01 Haziran 2020 Pazartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
ENVER PAŞA VE ATATÜRK
Yazı Tarihi: 18 Mayıs 2020 Pazartesi 07:34

İtalyanlar Libya-Cezayir’e ordu yollayarak her iki devletin petrolüne sahip olmak istiyordu. Mustafa Kemal önce Tobruk’a gitti ve o yörenin komutanı olan Ethem Paşa’nın kurmaylığını aldı. Tobruk’ta İtalyan kuvvetleriyle çarpıştı. 9 Ocak’ta Tobruk Savaşı ilk başarı olmuştur.

Sonuna kadar Derne’ye giderek bölge komutanlığını başarı ile yaptı.

Şimdi bu kısmını çok iyi okuyun.

Derne Komutanı olarak yazdığı mektupta; “Bilirsiniz, ben askerliğin her şeyden fazla sanatkarlığını severim. Burada sanatın bütün gereklerini uygulayacak kadar zaman ve bu zamanla edinilecek vasıtalar olursa, işte o vakit milletin istediği hizmeti yapmış olacağız. Vatanı korumak ve milleti mesut etmek için her şeyden önce ordumuzun eski Türk Ordusu olduğunu dünyaya bir daha göstermek lazım olduğuna çoktan inanmışımdır.

Bu gece Derne kuvvetlerimizin bütün kumandanları, subayları ile bir akşam eğlencesi tertip etmiştik. Mektubumu çadırıma dönüşümde yazıyorum. Tüm subayların gözlerinin içine bakarak vatan aşkı için ölmeyi bile göze aldıklarını hissediyorum. Kendilerine, “Vatan mutlak selamet bulacak. Millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü vatan için kendi hayatını feda edecek vatan evlatları çoktur.”

Zaman geçtikçe Mustafa Kemal’e bağlı olanlarla Enver’i tutanlar arasında sürtüşmeler kendini göstermiş ve azmak üzereyken Balkan Savaşı çıkması üzerine iki komutan da vatana dönmüşlerdir.

Şimdi bu satırlara dikkat edin:

1911’de Bingazi Savaşı’nda bulunan bir Fransız muhabiri Enverle Mustafa Kemal arasında şu kıyaslamayı yapmıştır: “Enver büyük planlardan, büyük fikirlerden çabuk umutlanır, canlanırdı. Teferruatla uğraşmazdı. Mustafa Kemal realistti. Parlak projeler, göz kamaştırıcı her şey onda bir güvensizlik yaratırdı. Büyük fikirler onu büyülemezdi. Onun amaçları sınırlıydı. İnce hesap ve uzun yargılamadan sonra karar verirdi. Takribi ve umumi ile yetinmez sağlam esaslar ve rakam isterdi.

Hekimlerimizden biri de kendini bir çöl karargahında nasıl tanıdığını şöyle anlatır: “Komutan hasta, yataktadır. Sizi öyle kabul edecek” dediler. Mustafa Kemal Bey, çadırda portatif karyolasında oturuyordu. Eşyası bir portatif masa, iki iskemle, bir de yere serilmiş kurt postundan ibaret. Bir gözünde kan var. Sık sık nefes almakta. Elini sıkarken ateşi olduğunu da hissettim. Pek güçlükle bir hastanede birkaç gün tedavi olmaya gönderebildik.

Mustafa Kemal 24 Ekim 1912’de İstanbul’a dönmek üzereyken Mısır’da Avrupa Türkiye’sini kaybettiğimizi ve Bulgar ordusunun İstanbul kapılarına geldiğini duydu. Avrupa yolu ile Romanya üstünden İstanbul’a geldi. Makedonya ve Selanik artık düşman elindeydi. Bab-ı Ali Caddesi’nde “Meserret” kıraathanesinde birkaç asker arkadaşına rastlamıştı. İstemeye istemeye yanlarına gitti. Selanik’ten söz açarak: “Nasıl bıraktınız? Selanik’i bu kadar ucuz nasıl düşmana teslim ettiniz?”

HASTANE İÇİN EN UYGUN YER

Abududevle’nin hükümran olduğu zamanlardı. Bağdat’ta bir hastane yapılacaktı. Ancak bir şifa yurdunun nereye bina edileceğine bir türlü karar veremiyordu. Meşhur tıp üstadı Ebubekir Razi’den hastane için en uygun yeri tespit etmesi istendi.

İslam tıp ilminin babası, iki yüz kitabın müellifi Razi, ne kadar arayıp taradı ise “Şurası şu sebeplerden dolayı iyidir” diyecek yer bulamadı. Bulduğu yerler arasında da bir karara varamadı.

Uzun müddet bu meseleyi düşündü durdu. Sonunda dehasına yakışır bir çözüm buldu.

Razi, Bağdat’ın pek çok yerine et parçası astırdı. Bir süre bekledi. Her parçanın ne vakit kokmaya başladığını tespit etti. En son kokan et nerde ise hastane için en uygun yerin orası olduğuna karar verdi. Çünkü havanın en temiz yeri kesinlikle orasıydı.

NAMAZIM BOZULDU MU ACEP?

Devlet-i Ali’nin Sadrazamlık makamında Fazıl Ahmet Paşa’nın (1635 -1674) oturduğu yıllardı. Yirmi küsur yıldan beri Osmanlı’yı meşgul eden ve nice leventin canına mal olan Girit adası artık fethedilmeliydi. Fazıl Ahmet Paşa ve kahraman ordu, bu işi tamam eylemek için adaya çıktı.

Paşa’nın ordusunda Gazi Zeynel Bey nam ile meşhur bir kimse vardı ki ibadet ve kulluk vazifelerinde son derece hassas bir mümindi.

Girit’te bir sabah vakti, Kandiye Kalesi’nin surlarında tuhaf bir sessizlik oldu. Gazi olanlar bu sessizliğin az sonra kopacak fırtınanın habercisi olduğunu bilirlerdi. Gazi Zeynel Bey de biliyordu elbet. Gün ağarmadan kalkmış ve namaz hazırlığına başlamıştı. O harbin en dehşetli zamanlarında bile namazını terk etmezdi. Girit’in serin seher esintilerine doğru seccadesini sererek namaza durdu. Fakat hemen sonra Kandiye’nin burçlarında gök gürlemeye başladı. Toplar birbiri ardına patlıyor. Havada uçuşan gülleler kalın ıslıklar çala çala düştükleri yerlerde parçalanıyordu. Zeynel  Bey alnını secdeye koymuştu ki ard arda üç beş top gürleyiverdi. Gülleler başının üzerinden geçip gitti ve kendisine hiç dokunmadan karşısındaki kayalıklarda parçalandı.

Namazını bitiren Zeynel

 Bey koşa koşa Fazıl Ahmet Paşa’nın huzura vardı. Selam verdikten sonra ise heyecanla sordu:

“Paşam gülleler başımızın üzerinden geçiyordu. Ben seccadeden hemen kaldırmadım, bir müddet öylece bekledim. Acaba namazım bozulmuş mudur?”

Fazıl Ahmet Paşa, içerisinde böyle askerlerin olduğu bir orduya kumandanlık etmekten dolayı Rabbime sonsuz hamd ve serdar etti. Gazi Zeynel Bey’e ise bu hassasiyetinden dolayı bir kese altın ihsan eyledi.

 

Bu yazı 376 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» BABAMI İSTİYORUM
» KAÇAKÇI BÖYLE OLUR!
» KOLEJİ BİTİREN GENÇLERE ÖĞÜT
» YENİÇERİ ELBİSELERİ
» AZ KONUŞMANIN GÜZELLİĞİ
» BEYİN GÖÇÜNÜ DURDURUNUZ!
» SİNİRLİLİK
» MECBURİ REJİM
» O SABAH Kİ SES
» AŞKA DAİR NE VARSA!
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter