30 Kasım 2020 Pazartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Necati KAYHAN
20 Ekim 1979
Yazı Tarihi: 26 Ekim 2020 Pazartesi 07:46

Lüleburgazspor 2. Lig’de… Maçlarda güzel sonuçlarla iyi durumdayız…

Lüleburgaz’da Sakaryaspor’la karşılaşıyoruz… Stat hınca hınç, seyirci ile doluyuz.

Allah rahmet eylesin teknik direktörümüz Sabri Doğrugiden, ben ise onun yardımcı antrenörüyüm…

Öyle unutulmaz bir maç oynuyoruz ki top bir Sakaryaspor’un kalesinde gol oluyor, hemen beş- on dakika sonra Lüleburgazspor’un kalesinde gol oluyor.

Sakaryaspor’un kadrosunda Babaeski’den Gazep de oynuyordu; iyi bir futbolcuydu…

Dediğim gibi goller arka arkaya geliyor… Babaeski’li futbolcu Gazep ( Şeref) bize bir gol atınca, doğru koşarak beton tribüne gitti ve futbolcuya yakışmayan bir hareket yaptı seyircimize karşı…

Tabii seyircimiz haklı olarak öyle bir tepki verdi ki stat bir anda karıştı… Maç 3-3 berabere bitti… Ama olaylar neredeyse gece yarısına kadar devam etti…

Yıl 1980… Türkiye’de ihtilal oldu… Sıkı Yönetim Kurulu bu olayları kendilerine yapılmış bir hareket kabul ettiler ve tüm Lüleburgaz’a ceza verdiler.

Tekirdağspor’un da sahası kapatıldı o hafta… Şu işe ve şansa bak onların maçı da İzmit’e alındı…

Lüleburgazspor, Tekirdağ ile maç yapacaktı…

Pazar günüydü galiba, Lüleburgazspor İzmit’e doğru şoför Süslü Metin, başkanımız Allah rahmet etsin Vergi Müdürü ve futbolcularla güle güle yol alıyorduk…

Arabanın en önünde bir numaralı koltukta Sabri Hoca, 2 nolu koltukta Rahmi Hınçal, 3 numaralı koltukta Kaptan Naci ve 4 numaralı koltuk da ise ben oturuyorduk.

Hava biraz serin, hafif yağmur yağıyor… Ben en önde bir şeyler anlatıyorum… Beni dinlemek için de, arkadaki tüm futbolcular öne doğru yığınak yaptılar…

Şoförümüz Süslü Metin anlattıklarıma gülerken birden bire trafik levhasında Ankara – İzmit yönüne bakmayıp, Kadıköy yazılı tabelaya bakarak Kadıköy’e girdi. 3-4 Km yolumuz uzadı… Neyse biraz sonra Kadıköy’den İzmit – Ankara yoluna çıktık…

Kartal’a doğru yaklaşıyoruz… Yağmur hafif yağıyor. Çoktan beri yağmur yağmadığı için yol kaygan ama Süslü Metin gülmekten farkında değildi herhâlde yokuş aşağı gidiyoruz. Süslü Metin fren yapıyor ama araba bayır aşağı gittiği için bir türlü yavaşlamıyordu.

Yolun uzağında adamın biri yolun tam ortasında iki eliyle Durun! Durun! diye bağırıp duruyor…

Bu esnada Kaptan Naci “Eyvah kaza olacak!” diye söylenerek 3 nolu koltuktan kalktı, arabanın arkasına doğru gitti. Ben ise hala cam kenarında 4 nolu koltukta oturuyorum… Naci’nin boşalttığı 3 nolu koltuğa geçsem bana bir şey olmayacak…

Ama biz öndekiler kazanın olacağına hiç ihtimal vermiyorduk. Bize işaret veren adamı gözlemliyoruz. Meğer demir yüklü bir tır yan yoldan ana yola çıkmaya çalışmış ama yolu kaplayacak şekilde arabada bir arıza olmuş yolun tam ortasında duruyor…

Önde duran ben, Rahmi bey, şoför Süslü Metin, Sabri Hoca kazanın nasıl olacağını merak içindeydik herhalde! Koca otobüs demir yüklü tıra çarptık… Otobüsün önü bize doğru çarpışmadan dolayı hızla yakınlaştı…

Ben,

Rahmi Hınçal,

Süslü Metin,

İki arabanın çarpışıp öpüştüğü yerde iki arabanın arasında ayaklarımız sıkışıp kaldık…

Kim çıkaracak bizleri?

Ben hala 4 numarada oturuyorum ve ayağım sıkışmış durumda... Ayağımı çekmek istiyorum ama nerede!

4 numaralı koltuktan ayakta duruyorum, ayağım sıkışık…

Yanımdaki cam kırılınca sağ kolumu çıkarıyorum ve: “Kurtarın beni! Kurtarın beni!” Sağ elime bir baktım iki parmak kopmuş, deri tutuyor… Başımda kaşımın üzerinde bir delik açılmış suratım kan içinde…

Neyse futbolcular yardıma geldiler ve sıkışan ayağımı çıkardılar…

Üsküdar’da ki Numune Hastanesi’ne gideceğiz ama taksilerin hiç biri bizi götürmeye yanaşmıyorlar… Neyse bir taksinin önüne geçtiler, taksici korktu ve durdu.

Kırık ayakla taksiye binmek için 50 adıma yakın adım attım.

Arabanın içinde ben, Musa – İsa ve şoförler cemiyetinde çalışan Semih kardeşim var.

Vücudumdan çeşme gibi kan akıyor… Ayaklarımın altı kan içinde… Numune Hastanesi’ne bir türlü ulaşamıyoruz.

Adamın arabasını rezil ettik… Şimdi aklıma geliyor da bize yardımda bulunan şoför kardeşimize hiç olmazsa bir teşekkür edebilseydik.

Oh be! Nihayet Numune Hastanesi’ne geldik… Hemen bizi acile aldılar… Benim yattığım karyoladaki beyaz çarşaf kıpkırmızı oldu…

Kan kaybından olacak nasıl üşüyorum, nasıl kan akıyor bilseniz.

Yarım saat sonra Avukat Yılmaz Dedeoğlu geldi hastaneye… Ben onu görünce ağlayıp durdum… Yılmaz bana şunu söyledi: “Dua et, Allah’ın sevgili kuluymuşsun… İçeri girmeden evvel doktora sordum durumunuzu…”

Doktor:

“Ötekilerde fazla bir şey yok… Ama antrenörleri var. Çok kuvvetli bünyesi varmış… Başkası olsa çoktan ölmüştü.”

İşte ben bu kazanın sonucunu 40 yıldan beri çekiyorum. Ayaklarım sakat kaldı…

Tam 6 ay iki değnekle yürüdüm… Bu arada Lüleburgazspr, Fenerbahçe’yi ve Beşiktaş’ı Türkiye Kupası’nda eledi ama Ligde durumu çok kötüydü.

15-16 Nisan’da yine beni çağırdı Lüleburgazspor, takımı küme düşmekten kurtardık.   

Ama beni Lüleburgazspor’a antrenör olarak çağırmadan evvel hiç duymak istemediğim konuşmaları dinlerken futbol dünyasında bile ne kadar kaypak futbolcuların olduğunu duyunca onlara kızdım hem de çok… İnsanoğlu nankörmüş hele futbolda kendilerinin bir şey olduklarını sanarak.

Ayağım yavaş yavaş iyileşiyordu… İki değnek sopasını atmış, bastonla idare ediyordum.

Lüleburgaz küme düştü düşecek… Bir gün hiç unutmuyorum…

Pazar günü Lüleburgazspor kendi sahasında Sarıyer ile oynuyor ve kendi sahamızda 1-0 yeniyor… Aman Allah’ım Sabri Hocama ne kötü laflar, küfürler, hakaretler.

Pazartesi günü bir futbolcuma, “Sabri Hoca’yı bul ve bana gelmesini söyle” dedim.

Bir-iki saat sonra Sabri Hoca ve yanında Kaptan Naci Tolon var.

İlk söze ben girdim: “Beşiktaş’ı, Fenerbahçe’yi elediniz ama Ligde durumumuz çok kötü. Ne yapacağız?” dedim.

“Yarın antrenmana geliyorum. Takımı küme düşmekten kurtaralım. Ben yarın gelmeden antrenmana başlamayın” dedim…

Her ikisi de “ Aman Necati, çok iyi olur. Gel arkadaşım senin işine hiç karışmayacağız.” dediler.

Tamam anlaştık öyleyse dedim.

Akşam üstü elimde bastonla eve giderken tam İş Bankası’nın önünden geçerken Yılmaz İş Hanı 2. katından birisi bana “Necati Hoca, Necati Hoca yukarıya gel” dedi.

“Bana bak Tandoğan ( Muhasebeci) beni boşu boşuna bastonla çıkarma” dedim.

- Gel, gel, dedi… Çok önemli bir şey deyince, tamam öyleyse geliyorum.

Yukarı çıktım, odaya girince içeride Yönetim kurulu ve bir sürü eski yönetici vardı.

Sayın Başkan Rahmi Hınçal, Necati yarın takımın başına geç… Tek yetkili olarak seni oraya teknik direktör tayin ediyoruz, deyince “Ben sabahleyin Sabri Hoca, Kaptan Naci ile oturup konuştuk. Fazla işi karıştırmayın ben her şeyi halledeceğim” dedim.

-Yarını bekleyin-

Bu yazı 739 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» TRAKYA TOPRAKLARI
» FIKRALAR
» EN İYİ YOL
» 22 gün 22 gece Sakarya
» ÇÖPÇÜLER İYİ ÇALIŞIYOR
» GARİP BİR DENEME
» COVİD-19 ANAMIZI AĞLATACAK!
» SAĞIR HASTANIN ZİYARETİ
» EROL ÖZGÜR
» KORONAVİRÜSLE MÜCADELE BÖYLE OLUR
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter