30 Eylül 2020 Çarşamba
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
UNUTTUKLARIMIZ 
Yazı Tarihi: 28 Temmuz 2020 Salı 07:42

  Yaşamımızda unuttuğumuz, unutturulduğumuz pek çok değer var. Tüm yaşamımızı incelediğimizde Dünyaca yozlaşıyor, tüm Dünyaca aynılaşıyoruz. Artık bütün şehirler birbirine benziyor. Herkes her yerde aynı kafelere gidiyor, aynı kahveleri içiyor, aynı filmleri izliyor ve aynı kitapları okuyor. Estetik salgınıyla yüzlerimiz, vücutlarımız bile birbirinin aynı oldu. Reklamlarda gördüğüm, muazzam orantılı yüz hatlarına sahip bir modeli beğenemiyorum. Çünkü artık her şey plastikten oluşuyor sanki. Plastik güzellikler, plastik zevkler, plastik filmler. Beğeneceğimiz insana bile yerleşmiş güzellik algıları karar veriyor. Giydiğimiz kazaklara, giydiğimiz iç çamaşırlarına kadar her şeye! Ne yapmalı? Bir kere, bence önce kendini yetiştirmeli insan. Kaliteli zevklere, hobilere sahip olmalı. Hiç kimse gittiğini görmeyecek olsa da, örneğin kendi başına bir tiyatroya gitmeli. Salt marka kıyafetler giymekle şık olmadığımızı, dişlerimizin arasından sevimli olmaya çalışarak konuşmakla sevimli olmadığımızı, sinemada saçma bir komedi filmi izleyip, patlamış mısır yemekle sosyal olmadığımızı anlamamız gerekir. Elimizden akıllı telefonları bırakıp içinde bulunduğumuz ortamın, dostlarımızla sohbetin tadını çıkarabilmek gerek. Düşünülebilir ki, hem aynılaşmaktan şikâyet ediyorsun, hem de başka birinin kişisel zevklerini taklit ediyorsun. Herkes Dostoyevski okuyor diye, Dostoyevski okumamak büyük bir yanlış. Yahut herkes marka kafelere gidiyor diye, kahvelerini sevdiğin halde gitmemek de anlamsız. Farklı olabilmenin, zevk sahibi olabilmenin yolu olur olmaz her şeyi eleştirmekten geçmiyor. Hayattan tat almaya bakmak varken, bu tarz yaklaşımlar içinde olmak her şeyden çok kişinin kendisine zarar vermektedir.
 Bir şarkıdır gençliğimizde kalan, benim balonlarım vardı nakaratı. Neşe dolu yıllarımızdan süzülüp gelen anılarımızda çok önemli yer tutan, benim bayramlarım vardı hatıralarımızın en değerli bir unsuruydu. Fakat bizler için artık olmayana duyulan özlem halini aldı. İnsanı duyunca düşündüren, üzen bir durumu yansıtmaktadır. İnsanın böyle güzelliklerini, değerlerini kaybetmesi kendisinden bir şeylerin kopması gibi bir olaydır. Her bayram serzenişte bulunduğumuz, nerede o eski bayramlar sözcüğü de samimiyetini kaybetmeye başladı. Öyle ki insanlar ne kadar hayıflansalar da, modern yaşamın kendilerine sunduğu konfor ve rahatlıktan dolayı eski bayramları aramayı fazla önemsemiyorlar. Eski bayramlardaki insan sıcaklığını aramak yerine tatilin, denizin sıcaklığı onlara daha cazip geliyor. Fakat kalabalıklar içinde kaybolmuş ve yalnız.

 O eskiyen bayramlarda en çok çocuklar mutlu olurdu. Bir gün önceden şimdiki gibi kolayca duş alma olanağı olmadığından banyo yapılır. Daha sonra yeni alınan elbiseler hazırlanır, ütülenir ve yatağın başucuna konurdu. Şimdiki gibi çocuklara her zaman giysi alınmazdı. Bundan dolayı yeni giysilerin kıymeti bilinir, istenirse de bayrama az kaldı, bayramda giyebilirsin denilirdi. Bayramda en önemli görev aile büyüklerini, komşuları, yaşlıları ziyaret etmek idi. Şimdi hasret kaldığımız sıcacık sevgi dolu konukluklar, içimizi güneş gibi aydınlatırdı. O zamanlar her yeri beton yığınları kaplamamış arsalarda, yeşilliklerde çelik çomaktan tutunda, misket, kuyu kazmaca, dokuz kiremit, saklambaç oyunları oynanırdı. Şimdi bilgisayar başında yalnız bir şekilde oynanan oyunlar çocuklarımızı insan sevgisinden, sosyalleşmelerinden uzaklaşmaktadır.

 Günümüzde, özellikle de yoğun iş temposu nedeniyle bayramlar tatil ya da dinlenme fırsatı olarak değerlendiriliyor. Çekirdek ailenin hısım, akraba ziyaretleri yapmak yerine tatile çıkması ve bu yüzden de ziyaretçilerin azalması sonucu büyüklerin bayramları daha bir buruk geçiyor. Tüketime dayalı modern yaşam bizlere bedensel rahatı sundu ama insanlarımızın, bayramlarımızın içimizi ısıtan sıcaklığını çaldı götürdü. Apartman hayatıyla birlikte komşusunun kapısını belki de hiç çalmayan şehirliler, bayramlarda komşu ziyaretlerini de neredeyse unutur oldu. Ziyaret edilemeyen yakınlara içinde fotoğrafların olduğu kartpostal göndermenin yerini, telefonla ya da elektronik postayla yapılan bayramlaşmalar aldı. Kısaca Küresel Dünya’nın bize dayattığı teknoloji ile değişen insanların, elektronik ortamda yüz yüze gerçekleşmesi gereken sıcaklıktan uzaklaşması oldukça üzücü. İnsan sıcaklığının yerini, modern yaşamın sunduğu hiçbir sıcaklık alamaz. Bu, sevgi tomurcuklarının kokusuyla bezenmiş bayramlar burnumda tütüyor. Tıpkı fırından yeni çıkmış ekmek kokusu gibi. Aslında düşündüğümüzde ölen eski bayramlar değil, eski duyarlılıklar. Onları yaşatabilirsek eski bayramlarda yaşar. Yapmamız gereken sevgiyi, saygıyı, dostluğu, vefayı başka bayrama ertelememektir. Çocukluğumuzdaki gözyaşlarımız gibi tertemiz, çocukluğumuzdaki oyunlarımızdaki neşelerimiz kadar mutlu, sevgi dolu bir bayram dilerim.

 

 

 

Bu yazı 1007 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» KAYBEDİLENLER
» GELECEK
» DEĞERİ ANLAMAK
» KÜRESEL KİRLİLİK
» KÜTÜPHANE
» ÇÖP
» SAĞLIKÇILAR    
» ZEYTİN AĞACI   
» ESKİ EVLER
» EYLÜL
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter