25 Haziran 2022 Cumartesi
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Mustafa SARIOĞLU
Eski Bir Borç
Yazı Tarihi: 17 Nisan 2021 Cumartesi 06:51

Mustafa Sarıoğlu

Öğretmen/Yazar

 

Yazıya başlamayı uzun süre beceremedim. Kepirtepe’yi öne çıkarmam gerekti. Fakat kendimden söz etmeden bunu başarmam olanaksız.

1961-62 öğrenim yılında öğretmen oldum. Otuz yıl ilkokul öğretmeni olarak görev yaptım. Bu süre içinde öğrenci gözlemlerinin ilginç notlarından, “Sarı Tebeşir” adını verdiğim küçük bir şiir kitabı oldu.

Eşini ve kızını doğduğu köyün güneye bakan meşeli yamaçlarına veren Başaran Ağabeyin acılı günlerinden birindeydi. Kepirtepe Köy Enstitüsü’nün ilk mezunları Mehmet Yücel (Başaran’ın köylüsü), Hüseyin Orhan, Şükrü Akdeniz, Vehbi Dinçer, Ali Nazmi Üstündağ, Hamdi İlker ve hatırlayamadığım birkaç mezun daha…  Beni de aralarına aldılar, Mehmet Yücel’in evine gittik.

İstanbul’dan gelecek naaşı bekliyoruz. Hüseyin Orhan, Mehmet Yücel’e “Sorduğun, tanımak istediğin Sarıoğlu bu…” dedi. Yücel, kitaplarının bulunduğu odaya girip elinde incecik ‘Sarı Tebeşir’ kitabıyla döndü: “Bu şiirleri sen mi yazdın?” diye sert sordu. Konuşması öyleydi ama bende korku yaratmıştı. Ürkekçe; “Evet ben yazdım. Öğrenci gözlemlerinden aldığım ilginç cümleler üstüne kuruludurlar” dedim.

Hüseyin Orhan ve Şükrü Akdeniz, ilköğretim müfettişiydiler. Benim teftişimi hiç yapmadılar. Onlara dönüp, “Öğretmen dediğin böyle olur” dedikten sonra bana, Lüleburgaz’da ner’de vakit geçirirsin” diye sordu, “Öğretmenevinde” dedim. “Beni orada mutlaka bul!” diye ekledi. Sesi ve konuşma tarzı öyle amiraneydi ki, “Peki abi!..” diyebildim.

Bu konuşmaların sonrasında en kısa zamanda Mehmet Yücel ile Lüleburgaz Öğretmenevinde buluştuk.

Konuşmalarımız ilginçti. Zira, sadece Kepirtepe ve öğretmenlik konuşuyorduk. İkimiz de emekli olmuş; eğitim ve öğretimle fiili ilişkimizi kesmiştik.

İkinci buluşmamızdı. Onun, amirane konuşma tarzına alışmıştım. Konuşma arasında: “Bak çocuk!” dedi. “Kurulan Köy Enstitülerinin birçoğunun onları anlatan kitapları var: Kepirtepe Köy Enstitüsü ilk kurulanlardan birisi. Kızılçullu ve Çifteler’den sonra Kepirtepe ve Gölköy var. Ama bizim kitabımız yok. Kepirtepe ile ilgili kitabı sen hazırlayabilirsin. Ayrıca yöresel bir de gazeteniz var.”

Aslında çok büyük bir sorumluluk önüme koyuluyordu. Başarısız olmak yanında ilkel araçlarla basılan bir gazetemiz vardı. Yayın sürekliydi, lakin haftalıktı.

“Nasıl yaparım, kimlerden yardım alırım?” diye sordum.

“Sana vereceğim isimleri yaşadıkları yerde bulup, konuşur; yazılarını öyle hazırlarsın” dedi.

En uzaktaki isimleri sordum. “Sefer Tunca, Fettah Biricik” dedi… Yaşadıkları yer Meriç ilçesiydi.

İlk görüştüğüm Kepirtepe Köy Enstitüsü’nün kuruluşu ile ilgili anı sahipleri bu iki ilk mezundu.

Bu arada şunu belirteyim, çevremdeki Kepirtepe çıkışlı ağabeyler, özellikle Mehmet Yücel yazılarımda yanlışlar olmaması için başvurduğum danışmanlardı.

Hazırladığım yazılar Görünüm Gazetesi’nde “Kepir’den İnsana” başlığıyla yayınlanmaya başladı. Haberdar olan çevre mezunları ile iletişim kurup Trakya’nın birçok yerleşim birimine gittim.

Kepirtepe Köy Enstitüsü’nün kuruluş öyküsü bitmişti. Öyküye katkısı olan Kepirlileri anlatma gereği duydum.

“Yaşayan Kepirliler” adını verdiğim ve Kepirtepe’nin kuruluşuna katılanları tanıttığım bir bölüm hazırlamak aklıma geldi. Yardım edenlerin onayını aldıktan sonra yayına başladık.

İlk mezunları anlattığım birkaç bölüm yayımlanmıştı. Öncelikle en yakın yakınımızda olanları anlatmış, ilginç yaşamlarından örnekler vermiştim. Bu bölümün yayınlandığı dönemde kendisine ulaştığım her mezuna gazeteyi ulaştırmaya çalışıyordum.

Bir gün bir mektup geldi. Mektubu yazan Fettah Biricik’in oğluydu. Babasının ölüm haberini veriyordu. Ve ben Fettah Biricik için yazımı hazırlamakla uğraşıyordum.

Sevecen, esprili bir kişilikti Fettah Biricik. Ölmeseydi bugün “Kepir’den İnsana” kitabında yaşam öyküsü yer alan Kepirli olacaktı. Onu ve Tahir Gönültaş’ı yazamadığım için bu gün bu yazıyı yazıyorum.

Uzunca boylu fakat dimdik birisiydi Fettah Biricik. Kepirtepe Köy Enstitüsünün ilk yirmi dokuzundan birisiydi. Okulun arıcılık öğretmeni Mehmet Salih Arı’nın baş yardımcısıydı. Kovanlar, onun sorumluluğundaydı. Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye, okulu ziyaretinde kovandan çektiği petekli balı kendisi ikram etmişti. Yenilmeyip artan peteği kovana götürmeye kalkınca da; arkadaşları tarafından pataklanmaktan zor kurtulmuştu.

Kendisini anlatırken alçak gönüllüydü. Donatım bedeli olarak verilen pulluk, araba ve öküzleri ancak iki günde köye ulaştırabileceklerini anlatmıştı. “Yularsız hayvanlardan çok para kazandım. Anlatabiliyor muyum? –sözünü ettiği arılardı- Uzun süre yaptım bu işi… Sonra çeltikçilik başladı. Güzel işti… bacanakla bozuşmamıza neden oldu” Sözünü ettiği olay konusunda uyarıldığımdan üzerinde durmadım. Zira Mehmet Yücel: “Sefer Tunca ile ikisini birlikte göremezsin, dargındırlar. Bacanaktırlar, lakin birbirleri ile görüşmezler” demişti.

Öğle zamanıydı. “Gel bir şeyler yiyelim” dedi. Bulunduğumuz yerden kalkıp bir köfteciye gittik. “Ne yersin?” diye sordu. “Köfte yiyelim. Senin çorba ve köfteden başka yiyebileceğin bir şey yok” dedim, gülüştük. Fettah Biricik’in ağzında üçten fazla dişi kalmamıştı. Gülüşmemizin nedeni aslında benim çaktırmadan yaptığım espriydi.

Yemek yiyip konuşmalarımızın sonrasında ayrılmak istedim. Fettah abi benim esprinin kamasını anında çıkardı.

“Bak” dedi. “Bundan sonra gidip görüştüğün tüm Kepirlilere, Fettah Biricik’in selamlarını mutlaka söyleyeceksin ve diyeceksin ki; Fettah Biricik’in komşusu nüfus müdürüymüş. Kafa kafaya verip Fettah Biricik’in kafa kağıdını yenilemişler. Kendisi dipdiri. Çok uzun zaman kazanmış.”

Evet, Fettah Biricik kafa kağıdını yenilemişti. Yenilemesine yenilemişti de, daha birkaç haftacık dayanıp “Yaşayan Kepirliler” dosyasına girememişti.

Kendisine Tanrının sonsuz ışıklarını dilerken yerine getiremediğim görüşmemin birkaç satırını aktararak, kaderin kadersizliğine boyun eğmediğimi göstermek istedim.

Tahir Gönültaş bu bölümün kendisinden söz edemediğim ikinci ismiydi. Doğduğum ilçedendi. Kendisinden söz edilmesini sevmeyen bir Kepirliydi.

Kepirtepe Köy Enstitülülerini aradığımı söylediğimde, Kepirtepe mezunu Cevdet Aktaş kırtasiye dükkanını kapatıp: “Hadi öyleyse gel Kepirtepe’nin ilk öğrencilerini bulalım.” dedi.

Arabasına binip Sefaalan köyüne gittik. Hasan Gülümser, İstanbul’a göçmüştü. Köy Enstitülü eşi de hastaydı. Eserleri orada Köy Enstitülü öğretmenlerin görev yaptığını gösteriyordu. Köye girişteki elma bahçelerinin kurucusu Gülümser Öğretmenlerdi.

Kimseyi bulamadık: “Gel Küçükmanika’ya (Küçükyoncalı) gidelim. Tahir Ağabey hasta ama hem ziyaret ederiz, hem de konuşuruz” dedi.

Küçükmanika’ya geldiğimizde: “Necati ile Adem’i de bulalım, ziyaretine birlikte gidelim.” Adem Ulutaş, Necati Nosel, Cevdet Aktaş ve ben, Gönültaş’ın evine gittik. Hasta yatağında güleçyüzlü, hepimizi kucaklamaya çalışan sevecen bir Kepirli vardı.

Üç Kepirli hem benden önce hem de Saray ilçesinde çalıştıklarından Gönültaş’ın tanıdığı insanlardı.

Yapmak istediğimi ve kendimi tanıtınca çok sevindi. Uğraşlarından pek söz etmedi. Göreve başladığı günden emekli oluncaya kadar doğduğu köye emek vermişti.

Sulu tarımı öğreten ve köy deresinin ıslahını yapan mühendis kendisiydi. Günümüzde ve kendisiyle görüştüğüm günlerde Küçükyoncalı çevredeki önemli bahçıvan köylerden birisiydi. Köyün kalkınıp gelişmesinde yeni ufuklara açılmasında büyük emek sahibiydi.

Kendisini ziyarete gelen öğrencilerinden, günün eğitim ve öğretim sorunlarından söz ettik. Konuştuklarımızı o zaman yazamadım. Bu gün borcumu ödüyorum.

Komşu köyün ve Kepirte’nin ilk mezunu Yusuf Asıl’ın. Tahir Gönültaş’ın ölüm haberini vermesine çok üzülmüştüm.

Yaşayan Kepirlilerin birçoğu aramızdan ayrıldı. Onlarla ilgili anılar satırlarda saklanıyor. Satırlarıma girmeyen bu iki insanın anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

İlk mezunlardan İlyas Özcan’ın Kepir Marşı’ndaki Kepir Ana’nın çocuklarından birisi olmak bana gurur veriyor.

Kepirtepeli olmak bir özellik; Kepirli olmak gurur duymak, duyabilmektir.

Saygılarımla…

 

Bu yazı 19830 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» Eski Bir Borç
» YARDIM-ÖTEKİLEŞTİRME
» BİRAZ NE?
» NEVRUZ
» KORKUYORUM!
» YAZI TAHTASI YAŞAMAK VE MUTLULUK
» UTANIYORUM
» SEVSEM Mİ, SEVMESEM Mİ?
» NEVRUZ, GÖBEL, ÖZLEMLERİM.
» ESKİ LÜLEBURGAZ BENDE DEĞİL Kİ
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter