02 Aralık 2020 Çarşamba
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
MEVLÜT ÇELİK
BANKALAR KALKINMA MESELESİNİN NERESİNDE?
Yazı Tarihi: 06 Ekim 2020 Salı 06:21

Bir işletmenin faaliyetini sürdürmesi için en temel faktörler yer, iş gücü ve sermayedir. Bir işletme, cari işlemleri veya yatırım kaynakları için sermaye teminini öz kaynaklarından, satıcı borçlanmasından veya banka borçlanmasından elde edebilir. İşletme için en maliyetsiz kaynak doğal olarak öz kaynak olurken, piyasa borçlanması ve banka borçlanmasının maliyetleri elbette olacaktır. Özellikle banka borçlanması konusu içerik olarak uzun ve detaylı bir konudur.

Bankalar insanların sermaye birikimlerini muhafaza hizmeti ile ortaya çıkmışlardır. Zamanla hizmet verdikleri sermaye tutarı arttıkça biriken sermaye, işletmelerin ihtiyaçları için kullanıma açılmış ve faiz maliyetiyle bankacılık sektörünün ilk temelleri atılmıştır. Muhafazaya bırakılan paranın bir maliyeti ve kullanıma açılan paranın bir satış maliyeti döngüsüyle bankacılık sektörü gelişmeye başlamıştır.

Coğrafi keşifler, bankacılık sektörü için yeni bir dönüm noktası olmuştur. Coğrafi keşifler sonrası, keşfedilen topraklardan elde edilen kıymetli madenler ve o bölgelerden getirilen ürünlerin satışından elde edilen gelirlerle Avrupa’da biriken sermaye hem muhafazası için bir hizmet sebebi, hem de satışa sunulacak para için ciddi bir kaynak elde edilmesine sebep olmuştur. Bu dönemde ayrıca yeni bir sektör daha doğmuş ve Avrupa’dan yeni kıtalara, yeni kıtalardan Avrupa’ya taşınan malların, taşınırken yaşayacağı sorunları bertaraf etmek için sigorta kavramı ve sigortacılık sektörü doğmuştur. Sigortacılığın da, zaman içerisinde topladığı fonların birikmesiyle,  sigorta fonları, bankacılık hizmeti de vermeye başlamış ve günümüze gelinceye kadar, Batıda , bankacılık sektörünün, önemli oranda sahipleri , sigorta fonları olmuştur.

Batıda Yeniçağ’dan itibaren bu gelişmeler yaşanırken, Osmanlı döneminde sürekli devam eden savaşlar, ekonomik ve askeri güç kayıpları, sömürgeci bir geçmişe sahip olmama ve sermaye kaynaklarının sürekli şahıslarda -özellikle Gayri Müslim azınlıklarda kalması, kapitalist bir tüccar ve sanayici kesimin oluşmaması bankacılık sektörünün ülkemizde gelişmemesine ve geç gelişmesine sebep olmuştur. 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren çiftçi ve tüccarın sermaye ihtiyaçlarının karşılanması ve özellikle devletin ihtiyaçlarının fonlanması amacıyla Ziraat Bankası ve Osmanlı Bankasının kurulumları dışında belirgin bir banka figüründen bahsedilemez. Sermaye Galata bankerlerinin elinde değerlendirilmektedir. Ancak Cumhuriyetle birlikte genel ve sektörel bankalar kurulmaya başlamıştır.

Günümüzde Türkiye’de BDDK tarafından lisanslı Kamu ve Özel sermayeli 34 Mevduat Bankası ve 14 Yatırım ve Kalkınma Bankası ve 6 adet katılım bankası faaliyet göstermektedir. Mevduat ve katılım bankalarının temel fonksiyonu piyasadaki mevduatın toplanarak ihtiyaç sahibi işletmelere veya şahıslara borç olarak verilmesidir. Kalkınma ve Yatırım Bankaları ise özel amaçlı ve stratejik sektörlerdeki büyük ve uzun vadeli yatırımların fonlanmasıdır.

Türkiye faaliyet gösteren Mevduat ve Katılım bankalarının temel faaliyetleri icra ederken kalkınma konusunda yeteri kadar misyon üstlendiği söylenebilir mi? Bankalara sadece işletme sermayesi ihtiyacını karşılamaktan daha fazla misyon üstlenebilirler mi? Mevduat toplamak ve mevduatı kısa vadeli (1 yıl ve altı) satmak dışında kalkınmaya katkı sağlayabilirler mi?

Elbette bu sorulara verilecek cevaplar oldukça uzun ve detaylı olmakla birlikte, kısaca bankaların reel sektörü fonlama mantığı ve yapılarının farklılaşması gerektiği kanaatindeyim. Şöyle ki, finansman ihtiyacı ve kaynağı konusunda sıkıntısı olmayan bir girişimci ve yatırımcı elbette daha fazla ve özellikli yatırımlar yapmak isteyecektir. Bu sebeple, bankaların reel sektör ile birlikte hareket etmesi proje ortaklıkları kurabileceği bir yapıya ihtiyaç duyulduğu kanaatindeyim. Benzer modelleri Japonya ve Güney Kore kalkınma örneklerinde görebiliyoruz. Bir tarafta Ekonomi ve Siyaset politikaları geliştirici Devlet ile birlikte, bir tarafta fonlayıcı Banka ve diğer tarafta ise özellikle KOBİ segmentindeki yatırımcı/üretici ile birlikte kurulacak ortaklıklar ile birlikte hem yatırım, hem üretim hem de istihdam konularında çok önemli mesafeler alabiliriz. Politikayı belirleyecek ve resmi kontrolleri yapacak kamu tarafı, risk ve fon yönetimini yapacak banka ve uzman olduğu alanda yatırımı yapacak reel sektör aktörü ile yatay (tabana ve sektörele yaygın) ve dikey (artan hacim) katma değer ve kalkınma hızı kısa sürede elde edilecektir. COVID 19 sonrası önemli bir dönüşüm yaşayan dünya üretim ve ticaret haritası için stratejik hamleler yapmak istiyor ve krizi fırsata çevirmek istiyorsak, bankaların klasik faizle para toplayıp faizle para satan misyonundan sıyrılması gerekmektedir.

Sonraki yazımızda görüşmek üzere sağlıcakla kalınız…

Bu yazı 5876 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» BANKALAR KALKINMA MESELESİNİN NERESİNDE?
» “KAÇIN BU MÜSLÜMANLARDAN…”*
» FRANSA DOĞU AKDENİZ’DE NEYİN PEŞİNDE?
» İHRACAT NEDİR? İHRACATIN FAYDALARI NELERDİR?
» İŞSİZLİK RAKAMLARINA İNANMALI MIYIZ?
» SEBEPLER, SONUÇLAR, ÇÖZÜMLER 2
» Ekonomi, Politika, Diplomasi
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter