20 Nisan 2019 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
Özlenenler
Yazı Tarihi: 29 Ocak 2019 Salı 07:20

  İnsan yaşlandıkça çocukluk dönemine ait geçmişini daha çok arar ve sorgular olur. Öyle ki o günleri kaybettiğimiz ve kıymetini bilemediğimiz değeri ölçülemez bir hazineye benzetebiliriz. O dönemlerde insan ilişkileri şimdiki gibi yozlaşmamış ,kirlenmemiş ve yalnızlaşmamıştı. Benim çocukluğumda annelerimiz genelde çalışmazdı. Okuldan eve geldiğimde beni hep O karşılardı. Aile fertlerinin hiç birinde anahtar bulunmazdı. Annem evimizin bir parçası gibiydi ve O hep evdeydi. En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Sokakta oynamak, yaşamımızın en büyük eğlencesiydi. Kafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik. Şimdiki gibi servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi ve alabildiğince yürürdük. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Annelerimiz genelde bu durumu bildiklerinden endişe etmez hatta kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi. Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi ve ayni sevgi ile bizleri sararlardı.  Susayınca çekinmeden evlerine girer rahatlıkla su içerdik. Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik. Bu arada bir ihtiyacı için evine giden arkadaşımız elinde mutlaka yiyecekle dönerdi. Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu. Cebimizde harçlığımız olduğunda ise düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Birisinin parayı alabileceği aklımızın ucundan bile geçmezdi. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli ve rahat idi. Şair Ziya Osman Saba eski günleri ne güzel dizelerine dökmüş: ”Bir oda içinde saat sesi /
Hayatın sırtımdan giden pençesi /Ve beni maziye götüren bir el /Eski günlerimiz sessiz ve güzel”
  Düşünce mutlaka bir kaldıran bulunurdu. Oyun sırasında bir arkadaşımızla kavga edince, diğer arkadaşlarımız tarafından barıştırılırdık. Daha sonra yine oyuna dalardık. Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Düştüğümüzde ise ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna kaldığımız yerden devam ederdik. Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız kalabalık yalnızlıklarla dolu. Komşumuzun çoğunu tanımıyoruz. Apartmanımızın çoğunda kim oturur hiç bilmeyiz. Eski günlerdeki yaşanılanlar, mutluluklar hatta acılar bile şimdilerde aranır oldu. Mutlu günlerimiz hep eski günlerde mi kaldı? Yoksa geçmiş günlerimiz hep mi güzeldi? Eskiden gazoz kapağı biriktirir, dört ortalı harita metot defterlerimizi kırmızı mavi pelür kâğıtlarla kaplardık. Demirbank iyi günler diler, televizyonda Uzay Yolu, Kaçak, Tatlı Cadı oynardı. Mandolin kurslarına gidilir, bahçelerde pikaplar çalınırdı. Orlon hırkalar ve jarse elbiseler giyilir, her yaş gününde fotoğrafçıda aile fotoğrafı çektirilirdi. Hatıra defterlerine "Kalbin kadar temiz defterinden..." diye başlanırdı. Sokakta yoğurtçular gezerdi. Evimizi annemiz ve kız kardeşlerimiz yani kendimiz temizlerdik. Ellerinde bezler güle oynaya işleri bitirirlerdi.

  Şair Metin Altıok eskilere ait dizelerinde ne güzel demiş:

”Elimden tutmuş 
Sevecen gençliğim,
Buzdan bir yolda
Düşe kalka
Yürümeyi öğretiyor
Yeniden bana.
Geçmiş deyince 
Sen geliyorsun aklıma.

Bakıyorum eski
Fotoğraflara.
Hafız Burhan dinliyorum
Taş plaklardan.
Bir pencere çarpıyor
Viran yüreğimde,
Sıvalar dökülüyor
Pervazından.”

Şimdi ise evlerimiz var ama içinde coşkuyla, sevinçle dolan bir yaşam çok az gibi. Parklarımız çok var fakat yine içinde neşeyle, özgürce oynayan çocuk sayısı az. Zira kurslardan, derslerden kendilerine ayıracak zamanları hemen hemen yok gibi. Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu. Reklamlarla desteklenen kişiliği ile birbirimize yabancı ve yalnız kalmış insanlar olduk. Birbirimizi tanımayan, kalabalık yalnızlıklarımızla yaşar olduk. Yüksek binalar, ışıl ışıl vitrinler, ışıl ışıl alış veriş merkezlerimiz çoğaldı. Fakat gerçekte içimizdeki pırıltıların sönmüş olduğu sevgisiz yaşamımızla, eski günlerimizi aramamak mümkün değil.

 

 

 

 

 

Bu yazı 397 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Türkülerimiz
» Güzellikler
» Olumlu Düşünmek
» Oyuncaklarımız ve Beklentiler
» Zorluklara Rağmen
» Sorumluluk Almak
» Tiyatronun önemi
» Suyun Önemi
» Yalnızca insan kalabilmek
» Çanakkale Destanı
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter