07 Nisan 2020 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Gizem COŞKUN SÜMER
İnsanlık çok ilerledi…
Yazı Tarihi: 04 Mart 2020 Çarşamba 07:54

Ses hızında uçaklar alçaktan uçmaya başladığında anne kızını emziriyordu. Baba ise içeride yemek hazırlıyordu. Kızları doğalı henüz 45 gün olmuştu. Ne olduğunu anlamadılar. Öyle bir sesti ki çıkan, kadın kucağında huzurla uyuyan bebeğine baktı ve rahatsız olmasın diye o minik kulaklarını kapattı. O sırada mutfaktan çıkıp giyinmeye başlayan adam eşine seslendi: “Siz bekleyin, sanırım savaş çıktı, ben gidip para çekip, eve de erzak alıp geleyim, ne olacağı belli olmaz, belki de günlerce evden çıkamayız.” Kadın eşi çıktıktan sonra uyuyan bebeğini yatağına koyup camlara doğru ilerledi. Dışarıda beş dakikada bir alçaktan uçan F16’lar vızır vızırdı ve tam kadın cama yaklaşmışken uçaklardan biri çok yakında bir yere ses bombası attı. O sırada aşağıdan şangır şungur sesler geldi. Belli ki ses bombası sebebiyle bazı evlerin camları yere iniyordu. Kadın korkudan titremeye başladı. Uyuyan bebeğini yeniden kucağına alıp evin en kuytu köşesi olan dolap ile yatak arasına girdi. O sırada kocası telaşla kapıyı açarak geldi: “Yok, bütün bankamatikler boş, marketler kapalı. Dışarıda kimseler yok, hayalet şehir gibi”. Sonra üçü birlikte o yatakla dolap arasındaki küçücük boşlukta birbirlerine baktılar, anne ve baba aynı şeyi düşünüyorlardı, öleceksek hep birlikte ölelim…

Başka bir dört kişilik bir aile ise uçaktan karşı sokağa düşen bomba yüzünden evlerinin sağ tarafındaki duvardan açılan delikten kaçmaya uğraşıyorlardı. Abla ve erkek kardeşi birbirinin elinden tutmuştu, babası onları yakaladı, eğildi ve konuşmaya başladı: “Dışarıda sokaklarda halen teröristler olabilir, eğer silahlı birini görürseniz saklanın, eğer silahlı birileri tarafından yakalanırsak anneniz ve ben, bizi düşünmeden kaçın, hayatınızı kurtarın.” Kızın gözleri doldu, babası ona dönerek “Yapma, sen güçlü olmalısın” dedi. Kız, oğlanın elini sıkı sıkı tuttu, babasına sarıldı, o sırada arka sokağa halen bombalar yağıyordu. Dört kişi birbirlerine sarılıp öylece kaldılar, sanki bir daha birbirlerini göremeyeceklermiş gibi…

Bu okuduğunuz hikayelerden üstteki benim 15 Temmuz’da Şişli’deki evimde yaşadığım olay. Korkudan ne yapacağımızı bilememiştik. Hayatımda ilk defa, belki ucundan bile geçmeyecektir ancak, savaşın ne demek olabileceğini hayal etmiştim sadece. Birileri uçakla evlerinizin tepesinden uçuyor, bombalarıyla evinizi sarsıyorken ne yapabilirsiniz? Söyleyeyim ya kaçarsınız ya da ölürsünüz, bunun başka yolu yoktur. Alttaki ise, annesi ile babasını Suriye’deki savaşta kaybedip, size söylediğim kareden sonra onları bir daha hiç görmeyen, sonunda bir şekilde kardeşiyle birlikte kendisini Türkiye’de mülteci kampında bulan bir kızın hikayesi. Belki birkaç komşu ya da akraba bulmak umuduyla orada öylece bekliyorlardı.

Bizim ve o ailenin farkı neydi? 15 Temmuz’da savaş değil miydi? Basbayağı savaştı, eğer öyle olmasaydı, o gün hayatını kaybedenler şehit ilan edilmezdi. Eğer o zaman bir iç savaş çıksaydı ve ben ailemle ölmek yerine kaçmayı seçseydim ben de bir mülteci olacaktım. İşte bu beni empati kurmaya zorluyor.

Muğla'nın Bodrum ilçesinde, ailesiyle savaştan kaçıp daha iyi bir hayat umuduyla çıktığı yolda bindikleri teknenin batması sonucu cansız bedeni sahile vuran 3 yaşındaki Aylan bebeği hatırlıyor musunuz? Bodrum'da 14 kişinin bulunduğu fiber teknenin 2 Eylül 2015'te batması sonucu Suriyeli Aylan bebeğin de arasında olduğu 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda, minik Aylan'ın cansız bedeni Akyarlar Mahallesi'ndeki Fenerburnu sahiline vurmuştu. O kırmızılı küçük bebeği görünce hanginizin yüreği sızlamadı?

Her sene eylül ayında Aylan bebeğin fotoğrafını koyup “Ne büyük acılar” yazan insanların bir haftadır mülteciler hakkında demediğinin kalmaması beni hayretler içinde bırakıyor. İki yüzlülüğünüzden siz de bıkmadınız mı? Suriyeliler ülkemizdeyken, tüm arkadaşlarım hatta ailem tarafından bile “Buraya gelmeseler nereye gideceklerdi, kimse savaş yaşamadan insanları yargılamasın, mülteci deyip aşağılamasın, yazıktır” dediğim için salak ilan edilmiştim. Şimdi yeniden söylemeliyim ki salak olmayı, vicdansız, kalpsiz bir insan olmaya tercih ederim. Geldiler, şimdi de gidiyorlar, geldiklerinde sevmediniz, gidiyorlar yine sevmiyorsunuz, sınırda kalanlarla dalga geçip, arkalarından nankör diyorsunuz, gerçekten soruyorum, ne yapsın bu insanlar?

Siyasi boyuttan, yapılan yanlış politikalardan bahsetmiyorum, o olayın çok başka bir boyutu ve bu yazının konusu değil. Benim bahsettiğim düşüncelerimiz, benim bahsettiğim vicdanımız. Botlardaki insanlara oh olsun diyen, bu çocuklara acımayan, savaşın ne demek olduğunu bilmeyen herkes için biraz vicdan ve sağ duyu diliyorum.

Çünkü maalesef, “İnsanlık çok ilerledi, artık görünmüyor…”

 

Bu yazı 613 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» “Ölüm toplasa da çiçekleri, çiçekte tohum biter mi”
» Değer katmayı öğreten sanat: Kintsugi
» “Koronayak”
» Biz evde kalırken dışarıda kaç kadın öldürüldü?
» Dünyanın bize söylemek istediği bir şeyler var
» Bir virüs kadar vicdanı olmayanlarla yaşamak…
» Ülkeden COVID-19 Manzaraları…
» Gezen Virüs Değil, Gezinen İnsanlar
» Aşılar...
» Fırsat / Fırsatçılık
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter