04 Haziran 2020 Perşembe
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Gizem COŞKUN SÜMER
Değer katmayı öğreten sanat: Kintsugi
Yazı Tarihi: 03 Nisan 2020 Cuma 07:35

Bir belgesel izlemiştim, 50 senedir birlikte olan ve hiç kavga etmediklerini söyleyen bir ruhu güzel çift ile röportaj yapılıyordu. Sunucu sordu: “Bu kadar uzun süre birlikte olmak… Nedir bu işin sırrı?” ve adam cevap verdi: “Bizim zamanımızda bir şeyler kırıldığı vakit tamir edilir, onarılırdı. Şimdilerde ise bir şey kırıldığında insanlar onu çöpe atıp yenisini alıyorlar. “

Kintsugi, hasarını benimseme sanatıdır. Japonlar kırık seramikleri altın veya gümüşle doldurarak nesnenin “kırılmışlığını” iyice belirginleştirir. Kırılmanın aslında bir bozulma ve yokluğa gidiş değil, yeni bir varoluş biçimi olduğuna işaret eden, umut dolu yaşam metaforları üreten bir sanattır. Bu sanatla kırılmanın izleri gizlenmez, tam tersine vurgulanır. Kin altın, Tsugi ise birleştirmek, yamamak demektir. Kırıkların arasındaki altın, kırılmış olsa da bir şeyin hâlâ değerli belki de olduğundan daha değerli olduğunu vurgular. Böylece kusurlu olana, yani kırık olana yeni bir yaşam armağan edilir. Amaç kırık vazonun yeni gibi görünmesi değildir, kusurlarıyla güzelleşmesidir.

Kimilerine göre Kintsugi’nin hikayesi, 15. yy. da Japon komutan Ashikaga Yoshimasa’nın çok sevdiği Çin yapımı çaydanlığın kırılması ile başlar. Komutan çaydanlığın onarılmasını ister, ancak onarım sonrası çaydanlığın görünümünden hiç memnun olmaz. Bunun üzerine, Japon zanaatkarları göreve çağrılır. Japon zanaatkarların çaydanlığın estetik bir şekilde onarılmasını sağlama çabaları, Kintsugi tekniğinin geliştirilmesini sağlar. Teknikle yapılan onarım sonunda ortaya çıkan eser, Ashikaga Yoshimasa’nın hayal kırıklığını memnuniyete dönüştürür. Başka bir rivayete göre ise Japonya’da bir imparator çok sevdiği vazosu kırılınca Çin’e gönderir, geldiğinde metal zımbaları görünce küplere biner. Japon zanaatkarlardan, daha güzel bir yol bulmalarını ister. Ve böylece ihtiyaçtan doğan bu sanat, günümüze kadar gelmiştir.

Birini tanırken ettiğin kavgalara dikkat et derler, o ilişkini düzenlerken sana yol gösterir.

Bir işi yaparken yaptığın hatalardan ders al derler, böylece gelişir, ilerlersin.

Birini kırdıysan ve haksızsan özür dile derler, kırdığın yerleri altınla doldurabilmek, olanlardan daha güzel bir şey ortaya çıkarabilmek için.

En sevdiğin gömleğin yırtıldığında dik. En sevdiğin kalemin kırıldığında yapıştır. Bir şeyleri çöpe atmadan önce iki kere düşün. Gerçekten kullanılamaz hale gelene kadar sabrettin mi? Gerçekten kırıldığında, biri seni derinden yaraladığında, onu hayatından çıkarmadan önce düşün: bunu düzeltebilecek kadar çabaladım mı?

O kadar sabırsızız, o kadar doyumsuzuz ki, ne bir şeyleri düzeltmek için çabamız ne de zamanımız var. Bu değilse öbürü, şimdi değilse ne zaman diyerek gereksizce tüketiyoruz. Nasılsa daha iyisi vardır, nasılsa kusursuzu vardır. Oysa 50 senedir birlikte olan o çiftin ve Japonların bu derin sanatının bize söylemek istediği bir şey var: kimse kusursuz değildir. Kırılmak güzeldir. Düzeltildiğinde, tamir edildiğinde de daha değerli olabilecek değerler vardır bu hayatta.

Kırıldığımız yerlerimiz en güçlü taraflarımız olacak. Yeter ki oraları altın ve gümüşle doldurmayı bilelim. Ernest Hemingway ne demişti? “Dünya herkesi kırıyor ve sonra bazıları o kırık yerlerden daha güçlü çıkıyor.”

 

Bu yazı 1122 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Kadın Cinayetlerini Meşrulaştırmayın!
» Yeni Nesil ve Armutlar
» Kadınlar DA Anlar İlimden İrfandan
» Normale dönmek mi, emin miyiz?
» Alt Sınıf derken?
» Sizin de 23 Nisan’ınız kutlu olsun…
» Tarihe Yön Veren Kadınlar: Sabiha Gökçen
» Ne oldu şimdi?
» “Ölüm toplasa da çiçekleri, çiçekte tohum biter mi”
» Değer katmayı öğreten sanat: Kintsugi
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter