25 Eylül 2020 Cuma
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
MEDENİYET
Yazı Tarihi: 21 Ağustos 2020 Cuma 10:35

 Geçen yıl yazar Ahmet Ümit’in bir söyleşisine katılmıştım. Konuşmasında Ülkemizin medeniyet tarihindeki yerini anlatırken yaşamından bir anısını paylaştı. Bir panele katılan Fransız misafirle olan konuşmasını dile getirdi. Yenilen yemekten sonra misafirin kendisine ilk söylediği ve yazarı çok şaşırtan sorusu oldukça küstah çaydı. Ahmet Ümit’ e Ülkenizin Avrupa Birliği’nde ne işi var söylemi Yazar’ ı çok kızdırır. Yazar Avrupa Birliği düşüncesi bu topraklarda atılmıştır diye cevap verir. Buna çok şaşıran Fransız, Mustafa Kemal Atatürk ‘mü diye sorar? Yazar daha öncesi diye cevap verir. Fransız Mevlana’dan mı bahsediyorsunuz diye sorar. Ahmet Ümit daha öncesi diye cevap verir. Yaklaşık 2100 yıl önce Nemrut Dağı bölgesinde yaşayan Kral Antiochos’dan bahseden Yazar, Kralın önemi yaptırdığı büyük heykelleri Nemrut Dağına çıkartması olmadığını söyler. İşin önemi o heykellerin kimler olduğudur diye söyleşisine devam eder. Bir yanda batılı bir tanrı olan Zeus heykeli, bir yanda Zeus’un oğlu Harakles heykeli, bir yanda Kommagene Kralı Antiochos. El sıkışan heykeller doğu ile batının bir arada olma düşüncesinin güzel bir örneğidir diye sözlerini sürdüren Yazar devam eder. Avrupa Birliği projesi ırklar, diller, dinlerden bağımsız olarak hak, adalet, eşitlik temelinde oluşan bir bayrak altında toplanılması gereken bir insanlık projesi değil midir? Diye Fransız misafire sorar. Evet diyen misafire biz bunu zaten 2100 yıl önce zaten yapmışız diyerek, mahcup olan misafire gerekli dersi verdiğini anlatır.

 Büyük birçok medeniyetlere ev sahipliği yapmış Ülkemizin değerini bilmiyoruz. Bu konuda tarihsel, kültürel eksikliğimiz oldukça fazla. Kendi tarihi bilmeyen ve gerekli ilgiyi göstermeyen toplumlar geleceği de doğru yaklaşımlarla karşılayamaz. Bunlardan biriside, Ülkede çoğumuzun bir çiğköfte markası olarak tanıdığı, Kommagene Krallığı’nın yaşamış olması. Anadolu’da Adıyaman ili sınırları içerisinde bulunan Nemrut Dağı birçok efsaneye konu olmuştur. M.Ö. ilk yüzyılda kurulan ve M.S. 72 yılına kadar varlığını sürdüren Kommagene Krallığı’nın hüküm sürdüğü bölgede, bu krallığa ait ilk yazılı belgeler kral 1. Antiochos zamanından kalmadır. Antiochos Kommagene’nin en önemli kralıdır. Çünkü Antiochos yeni bir düşünceyle bütün Dünyayı egemenliği altına almayı hedefliyordu. Böylece kendisi de ölümsüz olacaktı. 2150 metre yükseklikteki Nemrut Dağı’nın zirvesine kendi mezarını kutsal bir alan olarak belirlediği bölgeye inşa ettirmeye başladı. Ancak tamamlamaya ömrü yetmedi. Anıt mezar yarım kaldı. Zirvenin batı ve doğu kısımlarına yaptırdığı heykeller ise günümüze kadar ayakta kalmayı başarmıştır. Antiochos tarafından, her biri birer tanrı olarak tasvir edilen bu heykeller nedeniyle Nemrut Dağı’na tanrıların dağı denmiştir. Dağın doğu yamacındaki tanrı heykelleri Pers tanrılarını, batı yamacındakiler ise antik yunan tanrılarını simgeliyordu. Bu da kralın iki uygarlığı birleştirme çabasını açıklıyor.

 Dağın zirvesinde bulunan mabette, tören yolu, batı terası, höyük ve doğu terasının astronomik bir dizilime sahip olduğu düşünülüyor. Nemrut Dağı’nın uç noktasında bulunan höyüğe ise erişim bütün çabalara rağmen sağlanamamıştır. İnsan eliyle yapılan bu höyüğün içinde neler olabileceği hala bilinmemektedir. İçine girilemeyen bu höyüğün taşlarının o zamanın teknoloji ile dağın tepesine nasıl getirildiği, taşların nasıl yığılıp höyüğün yapılabildiği bilinmemektedir. Antiochos yaptırdığı heykeller sayesinde ölümsüzlüğü yakaladı. Unesco 1987 yılında Nemrut Dağı’nı korunması gereken kültür mirası olarak ilan etti. Nemrut Dağı Dünya’nın 8. harikası olarak nitelendiriliyor.

 Theresa Goel, Cambridge - New York Üniversitelerinde mimarlık ve arkeoloji öğrencisi iken bir dergide, Nemrut'taki tanrıların tahtları ile ilgili bir yazı okur. O yazı düşlerinde ve yaşamında önemli bir kilometre taşı olur.1947 yılında Amerika'dan bir grupla Adıyaman'a gelip Kahta ve Horik köylüleriyle çalışmaya başlar. Bir yıl süren çalışma sonunda Theresa, Nemrut - Kommagene'ye sevdasını açıklar. Kendisi : " İstemem evlilik, Nemrutla evliyim, bu tarihi taş eserler benim evlatlarımdır. "diyerek Dünya Harikasına olan hayranlığını dile getirir. Theresa, yıllarca Adıyaman köy ve ilçelerinde halkın, doktoru, ebesi, öğretmeni ve Nemrut dağının arkeoloğu olarak çalışır. Kommagen uygarlığının bütün sırlarını çözer ve bilim dünyasına armağan eder. Bu çalışmalar sırasında tüm yetkililerden, çobana kadar herkes Theresa'yı tanır. Nemrut'taki çadır kamp, eski Kahta'daki taş ev, hasır şapka, jeep, Nemrut'a giderken bindiği katır, aşçı Aziz ve evlat edindiği kendi halindeki Mıçı, Theresa'nın vazgeçilmezleridir. Theresa çalışkan, inatçı, sevgi dolu bir kadındır. Bir yaşam adar Nemrut'a. Herkesi uyarır " Turistlere söyleyin bu tarihi taşlara basmasınlar bu taşlar 2000 yıl önce sanatçıların hünerli elleri ile yapılmış, bunlar benim çocuklarımdır. "Tanrılar dağındaki yaşam onu yormaz ama yaşlanır ve 1984 yılında Amerika'ya döner.1989 yılında bir sabah Kâhta otogarına gelen Amerikalı Kermit Goel, Theresa'nın erkek kardeşidir. Rehber Mahmut ve Mıçı’yı alır. Nemrut'un zirvesine çıkarlar. Kermit, çantasında bir kavanoz çıkarır, açar. Kavanozdaki külleri anıt mezarın üstüne serper. Böylece bir yaşam tarihe karışır. Bu ölümsüz kadın, Nemrut sevdası uğruna ülke sınırlarını aşar. Bir yurtsuz olur. Bu tavrı onu ölümsüz kılar. Kaç kadın, Dünyanın kaç yerinde tutkusu uğruna ülke aşar, tutkusuna bir yaşam adar bilinmez. Theresa Goel, 1953 yılında Adıyaman'ın tanrılar dağı Nemrut'ta bir kadın heykelini gün ışığına çıkarır. Ve bu çalışmayı şöyle kaleme alır: " Fırat'a Tepeden Bakan Taht. Mezopotamya'nın ay ışığıyla yıkanan yüzüne, aşağıda gümüş bir ejderha gibi ışıldayan Fırat'a baktım. Gece rüzgârı uğuldayarak esiyordu. "

Nemrut dağında bir kadın arkeolog çalışmalardan yorulan gözlerini Fırat'ın seyri ile dinlendirir. İşte o an Mississippi ile Fırat birlikte akar. 2134 rakımlı Nemrut dağında kadının evrensel türküsü söylenir. Herkesin kendince bir 'Nemrud'un Kızı' öyküsü, şarkısı, türküsü, sevdası bu zengin topraklarda vardır. Yeter ki, insanların sıcacık yüreklerinde vefaya ve sevgiye yer olsun.

 

 

Bu yazı 377 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» DEĞERİ ANLAMAK
» KÜRESEL KİRLİLİK
» KÜTÜPHANE
» ÇÖP
» SAĞLIKÇILAR    
» ZEYTİN AĞACI   
» ESKİ EVLER
» EYLÜL
» GENÇLER  
» ÖNEMLİ OLAN
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter