13 Mayıs 2021 Perşembe
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
ÇOCUKLAR ÖZELDİR
Yazı Tarihi: 12 Ocak 2021 Salı 06:51

Geçenlerde çok güzel ve etkileyici bir film seyretmiştim. Sevginin yüceliğini, o güce sahip olanın tüm zorlukların üstesinden gelebileceğini ve sevgi seli ile tüm engellerin yıkılacağını anlatıyordu. Her Çocuk Özeldir filmi adı gibi insanı tesir altında bırakan izlenmesi gereken bir film. Disleksi (öğrenme bozukluğu) olan bir çocuğun karşılaştığı zorlukları, çevresinin, ailesinin kendisini anlamamasını bizlere gösteriyor. 2007 yapımı filmin yönetmenliğini Aamir Khan, Amole Gupte ve Ram Madhvani yapmıştır. Başrollerini Darsheel Safary ve Aamir Khan paylaşmaktadır. Sürekli dışlanan, bağırılıp çağırılan, alay edilen ve sevgisizlik dünyasında boğulan bu çocuğun imdadına, bu zorlukları çok iyi bilen gerçek bir eğitimci çıkıyor. Dünya üzerinde iz bırakmış, yüzyıllar boyunca eserleri, hayatları, icatları, buluşları, fikirleri ölümsüz hale gelmiş insanların hayatlarına baktığımızda da sınırları olmayan, farklı açıdan bakabilen, herkesten farklı, sıra dışı insanlar olduğunu görebiliyoruz. Filimde birçok bilim adamı, müzisyen, ressam, düşünür, yazar ya da sporcuların disleksi hastası olduğunu ancak bu hastalığın başarılarını engellemediğini anlatılıyor. Kahramanımız Ishaan’ın hayatını değiştiren öğretmenin de disleksi hastası olduğunu çocuğa söylemesi filmde anlatılmak istenen temanın, farkındalığın altını çiziyor. Filmde sözü geçen bilim adamlarından Albert Einstein’ın şu cümlesi de bunu doğruluyor; ”Öğretmenlerim, aklımın hızlı çalışmadığını, zekâmın geri olduğunu, sonsuza dek asosyal olarak boş rüyalarımın peşinde koşacağımı söylüyorlardı” Filmde aynı şekilde disleksi hastası olan Leonardo Da Vinci’den, Thomas Alva Edison’dan, Pablo Picasso’dan ve Walt Disney’den de bahsediliyor ve hepimize ilham, umut veriyor.

 Ayrıca filmin bir yerinde şöyle bir ifade vardı: Solomon Adaları’ndaki yerliler ekim için tarla yeri açmak gerektiğinde çok büyük ağaçları baltayla kesemeyecekleri için, kesmek yerine onlara bağırıyorlarmış. Bu bağırma hakaret etmek, kötü söz söylemek şeklinde oluyormuş. Günlerce devam eden bu eylemlerden sonra ağaçlar kendiliğinden kuruyup yıkılıyorlarmış. Bu bilginin gerçekten var olup olmadığını araştırdığımda ise gerçekten böyle bir davranış biçiminin olduğunu öğrendim. Solomon Adalarında yerliler kesmeye güçlerinin yetmediği ağaçların etrafını sabah erken saatlerde sarıp hep bir ağızdan kötü sözler söyleyip ağaca bağırıyorlarmış ve bunu gerçekleştirirken yerliler, aslında her bir ağacın içinde bir güç bulunduğunu ve söylenen kötü sözlerden dolayı ağacı terk ettiğine inanırlarmış. Yerlilerin bu uygulamasından otuz gün sonra ağaçlar kuruyor ve ardından devriliyormuş. Burada kötü sözün baltadan bile daha güçlü olduğunu anlayabiliyoruz. Demek ki kötü söz baltadan bile daha yaralayıcı.  Yine buna benzer bir Japon araştırmacının yaptığı deney oldukça ilgi çekici. Suya değişik müzikler dinletip sonra suyun kristal yapısını fotoğraflamış. Kitapta sergilenen bu fotoğraflar çok dikkate değerdi. Seni seviyorum denilen suyun kristal yapısı çiçekli ve berrak olurken, kötü söylenilen sözlerden sonra suyun kristal yapısı koyu ve karmaşık bir hale dönüşüyor. Sevginin, güzel söz söylemenin yaşamımıza anlam katan, yaşam gücümüzü, sevincimizi arttıran çok önemli bir kavram olduğunu anlıyoruz. Bu güzel duyguya ulaşan, yaşamını bir kır bahçesinin güzelliği ile donatmıştır. Gerçekten, inanarak sevmek kolay değildir. Çalışmak, mücadele etmek ve ter akıtmanız sevgiyi elde etmenin gerekli yollarındandır. Uğraş vermeden, emek vermeden gerçek sevgiye ulaşamazsınız. Yıllar önce seyrettiğim ve Sinemamızın unutulmaz eserleri arasında yer alan, Cengiz Aytmatov’un romanından aktarılan Selvi Boylum Al Yazmalım Filminde usta sanatçı Türkan Şoray’ın söylediği ve hatıralarıma kazınan sözcükler hala gücünü sürdürmektedir.

"Sevgi neydi? Sevgi, sıcacık insan eliydi. Sevgi emekti."

 Günümüzde ise sevgi kelimesinin iyice yıprandığını gözlemliyoruz. Dünya’daki çıkar ve paylaşım savaşlarında insanların nasıl kadın, çoluk çocuk demeden vahşice yok edildiklerini kahrolarak, çaresizce televizyonlardan görüyoruz. İnsanın tüm canlılara duyduğu sevginin yerini, bedensel, parasal bencillik denilen canavar almış. Giderek artan kadın cinayetleri de sevgisizlik hastalığının en acı bir örneği. Sait Faik’in dediği gibi Dünya’yı güzellikler kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey.

 

Bu yazı 746 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» UNUTTUĞUMUZ BAYRAMLAR 
» ANNEMİZ
» KAPILARI ÇALMAK
» UMUT
» GEREKLİLİK
» KARINCALAR
» MASALLAR
» ÖZLEM
» BİSİKLETİN GÜCÜ     
» FOTOĞRAF
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter