız oldukça arttı ama yaşamda insanlarımıza karşı sağduyumuz azaldı. Her konuda uzmanlıklarımız arttı, fakat ayni şekilde sorunlarımız daha çoğaldı. İlaçlarımızın çeşitliliği çok fazla çoğaldı, fakat beraberinde hastalıklarımız ayni hızla arttı. Sorumsuzca para harcıyoruz, hızla tüketim yapıyoruz, ben kazandım istediğimi yaparım diyoruz. Fakat bunların sonucunda az gülüyoruz. Trafikte çok hızlıyız, çok hata yapıyoruz, kuralları çiğniyoruz bunlara rağmen bir hata anında haksız olmamıza rağmen çabuk parlıyoruz. Akşamları kendimize dikkat etmiyor geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz. Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz. Ekonomik gücümüzü, malımızı arttırdık ama manevi, kültürel, insancıl değerlerimizi yitirdik.

  Para kazanmayı, iş kurmayı öğrendik ama başarılı bir yuva kurmayı ve onu sürdürmeyi beceremedik. Uzayın derinliklerine, Ay' a kadar gidip dönmeyi başardık. Fakat yaşamımıza değer katan, insan yaşamı için çok önemli olan komşumuza gitmek için evimizin karşısına geçmiyoruz. Uzaya ulaştık ama insan ruhunun derinliklerine, onu sevgi ile kavramaya bir türlü ulaşamadık. Atomu parçaladık, bizleri her zaman olumsuz etkileyen önyargılarımızı bir türlü yıkamadık. Hayatımızda acele etmeyi, çabuk olmayı öğrendik ama yaşamda çok gerekli olan sabırlı olmayı, karşımızdakine tahammül etmeyi asla beceremedik. Sosyal, iş çevremizde tanıdıklarımız oldukça çoğaldı. Fakat yaşamımızı gerçekten paylaşacağımız, her olumsuz koşulda hiçbir zaman elimizi bırakmayan dostlarımız eksildi. Günümüzde her türlü iletişim, bilgisayar ağları ile yaşamımızı donatıyoruz. İnsanlar arasında bilgi otoyolları inşa ediyoruz ama kendi aramızdaki iletişimde, birbirimizi anlamada zorlanıyoruz. Daha mutlu olmak için çok çaba sarf ederiz, fakat içimiz ve yüzümüz somurtarak çalışmaya devam ederiz. Güzel, modern evlerin yuva olması için yetmediğini, çiftlerin boşandığını üzülerek görürüz. Gönüllerin yıprandığını bir kâğıt mendil gibi atıldığını, sevginin yerlerde süründüğünü, gerçek değerine sunulmadığını kafamıza dank ederek anlarız. Kısacası vitrinlerin dolu ama gönüllerin gerçek sevgiden, saygıdan yoksun olduğu günlerde yaşıyoruz.

 

Bu yazı 589 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Yaşamı Şekillendirmek
» Müzeler
» Hayvan Hakları
» Güzelliğin Adı İğneada
» Karıncanın yükü
» Yaşamı Anlatabilmek
» Kendin için
» İyilik ve tebessüm
» Yaşlılıklar
» Eski Mutluluklar
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter