23 Ekim 2020 Cuma
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Gizem COŞKUN SÜMER
Alt Sınıf derken?
Yazı Tarihi: 30 Nisan 2020 Perşembe 11:59

Virüs geldi çattı, tüm dünya neredeyse iki aydır karantinada. Evden çıkmıyoruz. Almanya’nın Coburg kentinde yayımlanan Neue Presse gazetesindeki yorumda koronavirüs salgınından çıkarılması gereken dersler ele alınmış. Şöyle diyor gazete:

 

“Bu ekonomik ve sosyal kriz, haftalarca süren felç durumu şu gerçeği de sorgulamaya yarıyor: İnsan hayatının orta yerindeki ve asıl amaç gibi görünen koşturmaca kişisel mutluluğun da nedeni mi yoksa biraz daha frene mi basmalı? Kısacası hayata biraz daha tevazu ile bakabilmeliyiz, çevremizdeki insanlara da daha saygılı ve dayanışma içinde olabiliriz. Hasta, yaşlı ve çocuk bakımında görev yapanların, market çalışanlarının, tarladaki işçinin, tır şoförlerinin ya da çöpçülerin ne derece önemli bir görev üstlendiklerini ancak şimdi idrak ediyor olmak acınası bir durumdur. Sistemi ayakta tutanlar aslında en az para kazananlar.”

 

Yani, evinize sipariş ettiğiniz ürünleri getiren kargocular, markette talan ettiğiniz rafları yeniden dolduran görevliler, sürekli evde durup çıkardığınız çöpleri alan çöpçüler, hastanedeki kirli maskeleri, tulumları, eldivenleri toplayan temizlikçiler olmasaydı ne yapacaktınız? Bu çarkı asıl döndürenlerin aslında en çok işi yapıp en az para kazananlar olması size bir şeyleri hatırlattı mı?

 

İlk kez 1856'da Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.

1 Mayıs 1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago'da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil'de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil'deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park'a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, 'Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu' şeklinde yorumlanmıştı. Bu gösteriler 1 Mayıs'ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs'ta kanlı Haymarket Olayı'na yol açtı. Bu olayda çok sayıda işçi ve polis yaralanırken, dördü işçi, yedisi polis on bir kişi de hayatını kaybetti.

1889'da Fransa’da toplanan İkinci Enternasyonal'de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün, Haymarket olayına atıfta bulunularak, tüm dünyada "Birlik, mücadele ve dayanışma günü" olarak kutlanmasına karar verildi.

Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı.

Emek bakımından bakarsak yapılan her iş çok değerlidir, bunu aldığınız para ile ölçemezsiniz, ölçmeyiniz. Bir firmanın genel müdürü ile çaycısının sadece aldığı maaş eşit değildir ki bu da eğitim, deneyim vb. özellikler göz önünde bulundurularak piyasa tarafından belirlenmiş bir durumdur. Ancak verilen emek aynıdır. Yapılan iş, aynıdır. Hiçbir insan içinde bulunduğu sosyo ekonomik statüye göre yargılanmamalıdır. Yaptığı iş, aldığı maaşa göre yorumlanmamalıdır. Her emek biriciktir. Bunu her sene tekrar tekrar akıllara kazımak için 1 Mayıs’ı kutlarız: Alt sınıf dediğiniz işçiler, emekleriyle bu dünyayı ve dünya düzenini sırtlayan kişilerdir ve bu onların bayramıdır.

Yalnız bir noktaya dikkat çekmek isterim ki, yukarıda söylediklerim, işini severek yapanlar için geçerli. Aklıma Martin Luther King’in şu sözü geldi: “Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’in beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup ’Burada işini çok iyi yapan, dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş’ desin.”

Görevini en iyi şekilde yapan, layığı ile yerine getiren tüm işçi ve emekçilerin bayramını kutlarım.

Son olarak; markette aldığı ürünü kendi rafına koymayan, mağazada baktığı kıyafeti katlayıp yerine koymayan, garsonlara sanki kölesiymiş gibi muamele eden, kargocuları tersleyip, verdiği hizmet karşılığında insanlara “teşekkür ederim” demeyi bilmeyen tüm insan müsveddelerine de vicdan dilerim. Hiç kimse sizin egolarınızı tatmin etmek için orada değil, bunu anlamakta fayda var…

 

 

 

 

 

Bu yazı 1735 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Mesele İletişim Değil, Mesele Şiddetsiz İletişim
» Hoşça kal Sevgili Ruth, Teşekkür ederiz değerli RBG
» Doğanın Ruhu, İnsanın Ruhu
» KENDİMİZE DE MEYDAN OKUYOR MUYUZ SEVGİLİ KADINLAR?
» İstanbul Sözleşmesi Yaşatır!
» Hoşçakal Pınar Gültekin
» Hatırlatmak isterim…
» Tarihe Yön Veren Kadınlar: Agnodice
» 3 ulus, 4 cinayet, 1 sebep: İnsan Zulmü
» Gündöndü değil “Günöldü”
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter