18 Ocak 2020 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Gizem COŞKUN SÜMER
Aşkın Kimyası: Zehir mi İlaç mı?
Yazı Tarihi: 15 Ocak 2020 Çarşamba 06:27

“İki insanın bir araya gelmesi iki kimyasal maddenin birleşmesi gibidir: eğer bir reaksiyon olursa ikisi de değişir.” Carl Gustav Jung

 

Albert Einstein şöyle demiş; “Bazı erkekler kadınları anlamaya çalışır, diğerleri kendilerini daha basit konulara adarlar, örneğin görelilik kuramına.” Eşlerini ve sevgililerini aldatmasıyla meşhur olan ünlü bilim insanının bir mektubunda şöyle dediği de açıkça kaydedilmiştir: “Çoğu adama ve oldukça çok sayıda kadına tek eşliliğin doğal olarak bahşedilmemiş olduğunu eminim biliyorsundur.” Peki fizikte çığır açmış, medeniyete yol göstermiş, halen otoritelerce dünyanın en zeki insanı kabul edilen bir adamı bile bu denli kafası karışık hale getiren gerçekten aşk mıdır yoksa kendi içinde çözemediği bazı kimyasallar mı?

Genetik, sosyal ve belki ekonomik birtakım sebepleri bir kenara bırakırsak, aşk aslında başlı başına üç ana bileşenden oluşur: Fizik, kimya ve biyoloji.

Uzmanlar “aşkınızı” bir de sıralamaya tabi tutmuşlar:

  1. Büyüleyici aşama (etki/amfetamin fazı) – Dopamin, Norepinefrin ve Feniletilamin
  2. Endorfin aşaması (sevgi / bağlılık)
  3. Oksitosin aşaması (passion / tutku)

Birinci aşama, tam da filmlerde olduğu gibidir: iki kişi, belki bir yerde karşılaşırlar veya yürürken çarpışırlar, sonra göz göze gelirler. Barda ikisi de yalnız başına içerken bakışları kesişir veya bir partide ikisi de aynı anda sıkılır, balkona çıkarlar.İnsandan insana değişen farklı fiziksel belirtileri olsa da hormonların insan vücudunda genel etkileri aynıdır; göz bebeklerinde büyüme, kalp atış hızında değişme, mide bulantısı, göbek kısmında kramplar, dudaklarda kan akışının artması, belki biraz baş dönmesi. Peki aslında ne olur; ikisi de birbirlerinin vücudundan salgılanan hormonları hisseder ve fiziksel çekim başlar.

Dopamin, parlamamızı sağlayan biyolojik bir bileşendir. Zevk ve neşeyle doğrudan ilişkili bir kimyasaldır. Bu nedenle bazı insanlar içgüdüsel olarak doğrudan ve çabucak ilgimizi çeker. Bu kişilerle birlikte olmak bize büyük bir keyif ve mükemmel bir his verir. Dopamin salgılamanızı sağlayan insanlara karşı beynimiz (ya da vücudumuz)körü körüne çekim yaratır. Aynı zamanda da adrenalin üretmeyi tetikleyen norepinefrin hormonunun etkisi altına gireriz. Bu da kalbimizin daha hızlı atmasına, noradrenerjik nöronların harekete geçmesine yol açar. Noradrenalin sistemi beynin iki lobundaki ortalama 1500 nöronla çalışır. Bu sayı çok fazla görünmese de aktive olduğunda etkisi artar. İnanılmaz bir keyif, neşe, yaşam enerjisi ve heyecana neden olur. Dahası iştahı keser, uykusuzluğa neden olur. Annelerimizin yemek yemediğimizde bize ‘aşık mısın’ demesi ya da sizi ‘onu’ gördüğünüzden beri uyku tutmuyor oluşu tesadüf değil anlayacağınız.

Âşık olduğumuz zaman vücudumuzdafeniletilamin adı verilen bir organik bileşen oluşur. Kelime benzerliğinden de anlaşılacağı üzere burada amfetaminlere büyük benzerlik gösteren bir elementten söz ediyoruz. Bu da dopamin ve serotoninle birleştiği zaman filmlerdeki gibi kendinizi bulutların üstünde hissettiren bir aşk yaşatır size. Feniletilamin,pastadaki çilek gibidir. Her şeyi daha da belirginleştirir. Dopamin ve serotoninin etkisini yoğunlaştıran şey de budur. Aşkın gerçek kimyasını yaratan, tatmin olmuş ve motive hissettiren şeydir.Ertesi gün olsun da onu göreyim, keşke şu an yanımda olsa demeniz hep bundan.

Birine âşık oldunuz ve artık onsuz yaşayamayacağımızı hissediyorsunuz. Sürekli onu görmek, onun sesini duymak istiyorsunuz. İşte tam o noktadayız, ikinci aşama; Endorfin aşaması. Uzmanlara göre bu durum aşkın en kritik zamanları. Bu durumda, büyüleyici aşamadan 6. ay ile 3. yıl arasında ikinci aşamaya geçilmediyse aşk kaybolur. İkinci aşamaya geçmeyi başaran aşklar gerçek aşktır diyebiliriz. En azından bilimsel olarak.

Endorfin bu ikinci aşamada vücutta daha fazla salgılanmaya başlıyor. Normalde endorfin mutluluk hormonu olarak geçer ve baktığınızda bir kalıp çikolata yediğinizde de vücudunuzda salgılanan hormondur aslında. Aşkın başında da salgılanıyordu, ancak bu kadar belirgin değildi. Şimdi artık güçlü bağlara sahip aşkın sizin vücudunuzda sağladığı o sağlamlık hissidir. Endorfin salgılamak, evrimsel süreçten itibaren hayatta kalmamızı sağlayan, ağrı ve stres duygularına karşı bizi bu etkilerin kontrolsüz artışı ve önlenemeyecek düzeye gelmesi olasılığından koruyan mekanizmalardan biridir. İnsanların hayatlarının aşkla değişmesi bu yüzdendir belki de. Endorfin hormonu doğal ağrı kesicidir. Vücutta belirli uyaranlara, özellikle de stres, korku ya da ağrıya cevap olarak üretilir. Bağışıklık sistemini güçlendiren bu hormonun genellikle ikinci aşamada salgılanması bir rastlantı değildir. Ayaklarınızı yerden kesen aşkınızın sağlamlaşarak ikinci aşamaya geçmesi, size kendinizi güvende ve mutlu hissettirmeye başlayacaktır. Bu da bağımlılığınızı arttıracaktır. Çünkü insanlar kendilerine iyi gelen (ve de keyif veren) her şeye bağlanma eğilimdedirler.

Gelelim son aşamaya. Bol oksitosin salgıladığımız o son dönem. Tutkuya dönen aşklar. Sarılma ve kucaklaşma, ses, görme, dokunma ve koklama oksitosin salınımını tetikler. Bağlanma romantizmin tutkusunun yerini alır ve daha uzun süreli sakin bir bağ kurulur. Sadece âşık olmaktan ya da çekimden bahsetmiyoruz, sevdiğimiz kişinin ilgisine ihtiyaç duymaktan da söz ediyoruz. O kişinin bir parçası olmak ve karşılıklı adanmışlık istiyoruz. Oksitosin ve serotonin salgılıyoruz ve o kişiyle birlikte olmanın bizi mutlu ettiğini fark ediyoruz. Bu nedenle mutlu ruh halimizi korumak için daha fazla çaba ve kararlılık göstermek zorunda hissediyoruz. Serotonin kişiye iyimser bir bakış açısı ve memnuniyet hissi verir. Oksitosin bağlılığımızı devam ettirir. Sağlıklı ilişkilerde her zaman mutlu olmanın kimya ile bir ilgisi olmalı.

Bazen, karşımızda çok çekici biri olsa bile yine de bir şeyler eksik olabilir. Bizi iyi hissettirmez, sohbet akmaz, uyumlu değilizdir ve hiç bağ kuramayız. Birçok insan hemen “arada kimya yok” der ve bunun tamamen yanlış olduğunu söyleyemeyiz.Aşkın kimyası diye bir şey var ve bunun doğru olduğunu gösterecek birçok neden var. Her duygu belli bir nörotransmitter tarafından tetiklenir. Beyinde doğru şekilde uyaranlar vardır, yani beyine ‘hayır bu sana göre değil’ hissi gönderen hormonlar ve sinyaller. Bazen iç sesinizi dinlemek size neden bu kadar iyi geliyor zannediyorum anlamak çok da zor değil.

Gelelim Einstein’a. Ünlü fizikçi kadınlarla zaman geçirmekten kesinlikle zevk alıyordu. Ama ilişkilere dair gösterdiği kayıtsız tutum, derin duygularla ilgili duyduğu rahatsızlıktan kaynaklanıyor olabilir. “Başkalarının duygusal ihtiyaçlarıyla karşılaştığı zaman, Einstein biliminin nesnelliğine sığınma eğilimindeydi,” diye yazıyor bir biyografisinde.

Tarih boyunca aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Şimdiye dek aşkı konu alan binlerce şiir, öykü, roman yazılmış,oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiş olsa da aslında aşk; insanoğlunun en zekilerinin bile kafasını karıştırmış çok güçlü bir içgüdüdür.

Sonuç olarak aşk filmlerinin, bilimin, bilim insanlarının ve hormonlarınızın size söylemeye çalıştığı bir şey var: Olmuyorsa zorlamayın...

 

 

Kaynaklar:

http://www.antalyapsikiyatri.com/psikoterapist-emine-filiz-uluhan/askin-biyolojik-ve-kimyasal-yapisi

https://aklinizikesfedin.com/askin-kimyasi-neden-asik-oluruz/

https://sinirbilim.org/endorfin-bir-mutluluk-hormonu/

https://www.natgeotv.com/tr/ozel/deha-albert-einsteinin-sadakatsizlik-teorisi

 

Bu yazı 311 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Nazar: Şurada bir nazar boncuğu olduğunu varsayalım…
» Aşkın Kimyası: Zehir mi İlaç mı?
» Yeni Nesil Kimyasal Uyuşturucular: 'Metamfetamin'
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter